AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden

 

ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Kasım 2017
 
SINIRI OLMAYAN DİL VE DÜŞÜNCE

                    

Ertuğrul Özüaydın

 

Bilindiği gibi kişisel ve toplumsal olarak kurduğumuz ilişkilerde dil en etkin rolü üstlenir. Yaşamsal bir değeri yürütür. Günlük uğraşılarımız içinde anlamlı olduğu kadar yararlıdır.  İnsan yaşadığı bir olayı, onunla ilgili duygu ve düşüncelerini çevresine duyurmak, anlatmak ister. İşte o zaman dil derin sessizliğin yerini doldurur. Doğal bir sonuç olarak da alışkanlığa dönüşmüştür. Herkes acısını, hüznünü, sevincini bu yolla birileriyle paylaşır.

Hayatın akışı içinde, söylenecek her şeye bu anlamda can veren dildir diyebiliriz. Yazılı ya da sözlü dil olmasa aklımızdakiler nasıl nitelik kazanabilirdi? Tam tersinden bakarsak, sözcükler olmasa düşünceler aklımızda nasıl yer edebilirdi? Dil söyleyendir. Anlatım olanakları, aralarında kurulacak bağların ve sürdürülen ilişkilerin önünü açar. Doğru ve anlaşılır dil iyi bir iletişim aracıdır. Evde, sokakta, işte sesli konuşmanın hayatımızı kolaylaştıran gücüdür. Aramızda esen ılık bir rüzgârdır. Bu yüzden herkesin konuştuğu, anlayabildiği ortak dilin varlığı birincil koşuldur. Diyenin dediği,  dinleyenin anlamadığı konuşmanın boşunalığı ise açıktır. Bu yanıyla dil çift yönlü etkileşim içindedir diyebiliriz.

Dil, toplumu her yönden kuşatmıştır. Bireyler yaşadığını, gördüğünü, bildiğini kurulmuş dil birliği düzeniyle birbirine aktarır. Yani kendini anlatabilmek ve söyleneni anlayabilmek dilin sınırsız olanaklarıyla somutluk kazanır. Sözcükler yüz yüze gelmiştir. Ayrıca düşüncesini dile getirmek insan olmanın özelliğidir. Böylelikle de aramızda toplumsal ve kültürel ilişkilerin sağlıklı yapısını kurabiliriz.

Sözcükler anlatım için yalnızca bir araçtır. Sözcük dağarcığı üç yüz, beş yüz sözcükle sınırlı birinin evreni de aynı oranda sınırlı kalacaktır. Sahip olduğumuz söz varlığımızı kullanmak vazgeçilmez bir gerekliliktir. Yoksa düşündüğünüzü aktaramazsınız, anlatacağınızı anlatamazsınız. Oysa söz sonsuzdur. Dar sınırları arasında düşüncelerimizi tutsak etmeyelim. Anlatılanın da anlatıldığı kadarıyla anlaşılacağı açıktır.

Dili dayatma ve baskılarla sınırlandırmak durumu bir başka acıdır. Düşündüğünü konuşmak isteyenin sözcüklerini yasaklamak böyle bir şey. Düşünün ki ele alacağınız kültürel, toplumsal ya da bilimsel bir konuda kimi sözcükleri kullanamıyorsunuz. Belki kullanmaktan çekiniyorsunuz. 12 Eylül darbesi generallerinin devletin kurum ve kuruluşlarında kullanılmasını yasakladığı sözcükler, söylemek istediğimize açık bir örnektir. “Anı, aymazlık, başyapıt, bellek, deneyim, devrim, dışalım, doğal, düzeltmen, esinlenmek, eşgüdüm, görece, kuşku, olanak, olasılık, özel” vb. birçok Türkçe sözcük yasaklıydı. Bugün günlük dilimize iyiden iyiye yerleşmiş onlarca sözcüğü o günlerde kullanmak yasaktı. Böyle bir ortamda nelerden nasıl söz edileceğinden korkuluyordu. Sözcükler düştüğü yeri yakıyordu. O günler belki geride kaldı ama bugün yine kimi sözcüklerin gücünden korkanların olduğunu görüyoruz.

Dilin içinde düşünce, düşüncenin içinde dil bütün gizlerini açan gül gibidir. İkisi de birbirine göre değerlidir, birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Etki ve etkileşimleri süreklidir. Sözcükleri anlam yönünden açıklamak için düşüncenin birikimine, düşünceleri anlaşılır aktarmak içinse sözcüklerin varlığına gereksinim duyarız. Neden sonuç ilişkisi açısından birbirini tamamlayan gereklilikleri yerine getirirler. İşbirliği çok güçlü ortaklıktır. Sözgelimi dil yetisinin gelişmesi doğrudan düşünce yetisinin gelişmesine bağlıdır. Kendini yenilemeyen, geliştirmeyen ne kendine katkı verebilir ne de kendine bağlı öğeleri etkileyebilir.

Düşüncenin içeriğini, özelliklerini açmaya yol gösteren dil bir başına ses bütünüdür. Sözcüklere biçim ve anlam yönüyle değerini binlerce yıllık ses verir. Gözlemlerini, bildiğini, duyduğunu aktarmak isteyen bir yazarın sözlerinde söz derinlik kazanır. Söz, sözce söylenen yazıda karşılık bulur. Sözcükler, kavramlar ekin ve yazın dili biçimiyle kendini duyumsatır. Yazı ustası, dil ve düşünceyi özgürce bütünleştirmiştir. Emin Özdemir'in deyişiyle, “Dilin en güzel çocuğu düşüncedir.”

Bir durumu aydınlatma, bilgiyi sunma, nesneyi tanımlama, bir amacı açıklama bakımından dil ve düşünce tam bir anlaşma içindedir diyebiliriz. Kişiden kişiye değişebilen görüş ve yorumlar başka başka düşüncelerin yaratımıdır. Kafamızdakilerin tam ve açık gelişmesi ancak ve ancak özgür düşünmekle sağlanabilir. Her düşünce hayatın eksilen yanını tamamlar. İşte bu özgür düşünce de gücünü özgür dilden alır. Düşündüğünü konuşamayan için her şey zordur. Dil düşünseldir. Hepimiz biliyoruz ki özgür dil anlatım olanaklarını genişletir. Sözcükler asıl karşılığını bu açık anlatım içinde bulur. Özgür olmayan dil bozulur, boşluğa düşer.

Elbette yaşadığımız coğrafya, toplumsal değerler, ekonomi ve kültür, aynı zamanda konuştuğumuz dil düşüncenin oluşumuna gerekli katkıyı vermektedir. Ben de dünyayı annemin dilinde sevdim. İnceden inceye rengini gösteren bir Anadolu uzuyordu dilinde. O renkleri gördüm. Yöntem olarak yasaların, yasakların, tüzüklerin, yönetmeliklerin maddeleri arasına sıkışıp kalmış düşünce ve dil, nesnel bir nitelik kazanamaz. Aynı toplumun dili ve düşüncesi ne denli genişlemiş ve özgürse toplum o denli evrilir, gelişir. Söz, düşünceden havalanan bir kuş olur.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter