AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Haziran 2018
 
            ŞİİRİNİ ŞİİR YAPAN DİL

Ertuğrul Özüaydın

Toplumun duygusal ve düşünsel serüvenine ayna tutan dil aynı zamanda gelişim sürecini de kendiyle kendine gösterir. Bir başka deyişle çağlar boyu yaşamı yansıtır. İnsanoğlu yaşantısını ve ona ilişkin bilgilerini yaygın ve yerleşik bu dil yoluyla aktarır. Düşünen, üreten, yaratan insan için en önemli iletişim aracıdır. Bu anlamda yaşama ilişkin bilgiler kazandırır.  Kişi güneşin parlaklığını, taşın sertliğini, kuşların uçtuğunu, sevdanın güzelliğini öğrenir.  Duygu ve düşüncelerin sunumunu olanaklı kılar. Sesinde, dilinde sır çözülür. Birey olarak bu yolla topluma katılır.

Edebiyat ve sanat gündelik dili değiştirir. Özellikle insan ruhunun inceliklerini ve güzelliklerini yansıtan şiir dili bu anlamda özel bir dildir. Gündelik konuşma dilinin dışında kendine özgü dille şiir yazan, okuyanla arasında özel, farklı bir ilişki kuracaktır. Şiir dilinin sezgi ve çağrışımlara dayanan bir tadı vardır. Onu değişik kılan etkileyici ve heyecanlandırıcı güç yaratmasıdır.

Aynı dil kurduğu bir başka düzenle şiirde varlığını göstermiştir. Bir başka düzlemde kendini  somutlamıştır. İşte Türk şiiri de bu anlamda Türk dilinin ruhudur. Çünkü şiir dili duygusal boyutludur. Yarattığı anlamsal zenginlikle Türkçenin işlevini zenginleştirir. Şair karıncanın kulağına Türkçe seslenirken, komşu ağustosböcekleri de duyar. O da bütün gece suzmaz kendini anlatır. Dinlersek duyabiliriz sesini. Onun da olmuştur bir dili.

Bir an gündelik dilimizden uzak  gelin denizleri yazalım, yaşamın fırtınasını, gecede yağmuru, sudaki balığı izleyelim. Şiirde bütün bunlar yazanın duyarlılığı ve kişiliğinin özelliğiyle başka etkilenimler yaratacaktır. Şair, okurunu düşünsel ve duygusal olarak sarıp sarmalayacaktır. Tam buradan bakıldığında şiiri şiir yapan dilidir. Türk şiirini de şiir yapan Türkçedir. Çünkü Türk şiiri diline ve özüne bağlıdır.

Aslında sokağın günlük diliyle şiir dili birbirinin içinden gelir ve ortak niteliklerle donatılmışlardır. Her dil kendi kurallarının bütünüyle varlığını sürdürürken şiir dili de o bütünlüğün ayrılmaz bir parçasıdır. Bir toplumun duygusu, düşüncesi bununla birlikte özlemleri, sevinci, acısı o toplumun şiirinin içindedir. Yaratılan şiir dili de doğrudan doğruya o toplumun dilidir. Gündelik yaşamla şiirin serüveni bu noktada kesişir.

“Kadın az ötede açık saçık uzanmıştı.” dediğimizde içinde bulunduğu durumu doğrudan gösteren bir tümce kurmuş oluruz. Şair bunu: “Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;/Entarisi sıyrılmış, hafiften;/Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;/Bir eliyle de göğsünü tutmuş./İçinde kötülüğü yok, biliyorum;/Yok, benim de yok ama.../olmaz ki!/Böyle de yatılmaz ki!” Orhan Veli  gördüğünü kendine özgü söz dizimiyle renkler biçimler. Kadının dişil niteliği içinde yeni bir anlama yöneltir. İnsanın duygu ve ruhu böylesine etkili anlatım karşısında güzelliğin, inceliğin ayrımına varır. İşte şiirin gücü tam da burada kendini göstermiştir. Aktardığımız şiirde güzelliği bir başka tanımlayarak, somutlyarak insanı kuşatır. Okur yakıcı dişil güzelliği algılar. Kullandığımız gündelik dilin aynı görüntüyü anlatmada şiir kadar canlı olmadığını söyleyebiliriz.

 Her şair kendine özgü ölçü ve ses biçimiyle dilini geliştirmiştir. Yani ideal şiir dili gibi bir tanım yoktur. Türkçemiz değişik dil olanakları ve dilin kullanımını ortaya koyar. Onu kullanan şairin bakış açısı ve yaklaşımı kendi yönünü belirler. Elbette dili gündelik dilden başkalıklar gösterir. Şiir, bu bağlamda dilsel yaratı olarak karşımıza çıkar. Söze dayalı söz. Dille doğrudan bağlantısı olan ama ondan ayrılan dilsel üretim. Nasıl kullanırsak kullanalım aynı dile dayanan bir yaratımdır. Okuruna bir başka tat vermesi ve ona çoşku duyurması anlamında özel dilleriyle ayrılan şairler, şiirin bir dil sanatı olduğunu bilirler.

Yunus'tan Karacaoğlan'a, Nazım'dan Dağlarca'ya böyle olagelmiştir. Türkçenin geçmişten günümüze değin aldığı yol okuduğumuz yeni şiirde de kendini açıkça gösterir. Bununla birlikte o günlerden şimdiye Türkçe ne kavgasız ne de çaresiz kalmıştır. Ayrıca önemli değişikliklere uğramıştır. Kimileri istemese de sevmese de Türkçe Türk şiiriyle kaynaşmıştır.

Türkçenin yetersizliği konusunda görüş bildiren arkadaşlara ders vermek gibi bir niyetim yok. Yalnız şunu biliyorum ki Türkçe yazmak görevimdir, tutkumdur. Anadilim dışında bir yere gitsem yanlış olur. Beni kim karşılar? Ortaya attığım soru budur. Söylediğimiz şu gerçeği yabancı sözcüklerin kullanımıyla bir daha açalım. Öne sürülen düşüncelerden biri, kullanılan sözcüğün Türkçesiyle anlam karşılığı birebir aynı değilmiş. Buna kaçacak bir yeri olmayan kuşlar bile güler. Bu düşüncenin biraz ilerisi Türkçeyi şiir dilinin dışında saymaktır. Belki şimdilik görülmeyebilir ama uçurum, uçurumdur. Türkçeyi nereye taşımak istiyorlar? O Arapça, Farsça, Osmanlıca sözcüklerle ölçülü ses ve uyaklı söz yaratma çabaları nasıl bir tazelik yaratır? Yunus'un yalın ve sade dille derdini anlatamadığını kim söyleyebilir? İşi gücü burakıp ses uyumuna sözcük aramayalım. Türkçenin ses uyumu kendi sesine uyacak zenginliktedir. Sönmüş sözcüklere boşuna ışık tutmayalım.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter