AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden

 

ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Ocak 2018
 

ŞİİR DİLİN EFENDİSİDİR

Ertuğrul Özüaydın

 

Ömrünü rüzgârda savrulan söze, sözcüğe adamış şairin söylediğinde deneysel bir gerçek vardır. Kurguladığı düşsel derinlik içinde gizemli bir dünya görünür. Bildiğimiz dünya ile bilinmedik arasında bir başka köprü kurar. Yüz yüze geldiğimiz bu dünya estetik deneyimin niteliğine bürünmüştür. Şairin bizi çektiği o yerde yeniyi başka olarak duyumsarız. Yaşadıklarımızdan öte hiç bilmediğimiz yönleriyle anlamlandırdığı, görünür kıldığı bir başka dünyadır. Varlıkları, olayları, şeyleri yeniden ele alır ve değiştirir, dönüştürür.

Şair, bu söylediklerimizi yapabilmek için dille yoğunlaşır. Değişime ve dönüşüme uğrayan ne varsa onun söylediği biçimle kavrayabiliriz. Yaşamın karmaşık görünümleri ve ilişkilerine onun dili aracılık ediyordur. Yaşam deneyimi, diliyle birleşerek şiirin yolunu açar.

Şiir yaratımının gittiği yolda en etkin belirleyicisi dildir. Dilin, derinlemesine kazandıracağı katkısı doğrudan ve tamdır. Anlamlandırma, anlaşılabilirlik niteliğini böyle kazanır. Bu nedenledir ki şair anadilini iyi bilmelidir. Ortaya çıkan yapıtı dil ile kurgunun bileşimidir. Şiire ne türden etkiler olursa olsun hiçbiri dilin önüne geçemez. Bütün etkenler, ana etkenle kaynaşıp, uyuşarak bütünlüğü sağlayacaktır. Dilin felsefesi, düşüncesi, aktarımı her şeyi ortaya koyar. Şiirin kendisi dili üretme biçimidir. İzin verdiği ölçüde ve biçimde kullanabiliriz. Var olan dilin üstünden yeni bir dil yaratmaktır. Söylenenin yinelenmemesi, söylenmeyeni söylemektir ama söylenmediği biçimde. Bir meydan okuyuştur. Okunabilirliği olan dili yaratmaktır. Bir altdil kurgusudur ki doğrudan içinden çıktığı dile bağlıdır. Bu yönüyle konuştuğu, yazdığı, izlediği öz diline bir başka nitelik katar. Anadiliyle, kendi dilini geliştirir ve dilini değiştirir. Yeni bir biçem deneyimidir. Gündelik dilin dışında bir anlatımdır. Bunu yaparken anadiliyle bağdaşır olmak ve anlaşılır kılmak gerektiğini bilir.

Şiir, bir içe doğuştur. Şair, diliyle duygularını ve düşüncelerini duyumsatır. Şiir metninin bu anlamdaki aktarımında dil yine belirleyici durumundadır. Gözlem ve sezgilerinin dille hayat bulmasıdır diyebiliriz. Aslında şiir bu uğurda akıp giden bir serüvendir. Kendi varlığı açısından duygu ve düşüncenin dilsel anlamda bütünleşmesidir. Şairin dili, yapıtının da bu anlamda güçlülüğünü gösterir.

Diliyle kendini kendi kılmıştır. Kendi dil evreninde yaşayan şairimiz aşkları, çocukluğu, çevresiyle birer fotoğraf koyar önümüze. Gördüklerimiz yalnızca fotoğraf olarak kalmaz, orada bir kültür olarak varoluşlarını yansıtır ve yaratır.  Fotoğraf başkadır, fotoğrafın dili başkadır. Şair bunu yaparken şiirin lirik sesiyle seslenir. Kendi dilleriyle konuşan şairleri orada bulursunuz. Dilini bilmekse şiirini daha anlaşılır kılacaktır. Kendi dilini yarattığı gibi kendini de şiirle yeniden yaratmıştır. Kendinin kendisidir. En çok da kendiyle uğraşır.

Gördüğü, bildiği, tanıdığı dünyanın ötesinde şiir yapıtı bir düş ürünüdür. Bu nedenledir ki düşsel ve duygusal anlamda şiirin metin anlayışı öteki metinlerden ayrılmıştır. Düş ülkesinden seslenirler. Kendilerine özgü yarattıkları dil gerçek dünyanın diliyle ayrılır. Aynı topraklarda, aynı kültür içinde büyülü düş dilleri ne denli düşçü olduklarına ilişkin kanıttır. Duygu ve düşüncenin içinde imgenin hayat bulmasıdır. Şiir yapıtı bu anlamda hiçbir zaman dış dünyadaki herhangi bir şeyin, olayın tıpkı görüntüsü, anlatımı olmamıştır. Şiir yapıtının ana malzemesi dil her şeyi başkalaştırmıştır. Okuru başka bir dünyaya taşır ki düş dünyasında yarattığı güçlü imgelerle inandırıcılığını kazanır.

Çünkü doğa ve insanı başka açılardan ele almıştır. Görüneni yeterli bulmaz. Bitmez tükenmez gözlemleri ve sorgulamalarıyla doğa ve insanı yeniden keşfeder. Bunların özüyle, dilin güzelliğini şiirinde birleştirir. Doğa, insan ve dil kaynaşarak başka biçim almıştır. Yeniden canlandırmış, yeniden var etmiştir. Dil gözüyle görür. Bunun sonucunda gerçek dünyayla beklenmedik bağıntılar kurar. Var olanı, başka olası durumlara, biçimlere dönüştürme uğraşısını dille başarır.

Sözcükler olmadan şiiri yaratamadığımıza göre şiir ve dil birbirinden ayrılamaz. Şairin uygulamada kullandığı dil şiirin mimari yapısını yaratmada asıl nedendir. Bu yüzden şiir, dilin efendisidir. Şiir dili ne denli kökleşirse o denli derinleşir. Şair estetik anlamda güzel, anlaşılır bir dil yaratmakla okurun ilgisini çeker. Dahası merak uyandırır. Şiir, nesnel olan dille özdeşleşmiştir. Büyüleyici gerçeklik ilerlemeye başlar, daha üst düzeyde gerçekdışılıkla arasında kurduğu bağ kendini duyumsatır. Yürüdüğü bu aykırı yolda aslında kendini açıklamaktadır. Gizini ele vermesiyle birlikte bile isteye kendini de açığa çıkarmıştır...

 Şair özgün deneyimlerle şiirine damgasını vuracak dilini örüyordur. Günümüz dünyasına başka gözlerle bakmamızı şiirleştirir. Başkalığı arayışı, başka anlamlar ardına düşmesi bundandır. Okuru yarattığı düşlere ortak etmiştir. Dille etkileşen şiiri, etkindir.


 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Ocak 2018 - 359. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter