AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Ağustos 2020 
       

ŞİİR ÖLÇÜ TUTMAZ

           Ertuğrul Özüaydın
 

Her ölçü (vezin) bağlı bulunduğu dilin yapısından doğar. Bu nedenle Türk dilinin doğal ölçüsü hece ölçüsü (hece vezni) dür.(1) Hece ölçüsü şiirimizin yazınımızın her döneminde karşımıza çıkar. Şiirimizin İran ve Arap yazınının etkisi altında kaldığı ve şairlerimizin aruz ölçüsü kullandığı yılllarda bile halk şiirimizin ustaları hece ölçüsüyle yazmayı sürdürmüştür. Bugün geldiğimiz noktada çağdaş şiir anlayışımız gelişen toplumsal koşullara bağlı yeni şiir dilini oluşturma çabası içindedir. Artık belli bir düzene bağlı kalarak şiir yazmak koşulu dışında şiirsel tasarımın gerçekleştiğini görmekteyiz. Dünya bilimde, teknolojide nasıl değişiklikler göstermişse aynı değişim sanatta da geçerlidir. Yazımızın amacı şiirde ölçüyü ve ölçüsüzlüğü birlikte ele alarak, olabilirse, bir başka noktadan bakmayı sağlamaktır. İşi eskiyle bir hesaplaşmaya götürmenin şiire hiçbir yararı bulunamaz.

Yeni öğeler, araçlar ortaya çıkmasıyla şiirin özü ve biçimi değişmiştir. Bu değişim ancak değişen dünyayı kavrayarak, anlayarak karşılığını bulacak. Doğrusu şiirin varlık nedeni de söylediğimizden farklı sayılmaz. Şiir, geliştirdiği dil, düşünce ve birikimiyle yeni bilincine ulaşmıştır. Bir dönüşüm ve ayrışımla yeni koşullarından doğmuştur Dünya da artık öküzün boynuzunda duran dünya değildir.

Şiirin yeni çıkış noktası eski ölçüleri ortadan kaldırdı. Ölçünün eskisi gibi şiirde yer bulamaması yaratımın matematiğini başka düzlemlere çekti Biliyoruz ki hece ölçüsü, aruz ölçüsü şiirsel matematiğin belirleyici özelliklerinden yalnızca biridir. Adı geçen ölçü kalıpları genel bir kuraldır. Fransızlarda baladlar, Japonlardaki haikularda olduğu gibi.

Peki, bu noktada şiire matematik nasıl yansıyacaktı? Şiirde sayılar yoktur. Çok sayıda sözcük vardır ve bu sözcükler çok karmaşık duygu ve düşünceleri kapsar. Yani şiir sayısal işlemlerden oluşan bir yapı sergilemez; ama bununla birlikte sözcüklerin içten içe izlediği öyle bir çizgi vardır ki o bize yarattığı matematiğin varlığını duyumsatabilir. Okur, sayısal olguları daha çok ses olarak algılar. Şiirin tınısal akışı böylesi bir nitelik farkıyla kendini duyumsatır. Bunu şiiri ölçüyle kurmakla da yapabiliriz ölçülemeden de.

Sözü şiirimizin gönül eri Yunus Emre'nin şiirlerinden bir örneklemeyle hece ölçüsünün temelini ve etkisini görerek sürdürelim. Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni / Ben yanarım dünü günü, / Bana seni gerek seni // Ne varlığa sevinirim / Ne yokluğa yerinirim / Aşkın ile avunurum / Bana seni gerek seni

Bu şiirin bütün dizelerindeki hece sayısı (8) eşit tutularak bir kalıba oturtulmuştur. Aynı zamanda dizelerin belli bölümlere (4+4) ayrılarak duraklar oluşturduğu açıktır. İlk bakışta şiir enine boyuna bir ölçüler toplamı gibidir. Yani şiirin kalıplar dışına çıkmadığı düşünülebilir. Eşit heceli sözcükleri içerir görünüyorsa da gerçekte şiirsel matematiğin yalnızca böyle olmadığı söylenebilir. Gelin, parçayı yeniden okuyalım. Burada sözcüklerin dili, sesin tınısal gücü bizi ölçülerin sınırlı matematiğinden başka bir yere götürecektir. İlk dörtlükte (e)=12, (a)=8, (i)=5 ünlüyle yaratılan ses, ikinci dörtlükte sayısal niteliği (e)=8, (i)=8, (a)=7 dönüşmüştür. Ünlülerin yarattığı ses her dörtlüğün kendi yapısını yansıtıyor. Sözcük yinelemeleri ''seni'' 4 kez, ''bana'' 2 kez. Bunların sessel görevler yüklenmesi bir dizilimin gerçekleşmesi gibidir. Sözcüklerin nerede olması ve kaç kez karşımıza çıkıyor olması şairinin özgün yaratısıdır. Onun o diziyi bütünlemesinde ayrıca gizliden gerçekleştirilen bir ölçünün olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. İşte ortada sayı yokken yapıtın sayısal bir genişlik ve anlam kazanması bundandır. Harflerin her birinin her zaman bir rastlantı sonucu oraya girmediği açıktır. Örneğin dünü günü sözcüklerinin yanyanalığı ü sesinin 8 ses içinde 4 kez yinelenmesiyle bir söyleyiş güzelliği vermez mi? İlk dizede (n)=13 kez, ikinci dizede 9 kez kullanılarak ünsüzlerin yankılanarak şiire sessel katkı verdiği duyulur. Bütün bunlar ele alınan parça düzleminde değerlendirilmiştir. Bir başka şiirinde bir başka sayısal gerçekle karşılaşırız. Çünkü seslem, sözcük, dize üçgeninde her bir olgunun birbiriyle ve ayrıca yazılan şiirle ilişkilendirilmesi gelişigüzel yapılamaz diye düşünüyorum.

Hece ölçüsü örneğimizden sonra Nâzım Hikmet'in serbest ölçüyle yazılmış Salkımsöğütşiirinden bir bölümü bu bağlamda değerlendirelim. Nal sesleri sönüyor perde perde, / Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde! / Atlılar atlılar kızıl atlılar, / atları rüzgâr kanatlılar! / Atları rüzgâr kanat... / Atları rüzgâr. / Atları... / At... / Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat! / Akarsuyun sesi dindi.

Ölçü, hem var hem yok Burada ölçünün varlığı matematik ve şiirin birbirinin içinde olmaklığıyla doğrudan ilişkilendirilmiş. (A)=37 kez kullanılarak anlatım boyunca sessel egemenliğini kurmuştur. A sesi ve at sözcüğünün ister istemez yansıttıkları ses şiirin tınısal gücü durumuna gelmiş. At sözcük bağlamında kullanıldığı gibi uyak olarak görevler yüklenmiş. At, kanat, hayat bağlaşık olarak yankılanıp durdukça sizi bir atın üstünde sürükleyip götürüyormuşçasına bir hava yaratılmış. Bir ölçü aramak düşüncesi hep aklımızın ucundayken burada kesinleşmiş bir ölçü bulamayız. Yani parmak hesabıyla ölçü tutturmak gibi bir sıkıntıiçinde değildir. Kesintisiz bir eylemi en içten seslerle sürdürerek şiirin sonuna kadar uzanan gizli bir ölçü yaratmıştır. Bu öyle bir ölçü ki tırıs giden bir atın nal seslerinin yankısı gibidir. Atın devinimlerine karışan rüzgârın sesidir. Aynı rüzgâr düşüncelerin ve düşlerinin anlamlanışı olarak söylenebilir. Şiir kendi sar malında kendine özgü bir düzen içeriyor, anlatım ve söyleyiş bakımından matematiksel şekillenmiş varlığı yadsınamaz.Bir anlama varmanın yolunda sözcükleri üst üste söyleyerek, yineleyerek sesi çoğaltmış, sonra sözcükleri eksilterek hedefe ulaşmıştır. Bana göre Nazım şiirlerinde her zaman seslerin içinden seslenir.

Her şiir özgün yapısı gereği ya sınırlar koyar ya da o sınırları tamamen ortadan kaldırmak ister. Bu yüzden kendini değiştirme işlevini ve öğelerini kendinde barındıran şiire bir ölçü dayatılamaz. Çünkü şiir ölçü tutmaz. Şiir, sonsuz gerçekliği ya da gerçek dışılığı içinde arayışını sürdürüyor ve sürdürecektir.

(1) Cem Dilçin, Türk Şiir Bilgisi, TDK Yayınları 1983 Ankara s.39

 

 


 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Aralık 2020 - 394. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter