AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
27. ADALET VE DEMOKRASİ HAFTASI KAPSAMINDA “BASININ DİL SORUNU”
 

27. Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında, Dil Derneği’nin Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı katkılarıyla düzenlediği Basının Dil Sorunu başlıklı toplantı 28 Ocak 2020 Salı günü Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşti. Gazeteci Vecdi Seviğ’in yönettiği toplantıda konuşmacılar Gazeteci Tülin Daloğlu ve Gazeteci Taylan Ertem oldu.

Vecdi Seviğ konuşmasına Uğur Mumcu başta olmak üzere tüm aydınlarımızı saygıyla anarak başladı. Basında dil sorunu dendiğinde taraflı olunduğunu, sorunun baştan kabul edildiğini söyleyen Seviğ bu toplantıda özellikle bugünlere nasıl gelindiğinin anlatılacağını vurguladı. Uğur Mumcu gazeteciliğinden söz eden Vecdi Seviğ, Mumcu’nun “Gazeteciyi nasıl tanımlarsınız?” sorusunu “Gazeteci, haber ve bilgi kaynağına en çabuk ulaşan ve bu kaynaklardan edindiği bilgi ve haberleri okurlara sunan insan demektir,” şeklinde yanıtladığını ve “Günümüzde sarı basın kartlarının ardına gizlenip devlet kapılarında ve belediyelerde ‘ihale takip eden’, bankalardan aldıkları kredilerle milyarlar vuran, düzmece belgelerle gazetelerini ve devleti dolandıranlar da var,” dediğini aktararak sözü Tülin Daloğlu’na verdi.

Tülin Daloğlu dil ya da anlatım dilinin iletişimin en temel anlatım biçimi olduğunun altını çizerek sözlerini özetle şöyle sürdürdü: 

“Toplumda giderek artan bir kabalaşma, nezaketsizlik, doğruyu yanlışı ayırt edemeyen, olayları tam anlamadan değerlendirme durumu sözkonusu. Basının dil sorunu toplumun dil sorunundan pek ayrı değil. Gazeteci haberi öyle yazmalı ki, haberi öyle iyi bilmeli ki her kim okursa okuduğunu anlasın. Gazeteci kendisinden bir şey katmamalı, nesnel olmalı. Gazeteci olarak bir haberi yazdığımızda onun sorumluluğunu da alıyoruz. Bu ne demek? Bu haberi iki, üç yerden doğrulatmak demek. Bir dolu arkadaşımız cezaevindeyken, birçoğu cezaevine girme baskısı altındayken basının dil sorununu konuşmak beni zorluyor. Elbette basının dil sorunu var ama daha ötesinde bizim olayları aktarmada adap ve edep sorunumuz var.” 

Siyasi önderlerde söz şiddeti olduğunu, artık sohbet etmenin bile lüks olmaya başladığını söyleyen Vecdi Seviğ Uğur Mumcu’nun  dili hep özenli kullandığını, 40 yıl öncesinde bile hiç hâkim yazmadığını; yargıç, sorgu yargıcı, yasa sözcüklerini kullandığını anlattı.

Taylan Ertem konuşmasına basının dil sorunu deyince yalnızca kullanılan sözcükler, yazım kurallarına uyulup uyulmamasının akla gelmediğini vurgulayarak başladı ve özetle şöyle konuştu:

“Geçmişten bugünlere doğru gelirsek; besleme basın diye bir şey vardı, iktidardan beslenen basındı bu; elbette bunun karşısında mücadeleci basın da vardı. Parti basını vardı. Tüm bunların kendilerine özgü dilleri vardı. Sonra 90’larda, Çiller dönemi  bir kısım basın vardı; bunların da bir dili vardı. Daha sonra edepsiz basın geldi. Ancak elbette bunların dışında gazeteciliğin gereğini yerine getiren, getirmeye çalışan genç gazeteciler oldu hep, bugün de var.

70’li yıllara kadar halk böyle istiyor gazeteciliği vardı. Bu 80’li yıllarda sit-com gazeteciliği oldu. Bu gazetelerde her şey var; sağcısı, solcusu, magazincisi... Bu gazetecilik bugün de sürüyor.

80’li yıllarda önce medya kirlendi, medya sermayeleşti. İngilizce başta olmak üzere dil kirlendi. Sermayeyle iç içeyseniz sermayenin gazetecisi olursunuz, halkla iç içeyseniz halkın. Bugün Türk basını halkla ilişkisini kesmiş bir basındır.

Basının dili nerede durduğunuza sıkı sıkıya bağlı bir konudur, gazetecinin kendini nasıl konumlandırdığı ile ilgilidir. Sizin bozulmanız haberde çarpıtmaya, halktan uzaklaşmaya götürüyor sizi. Gazeteci durduğu yerin yanlışlığının ayrımında olmadan, hatta yanlışlığını savunarak sürdürebiliyor yolunu.

Az önce söz ettiğim gibi; basının bozulması 80’li yıllarda medyanın sermayeleşmesiyle başladı. Turgut Özal gazeteciliği ile yıldız gazeteciler yarattılar. Sit-com gazeteciliği ile birçok şey bozuldu. Gazeteyi yönetenin bozulması muhabiri de bozdu, muhabir de yöneticinin yazdığı gibi yazmaya başladı. Bu başkalaşım sürecini hızlandırdı ve bozulma mesleğin kılcal damarlarına kadar yayıldı.

Bugün televizyonlarda reklam arası haber dinliyoruz.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki gazetecilik küllerinden doğan bir meslektir, ümidimiz bu yüzden diri. Her zaman bir çıkış yolu bulunacaktır.”

Vecdi Seviğ Uğur Mumcu’nun iki oyunu olduğundan söz ederek konuşmasını şöyle sonlandırdı: “Biri Sakıncalı Piyade. Diğeri çok bilinmez; Sakıncasız. 1984'te Londra'da BBC Türkçe stüdyolarında kendisiyle yapılan röportajda Sakıncasız’la ilgili şunları söylüyor: ‘Sakıncasız, geçmişte Marksist olup da görüşlerini değiştirip bugün sağcı olan, gününü gün yapan, köşe dönen eski devrimcilerle ilgili. Bunu da şu nedenle yapıyorum: Bir caydırıcı etkisi olsun, herkes görüşünü cami avlusuna bırakılmış çocuklar gibi terkedip kaçmasın. Amacım o.’ ”


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter