AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Ocak 2020 
       

ELEŞTİREL SESSİZLİK

                      Ertuğrul Özüaydın
 

Sanatsal yaratıları değişik bakış açısıyla yorumlayıp, değerlendirmek ve bulunduğu yerden daha başka bir noktaya ulaştırmak etkinliğine eleştiri diyebiliriz. Bu yönelimi kendimize göre yapıyor olsakda sonut gerekçelerle açıklamak zorundayız. Salt kişisel görüşlerimiz ve izlenimlerimiz doğrultusunda inceleyip, açıklamakla yaklaşımımızı darlığa tutsak tutarız. Yazınsal yöntem ve kuramlara bağlı incelemeler bizi sözünü ettiğimiz kişisellikten kurtarabilir. Ne temel doğrulardan uzaklaşmalıyız ne de yapıta uzak durabiliriz.

Sanatçının sırası geldiğinde eleştiriye kucak açması ve onu yazınsal gelişim süreci içinde olmazsa olmazı kabul etmesi doğal bir sonuçtur. Ne gariptir ki hepimiz böyle düşünmeyiz. Eleştirmenin üstümüze gelmesi hoşumuza gitmez.

Geçmişte yazılanı yeniden yazmak yerine, yazılması gereken üzerinden sürece katılmak farklılık kazandırabilir. Daha en başından eskiyi benimsemek onu yapılandıran öğeleri olduğu gibi kabul etmektir ki eğer öyleyse durağanlık kaçınılmazdır. Kendine sıkı sıkıya bağlılık, süregeleni olduğu gibi sürdürmek daha başka bir şey yaratabilmenin önünü kapatır, ama yazmanın da en kolay yoludur. Herkes aynı duygu ve düşünüşle, aynı biçimsel kaygıyla yazarsa iş kabak tadı vermeye başlar. Sonuçta dönemler arası değişim ve dönüşümün beklenen adımları gerçekleşmez. Yazılan şiir kendi içinde kendiyle kalmaktan öteye yeni izler açamaz olur ki bu istenen şey değildir. John Dawey'in dediği gibi, “Sanatın kendisinin ahlaksal işlevi önyargıyı yok etmek, gözü görmeden alıkoyan etkenlerden kurtarmak, alışkanlık ve geleneklerden kaynaklanan peçeleri yırtıp atmak, anlama yetisini mükemmelleştirmektir. Eleştirmenin görevi, sanat nesnesinin aracılığıyla gerçeklesen bu işi daha ileriye götürmektir.”(1) Dolayısıyla kendini var etme görüntüsü içinde ki şiirimizi etkileyecek, çıkar yol gösterecek en önemli etken eleştirel bakış açısıdır.

Günümüz şiirine yaklaşıp Onu daha yakından değerlendirmek ve onun çatlaklarını, dağılmış parçalarını, onarılması gerekenlerini yazmaya kalkışan birilerinin olmaması şiirimiz adına bir yoksulluktur. Bilinen bu gerçeğin üstüne gidecek eleştirmenler ancak şiirin önünü açabilir, inancını paylaşıyorum. Yoksa eskiyle başa çıkamazsınız.

Günümüzde eleştirinin yerini daha çok deneme almıştır, belki de şiir için bunu böyle diyebiliriz. N. Ataç'ın dediği gibi “Eleştirmenin bir kolu vardır; deneme.” Denemenin özgürleşen yazın biçimi bu gerekliliğin belirleyici özelliği olarak karşımıza çıkıyor. Şiirin yapısına ve havasına da uygun düşen başka bir yanı da var. Denemelerin bu anlayışından yararlanarak şiirimizin yarına doğru uzayan çizgisine ufuk açmak olanaklıdır.

Uygulamada denemeden şiir yaratımını temel nitelikleriyle değerlendirirken eleştirel bir tutum göstermesi beklenir. Metine dıştan bakan birisi onu yanlışlarından, günahlarından arındırabilmenin olanaklarını aşabilir. Herşeye karşın denemenin yumuşak havası ve acı olmayan tadı şiir çözümlenmesine ayrı bir güzellik katar. Şiire ve şairine böylesi yaklaşımlar gösteren düşünce ve duyarlılıklar yaratmak yaratımın gücüne güç katabilir. Ayrıca şiirlere daha başka yer açması bakımından önemlidir.

Emin Özdemir “Kimi tanıtıda eleştiri sayılmıştır.” demişti. Bir kere karşı düşüncesi, savı olmayan duruşun ele aldığı şiiri ya da kitabı açmaya ve genişletmeye çabası yetmeyecektir. Yazılan şiirin duygu ve düşünüşünü olduğu biçimiyle kabul edip yeniden ortaya sermek bir anlamda olanı yeniden olumlamak demektir. Yüreği taşırmayan böylesi yaklaşımın sonucu yenileşme beklentilerimizi boşa çıkaracaktır. Daha üst düzeydeki beklentilerimizi karşılaması bakımından kitap tanıtım yazılarını eleştirel bakış açısına vardırmak gerekir. Her defasında daha iyisine daha yüksek bir düzeye ulaşması doğrultusunda bir yol benimsenmeli. Bir şiiri yalnızca yüceltmek, güzellemek yönelimi ne şiire ne de şairine alışılmışın dışında yeni bir şey vermeyecektir. Arkadaşlıkları, aşkları geçelim. Hiç kuşku yok ki olumsuz değerlendirmelerde şiirin duygusu, yeniliği, biçimsel özelliklerine ilişkin görüşlerle adı geçen yapıtın zenginleşmesini sağlayacaktır.

Eleştirel yorum, sanatçıyla yaratısı arasında var olan yakınlığın, uzaklığın değerlendirilmesidir ki bu da ancak ve ancak üretilen şey üzerinden yapılabilir. Sanatçının kendisini değerlendirmek kuru bir yanlıştır. Kaygımızı sanatsal yükümlülüğünü ortaya çıkardığı ürünü üzerinden açıklarız. Bununla birlikte bu konuda bildiğimiz ne varsa bilmemiz gereken her şey de değildir.

Yaratıcılığına hayranlık beslediğimiz sanatçıların hayranlık duymadığımız yapıtlarına kayıtsız kalmamız da beklenemez. Gün gelir ki sanat yapıtının iyilik kırbacı diyebileceğimiz eleştirisi devreye girer. İyilik kırbacı yalnızca şaklar, şiddet içermez; görürsünüz. İşte yapıt ve eleştirisi böylesi bir ilişki içinde birbirine düşman değildir. Bana göre eleştirinin düşmanlığıyla (düşmansa ki değil) birlikte yaşama şansı varken bundan yararlanmak çabası yaptığımız işi olumlayacak sonuçlara götürebilir. Bu beraberlikte ne şairi ne de eleştirmeni suçluluk duygusu içine düşmesin. Biliyoruz ki kimileyin eleştirinin acımasızlığı şiirin yüzünü kızartıyor. Bırakalım böylesi akıl yürütmeleri yazın dünyamızda huzursuzluklara yol açsın biraz da onun için sevelim eleştirilmeyi.

(1) “Sanatın Felsefesi Felsefenin Sanatı”, S.110, Çev.Nazım Özüaydın, Ütopya Yayınları, Nisan 2004, Ankara

 

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2020 - 388. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter