AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Kasım 2020 
       

YUNUS EMRE

                       Ertuğrul Özüaydın
 

Yaşamı şiirlerine yansımış, şiirleri yaşamında karşılık bulmuş bir insan, bir şair mi yoksa bir masal kahramanı mıdır Yunus Emre? Anadolu halkının yaşadığı yoksulluğu yaşamış ve bizi şiirlerinde o yoksul görünümlerle karşı karşıya bırakmış biri ki yeri yoksulların, ezilmişlerin yeri. Acısını, sevgisini gezip tozduğu bu topraklara savurmuş, orada oturduğu her ağacın altında gölgesini bulursunuz. Sıcaklığı sarar söyledikleriyle. Söylediklerini anlarsınız çünkü Türkçe seslenir size. Niye öyle olmasın ki o bir Türk şairidir. XIII. Yüzyılda Anadolu'da konuşulan Oğuz lehçesiyle konuşur Türkçeyi. Çoğunluğun anlayabileceği ve tadına varabileceği bir Türkçedir bu. İşte o halkın dili şiirine yansır. Doğan Aksan “Onun şiirinde %13 kimi yerlerde %22'ye varan oranda yabancı öğeler bulunduğunu saptamıştık.” [1] dedikten sonra Eski Anadolu Türkçesiyle yazan birçok şair ve yazara göre bu oranın düşük sayılabileceğini belirtmiştir.

“Yunus'ta Türkçe, Arapça, Farsça sözler, yerine göre, hatta bazı kere vezin yüzünden üç dilde kullanılmıştır.” [2] Unutulmasın ki o dönemlerde Anadolu Selçuklularında resmi dil olarak Arapça ve sonrasında Farsça kullanılmıştır. Böylesi bir zamanda Yunus'un dilinde birtakım yabancı sözcük, terim ve tamlamaların bulunması kaçınılmazdır sanırım. Bu bize gösteriyor ki Yunus kendini Türkçe yazmakla yükümlü görmüş. İslamiyetin etkisi altında kalan Türkçedeki bozulmalar ve yozlaşmalardan çok az etkilenmiş. Yer yer Arapça, Farsça sözcüklere kaymalar görülse de dilini korumasını bilmiş.

Yunus'un tasavvuf felsefesi şiirinden ayrı tutulamaz ama şiirleri tasavvufu temsil etmez. Şiirlerinde din kitaplarının anlatım özellikleri yoktur. Taptuk Emre'nin Tekkesine katıldıktan sonraki bu dönemi yeni yol arayışıdır. Derviş Yunus'un şiiri dinsel akıl veren bir hava yaratmaz. İnsan-Tanrı ilişkisini bir yücelik içinde işler inancını şiirleştirmiştir, içselleştirmiştir. Tanrıyı aramak, Tanrıya ulaşmak düşüncesini insanın özüne bağlar. Bunu yaparken dilin olanaklarını, sözün gücünü kullanıyor. Tasavvufi düşüncesiyle gelişen şiirinin içeriği ve sesi okuru etkiler. Yaşamın gerçekleriyle dili arasındaki bağı kopmaz. Sözü gizemsel çağrışımlara yaslandığı yerde bile kapalılığa bürünmez, açık ve yalındır. Bir arayışın arkasında biraz da kendi içine çekilmişliğin şiirini okuruz.

Nerede doğduğu, nerede yaşadığı üstüne birçok söylenti vardır ki o bütün Anadolu topraklarında görülür ve bugün de o topraklarda yaşamaktadır. Bu topraklarda herkes ona sahip çıkmıştır, öylesine büyüktür. Çünkü onun şiirleri insanımızın umudu, inancı, sevgisi olmuştur. Suyun kaynağına dikilmiş bir çınar gibi yüzyıllardır orada hiç durmadan dal kök salıyor. Bu yüzden şiirimizin rengi biraz felsefi felsefemizin sesi biraz şiirseldir.

Dağa oduna giden, kestiği odunları dağdan indiren bir insan ama halkın gözdesi dağ taş yürüyen bir masal kahramanı sanki. O hep insandan, sevgiden, aşktan söz eden biri. İnsanın yüceliğini sevgide arayan bilge “gözü yaşlı, bağrı başlı Yunus.” [3] Halka halkın diliyle, sevgiyle, aşkla seslenmekte. “Aşk insanı nefsinden, bencilliğinden kurtaran bir tapınmadır Yunus'ta.” [4] Halkın birliğini, insan sevgisini vurgulayan şairin yolu bununla açıklanabilir. Dili ve anlatımı insana yakın gelen gücüyle büyüleyicidir. Onun şiirini güçlü kılan, unutulmaz yapan işte bu sevgidir. Onun deyişiyle “Sevelim sevilelim/Dünya kimseye kalmaz”. Dili sevgi olanın sözüne sevgi yakışıyor.

Bütün bu anlattıklarımızdan Yunus'un yaşadığı dönemde halkın üzerinde etkisi çok büyük ama bu etkinin sonrasında sürdüğünü görüyoruz. Halkının sevgisini kazandığı içindir ki şiirleri dilden dile, kuşaktan kuşağa günümüze dek sevilerek okunmuştır. Özüyle sözüyle kurduğu gönül bağı sürekli bir devinim içindedir. Bağlı olduğu toprakların kültürünü, yaşamını, insanlık durumlarını “Bağrı başlı, gözü yaşlı” anlatır. Gerçek yaşamla bağlarını koparmayan Yunus şiiriyle bir gönül birliği yaratmıştır. Böylesine büyüklüğü sergilemek yerine o alçakgönüllü duyarlılığını sürdürür ki işte bu onu yüceltir. İlhan Başgöz'ün dediği gibi “Yunus Emre Türk ortaçağının zirvesidir”.

“Yunus Emre, şiir alanında ilk büyüktür. Yalnız sanatı ile değil, şiir dilimizin kurucusu olmakla da, dil reformculuğu ile de ilktir.” [5] Çok yalın anlatımı, insani duyguların işlenişi, duygu evrenimizde yarattığı çağrışımlar, halkın değerlerini öne çıkarışı, şiirsel görüntüler çizmesi, inançla sevgiyle yazması onun varlığını, önemini bir kez daha arttırır. İnsan, doğa, Tanrı merkezli şiiri yaşamsal bir bütünlük içerir. Türk şiirine böylesine değerleri katan Yunus, Türk şiirinin yüce katına erişir. Aradan geçen bunca zaman sonra şiir dilinin sıcaklığı ve anlaşılır, okunur olması zamana direnen şiirlerinin hakkıdır.

Yaşadığı dönemde yarattığı etkiyle birçok şair, “Yunus” mahlasıyla şiir yazar. Şairler ona benzemeye çalışır. Bugün elimizde onun şiirleri olarak bilinen ve onun olmayan bu şiirler birer örnektir. Gölpınarlı'nın belirttiği gibi Yunus diye bilinen birçok Yunusların şiirleri ilahi tarzında bestelenmiştir. Halkının gözünde büyüyen Yunus'a, 14. Yüzyıl şairlerinden Said Emre de nazireler biçiminde şiirler yazmış. Yunus'un şiirin etkisi iki yüzyıl sonra Divan Edebiyatında da kendini gösterir.

Böylesine sevilmek onu destansı kılmıştır. Halkımız iyiye, hoşgörüye ilişkin masalsı söylemlerini Yunus Emre'ye yakıştırmıştır. Yunus adına söylemiş, Yunus adına yazmıştır. Bana göre şairliğin varabileceği yüce bir kat varsa sanırım burasıdır. Örneğin, bir söylenceye göre Mevlana, Yunus'la bir araya gelir. Yunus, Mevlana'ya “Mesnevi'yi sen mi yazdın?” diye sorar. Mevlana kendi yazdığını söyleyince “Çok uzun yazmışsın.” der. “Ben olsam şöyle yazardım: Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm.” Bu dizeler Yunus'un değildir, denir. Onundur, onun değildir... Kendi özünde duyduğu böylesi güçlü dizeleri Yunus'a yakıştırmak arada kurulmuş gönül birliğinden olsa gerek. İnsanımız onun şiirine de sahip çıkmıştır. Halkın belleğinde, yaşamında böylesi derin izler bırakmış şairin oluşturduğu çizgi günümüze dek süregelmiştir. Biri çıkıp “Söze sözcüğe büründüm/Yunus diye söyledim” de diyebilirdi.

Çağımızın yaşayışı, kültürüyle XIII. yüzyıl arasında ortak noktalar yok denecek kadar azdır. Gel gör ki Yunus'un halkın diliyle yazdığı şiirlerdeki düşünüşü ve sevgisi çağımıza dek sürüp gelmiş. Şiirinin biçimsel yapısı, anlatımsal gücüyle bugün de şiirimizde Yunus izlerini bulmak onun yaşarlılığını gösterir.



[1]Doğan Aksan, Yunus Emre Şiirinin Gücü, Bilgi Yayınevi, Ankara. 2005, s.33.

[2]Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre, Altın Kitaplar, 1991, s.37.

[3]Sabahattin Eyüboğlu, Cem Yayınevi, İstanbul, 1991, s.31.

[4]agy, s.31.

[5]İlhan Başgöz, Yunus Emre, Dünya Klasikleri Dizisi, Cumhuriyet Yayınları, 1999, S.12.


 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Aralık 2020 - 394. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter