AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Mayıs 2018
 

TÜRKÇE KULLANIMI VARKEN

             Ertuğrul Özüaydın
 

Dil yanlışları üstüne ne denli söz edilmiş olsa da biz bu yanlışlarımızdan dönmüş değiliz; biraz daha özenli olmak, dikkatli davranmak sorumluluğumuz gereğidir. Şimdi burada ayrıntıya girmeden sıklıkla yaptığımız üç beş yanlışımıza değinmenin yararı olabilir. Özellikle dergimize gelen yazılarda karşılaştığımız durumlardan söz etmek istiyorum.

1. Yazınsal ürünlerde içeriği etkilemeyecek Osmanlıca ya da yabancı sözcükleri kullanmak nedendir? Son yıllarda yeniden yabancı sözcük kullanma sevdasına düşüldü. Geçmişte kaldığını sandığım özenti mi hortladı; yoksa alışkanlıklarımız mı bizi özensizleştirdi? Türkçesi varken unutulmuş ya da unutulmaya yüz tutmuş Osmanlıca sözcük kullanmak, sıkça karşılaştığımız bir durum:

 beher: her bir; cüretkâr: atak; düstur: genel kural; fani: ölümlü; fazilet: erdem; fıtrat: yaradılış; hafıza: bellek; himmet: yardım, kayırma; kâinat: evren; kani: kanmış, inanmış; meskun: yer,  yurt; mukabil: karşılık; mütalaa: inceleme, irdeleme vb. gibi sözcüklerin Türkçesi varken neden eskiye dönüyoruz; çok yönlü bir etki uyandıracağını mı düşünüyoruz? Dilimize çoktan yerleşmiş, benimsenmiş sözcüklerin yerine Arapçasını, Osmanlıcasını oturtmak isteyenleri anlayamıyorum. Bugün geçerliliğini yitirmiş bu sözcüklerin yazdığımız öyküye, şiire ne gibi katkısı olabilir?  Yeri gelmişken şunu belirtelim ki Türk şiirinin önde gelen adlarından olan Nazım Hikmet'in şiirleri; bugün sevilerek okunuyorsa, bunun en önemli nedenlerinden biri dilinin yalın, açık ve anlaşılır olmasıdır. Şiirinin başat özelliği Türkçe olmasıdır. Bunun için de sevgili şair arkadaşlarımın, Türkçe yazıp Osmanlıca ölçülü ses ve uyaklı söz, sözcük aramalarına pek anlam veremiyorum. Uyandırdığı sesin coşku ve uyumundan yararlanmak düşüncesiyle yapılmışsa, bana göre çok uygun düşmüyor. Metinlerimize belirleyici bir anlam yüklemeyen böylesi yüzlerce sözcüğü ayıklamamız gerektiğine inanıyorum.

2. Aynı yanlışa batı kaynaklı sözcükleri kullanarak da düşüyoruz:

 Enteresan: ilginç; metot: yöntem; spesiyal: özel; jenerasyon: soy, kuşak vb. gibi batı kaynaklı sözcüğün yaygın Türkçe kullanımı varken bu türden sözcüklerde can arıyoruz. Oysa Türkçeye kazandırılmış terim ve sözcüklerin kullanılması anlaşılır olmanın yoludur, diyebiliriz.

3. Anlamı değiştirmeyen iki ayrı dilden sözcüğün art arda kullanılması dilimize yapışan bir başka yanlıştır. “mesela, örneğin” ile anlatımını bir yere bağlamak, “ne ilgisi, alakası var” gibi belirtmek, “aleni, açık biçimde söylemek”, “özel spesiyal yemek istemek” gibi. Böyle söylenince anlam  pekişecek gibi bir alışkanlıktan vazgeçemedik. Kimi zaman Çağdaş Türk Dili dergimiz için gelen yazılarda –Dil Derneği yayını olmasını göz önünde bulundurarak daha çok özenli olmamız gerekirken-  aynı yanlışı görmekse üzücü.

4. Anlamdaş sayılan ayrı dillerin sözcüklerinin aynı yazıda kullanıldığını görmek de insanı şaşırtıyor. Bir yerde “sonsuz” bir yerde “ebedi” oluyor. Bir yerde “sözcük” bir yerde “kelime” oluyor, bir bakıyorsunuz “tilcik de oluveriyor; bunların yazıyla uğraşan bizlerin böylesine dikkatinden kaçmasına ne diyelim!

5. ÇTD düzeltilerinde tamamıyla Dil Derneğinin yazım kılavuzuna bağlı kalıyoruz. Arapça, Farsça kaynaklı sözcüklerde uygulama yazım kılavuzumuzda belirttiğimiz kurallar çerçevesinde işliyor: Şâir: şair, dâir: dair, zirâ: zira, dâim: daim, âile: aile, hâin: hain olarak yazılması gerekiyor.

6. “Tek bir kavramı” anlatır durumuna gelmiş iki ayrı sözcüğü bileşik sözcük olarak kullanıyoruz. Ön söz: önsöz, hava alanı: havaalanı, söz konusu: sözkonusu, kim bilir: kimbilir, gece kondu: gecekondu vb.

7. Ayrı ve geniş bir konu olsa da şuna da değinmek istiyorum. Yazınsal, bilimsel, kültürel çalışmalar yürüten yazarlarımızın kendi alanlarında yeni sözcükler, terim ve söz öbekleri ürettiklerini biliyoruz. Dilin olanaklarını geliştirme ve genişletme yönünde güzel çabalardır bunlar. Özellikle bilimsel çalışmalarda bir öneriden öteye geçemeyen bu sözcük türetme işi kimi zaman karşılığını bulmuyor. Aynı konuda birçok uzmanın tutumu değişiklik gösteriyor ve dış kaynaklı bir sözcük için herkes, ayrı ayrı karşılık önerebiliyor, kendi bulup söylediğinin doğru olduğuna inanıyor. Sözcük türetmenin temel ölçütleri gözetilerek yapılmış olsa bile bir sözcüğün yerleşmesi, genel kabul görmesiyle doğrudan ilgilidir. Öyle ki yazılarında bir değil, beş değil onlarca tanışık olmadığımız yeni sözcükle karşı karşıya gelmek anlamı, anlamayı güçleştiriyor. Doğacak kargaşayı ortadan kaldırmak sanırım bireysellikten uzaklaşmakla olanaklı. Dilde karışıklık ve sorun yaratacak bu ve buna benzer sözcük seçimlerinden kaçınmak gerekiyor. Yoksa okur yeri geliyor, kendi dilindekileri bile anlayamıyor.

Halkın dilinde anlam kazanıp boyutlanan sözcükler onların özleminini, hüznünü, sevgisini ve gücünü en iyi biçimde anlatır. Yabancı sözcükler anadilimizi bozduğu gibi aramızda anlaşmayı da zorlaştırıyor. Türkçenin etkileyici sözcük örüntüsü zamanla kendi özünden türemiştir. Kuşaktan kuşağa süregeldiği içindir ki çok eskilere dayanır. Bu köklü yaratımın sürmesi sürdürülmesi yazı işiyle uğraşanların da başlıca işi sayılır.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter