AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Eylül 2020 
       

ÖNCE TÜRKÇE VARDI

                       Ertuğrul Özüaydın
 

Hemen herkes iyi biliyor ki Türkler için Türkçe tarih sahnesine çıktıklarında vardı. Bin yıl önce vardı iki bin yıl önce vardı. Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri sayılan Orhun Yazıtları (anıtları) bir Türk destanı olmanın ötesinde Türk dilinin nerelerden şimdiye geldiğini göstermesi bakımından bu anlamda çok değerlidir. Göçebe Oğuzların Göktürk Destanı da bunun bir başka örneğidir. Bütün bunlar ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa gelişip büyüyen dillimizin ilk yazılı metinleri içinde değerlendirilir. Kısaca değinebildiğimiz bu yazıtlar, destanlar Türklerin avcılığını, savaşlarını, tarım ve hayvancılığını kısacası yaşamlarını özüyle, sözüyle yazıya dökmüştür. Böylesi destanlara ve söylencelere yaslanması nedeniyle söylensel bir yanı da olduğu söylenebilir. Bu insanların dilleri de atları kadar koşucu, ekinleri gibi doyurucu, kargıları kadar güçlü ve yüzleri kadar aydınlıktır. Kendi kültürel değerlerini vurgulayan bu metinlerde ne Arapça ne de Farsçayı bulursunuz, en küçük etkileri de yoktur. Türkçenin ilk biçimindeki o sözcükleri ve ses değerlerinin bugünkü Türkçenin yapısıyla ortak yanları bulunduğu da bilinir. Demek ki önce Türkçe, Göktürkçe vardı ve bugünkü dillimizin öncüsüydü. Dilimizin ne olduğunu ve nereden geldiğini bilerek onu yok saymak kabul edilemez. Hepimiz mirasımızın ve kimliğimizin yükümlülük ve sorumluluğunu bilmeliyiz.

Türklerin İslam dinini benimsemesiyle birlikte Arapça ve Farsçanın etkisi dilimize sinmiştir. Ayrıca İslamiyet gelenek ve göreneklerimize yönelik değişimlerin de önünü açmıştır. XI. Yüzyıla değin dildeki değişmeler yavaş yavaş kendini gösterirken halk kendi dilinden kopmamıştır. İslamiyet’in etkisiyle Arapça ve Farsça daha üstün görülmesine karşın Türkçe ses ve söz varlığını bir biçimde korumuştur.

Binli yılların en başında Karahanlı soyundan gelen Kaşgarlı Mahmud'un Türk dili çalışmaları Türk dilinin gelişmesi yönünde büyük önem taşır. Yazdığı Divan-ı Lügat-it Türk yapıtıyla anadili Türkçenin Arapçayla boy ölçüşecek nitelikte olduğunu göstermiştir. Türklerin yaşadığı bütün illeri, dağları, obaları gezerek dillerini, gelenek ve göreneklerini yakından öğrenmiştir. Türk dillerinin sözlüğü demek olan Divan-ı Lügatit Türk bu gezilerin, gözlemlerin sonucu ortaya çıkmıştır ve bir ansiklopedi gibidir. Türk dilinin ve kültürünün yaşamına ayna tutar, aynı zamanda Türkçenin daha yaygın kullanılması ve gelişmesi bütünlüğü içindedir. Bu sözlükte “Türkçe sözcüklerin sayısı 7.500'ü bulmakta, ayrıca o dönemin değişik ağızlarına ilişkin örnekler de yer almaktadır.” (1)

Türk dilinin içinde bulunduğu zorluklara, sorunlara karşı duyarsız kalmayan Karamanoğlu Mehmet Bey'in çıkardığı Ferman, günümüzde de geçerliliği yitirmemiş diyebiliriz. İçimizde Arapça sevdasıyla bir görünüp bir kaybolanlar için bir kez daha fermanı anımsatmanın yararlı olacağı kanısındayım. “Bugünden sonra, divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmaya!” 13. Yüzyılın ortalarında Türkçe sevgisini vurgulayan bu ferman Türk tarihi içinde bir başka değer taşır.

Sonra Ali Şir Nevai yaşamını Türk dilinin gelişmesine adamıştır. 15. Yüzyılda Türkçenin Farsçadan daha üstün bir dil olduğunu ve daha güzel, daha zengin olduğunu dile getirmiştir. Şiirlerini Türkçe yazmıştır. Muhakemet-ül Lügateyn yapıtında şöyle der: “... Türk'ün bilgisiz ve zavallı gençleri güzel sanarak, Farsça şiirler söylemeğe özeniyorlar. İyi ve etraflı düşünseler, Türkçede bu kadar genişlikler, incelikler, derinlikler ve zenginlikler durup dururken, bu dilde şiir söylemenin ve sanat göstermenin daha kolay, şiirlerinin daha beğenilir olacağını anlarlar.”

Osmanlıya geldiğimizde Türkçe, Arapça ve Farsçadan yarattığı Osmanlıcanın karma bir dil olduğunu görürüz. Oradan buradan devşirilmiş sözcükler, aynı temelden gelmeyen dilbilgisi kuralları yapay bir bütünlük içerir. Medrese, saray ve sarayın çevresi Osmanlıcayı kullanırken halkın Türkçeye bağlı kalması arada ikiliğin yaratılmasına neden olmuştur. Sonradan sonraya da Osmanlıcanın yetersiz kaldığı, gereksinimleri karşılamadığı Osmanlı aydınlarınca tartışılmıştır. Bana göre de Arapça ve Farsça Türkçenin içinde kuru kalabalıktan başka nedir?

Dil alanında bu tartışmalar sürerken bir yandan da Ulusal Kurtuluş Savaşı veriliyordu. Savaş sonrası Cumhuriyete giden yolda duyulan devrimin adımlarıydı. Ulusal Bağımsızlığımıza doğan güneş kültürel bağımsızlığımız üstünde ışıl ışıldı. İşte o dil tartışmaları doğan güneşin aydınlığında yeni bir yön buldu. Mustafa Kemal halkın konuştuğu, halkın anladığı bir dilin yani Türkçenin kullanılmasını istiyordu. Diyordu ki “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

1 Kasım 1928 Harf Devriminin yapılması Türk Tarihinin içinde önemli bir yer tutar. Okuma yazma yönüyle kalmaz devrimin açtığı yol, toplumsal yaşamımızdaki değişim ve dönüşümlerin duygusu olur. Eğitim ve öğrenim düzeyi yükselen halkın yaşanan gerçeklerle kurduğu yaşamsal bağlar, dünyaya bakışına zenginlik katacaktır. Artık gün ağarmıştır. İnsanımız dilinin sokaklarında rahatça dolaşır olmuştur. Dilin evde, işte, sokakta, okulda gündelik yaşama geçirilmesinin sonuçları birilerini rahatsız etmiştir. Bunlar tamamen inançlar üzerinden yaratılan siyasal fırtınaları yansıtır ki varacağı yer bellidir.

Dil Devrimi (26 Eylül 1932) Türk dilinin yarattığı bir olgudur ve sonuçtur. Olması gerekenin olduğu noktadır. Halk kendi dilinde konuşurken öte yandan kendi dilinde okuyup yazma yolu nu da benimsemiştir. Türk dilinin kısanın kısası özetini başka dillerin boyunduruğuna girmek isteyenler için bir kez daha anımsatmak istedim. Dilimiz mirasımız. Türkçeden başka yolları denemek karşılığını bulamaz.

Dil Bayramını kutlayacağımız şu günlerde Harf Devrimine, Dil Devrimine saldıranların söylemleri dilin gelişmesi önünde küçücük bir etki yaratamaz.Olsa olsa tersine bir hava estirir ki o rüzgâr onları da alıp savurur. Nasıl ki önce Türkçe varsa şimdi de var ve her çağda Türkçe olacak.

(1)       Sevgi Özel, Türkiye Türkçesi Temel Dilbilgisi, Dil Derneği Yayınları, Ankara, 2018, s.20.

 

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Aralık 2020 - 394. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter