AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yayın Yönetmeninden
 
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ - Ocak 2021 
       

YENİ YIL GELDİ, BALON GELDİ, AŞI GELDİ!

                       Ertuğrul Özüaydın
 

Bitirmekte olduğumuz yılın son günlerinde o yılın ekonomik, sosyal, kültürel olaylarının baştan sona dökümünün yapılması gelenektendi. İyilerin daha iyi olması kötülerin yerine iyilerin konulması dileğiyle yeni yılı karşılardık. Sözünü ettiğimiz önemlilikte olaylar olduysa da şimdi yılın sonunda onları bir dizelge içinde vermek pek içimizden gelmedi. Daha doğrusu bütün önemli olayların yerine geçen bir konu var ki bize her şeyi unutturuverdi. Geldi geliyor diye yolunu gözlediğimiz yeni yılı kaygılarımızı dindirecek güzellikte olması dileğiyle karşılamak istiyoruz.

Geçen yılbaşında yapılan değerlendirmeler arasında hiç de akılda olmayan kovid-19 virüsü şu biten yılın bütün zamanlarında egemenliğini sürdürdü. Nerede, ne biçimde, ne zaman karşımıza çıkacağını bilmediğimiz bir düşmanla karşı karşıya kalmak bizi şaşırttı. Bizi kendine tutsak etti. Hiçbir zaman umulmayacak olan şu salgın döneminde salgına özgü kurduğumuz yaşam biçimleri tutsaklığımızı açıklar sanırım. Okulda, kapı kolunda, yumurta sepetinde, kitap sayfalarında, oturduğumuz bankta, sokağın soluğunda görünmeyen düşmanla görünür mücadelemiz bütün yıl sürdü, sanki önümüzdeki günlerde de sürecek gibi görünüyor.

Dönüp baktığımızda umduğumuz bir yıl yaşamadığımızı görüyoruz. Kısacası kötü bir yılı geride bıraktık. Oysa kış günlerinin o soğukluğunda gelen yeni yıla başlarken gelecek günlerin sıcaklığını duyumsamak, umut etmek ne güzeldi. Düşüncelerimizin, duygularımızın gücü yetmedi. Geleceğe ilişkin planları altüst olanlar arasında yazarlar ve sanatçılar da vardı. Gidilmesi gereken salonlara, şehirlere gidemediler. Onları bekleyen dinleyicileri, izleyicileri okurlarıyla buluşamadılar. Ev dışında yapılması gereken işlerinin birçoğu aksadı. Tekdüzeliğin içine kapanmışlıkla üretimlerini sürdürdüler. Düşünce ve duygularına salgın sorununun penceresinden yeni bakışlar açtılar. Elbette bu sınırlı yönüyle bir başka deneyimdi. Toplumun salgın döneminde insansal ilişkilerini yansıtacak roman ve öykülerin gelecekte edebiyatımızı renklendireceğini umuyorum. Böylesi yeni yaratılara gereksinim duyduğumuz açıktır. Şunu da belirtmek isterim ki salgının ilk günlerinde dergilere yıldırım hızıyla ulaşan ''korana günlerinde aşk'' şiirlerinden ve öykülerinden söz etmiyorum. Şu günlerde yaratılan değerli yazınsal metinler, yapıtlar önümüzdeki günlerde kitapçı raflarında yerlerini alacaktır.

Sokağın yarattığı korkuyla soluğu evde alan birçok kişi içine sıkışıp kaldığı günleri iyi değerlendirmesini bildi. Örneğin kitapseverler için eve kapandığımız şu günlerimiz ele geçmez bir fırsattı. Sessizliğin içinde uzun uzun okumalar gerçekleştirdik. Ben de okumaya zaman ayıramadığım kitaplardan birçoğunu kapalı kaldığımız korona günlerinde okuyabildim.

Toplumsal ilişkilerin tamamen koptuğu bir yılı geride bıraktık. Geçmişte bir araya geldiğimiz ve şimdi gülümseyerek andığımız o güzel etkinlikleri çoktan unuttuk. Çevrimiçi eyleyip edilenlerin özlemlerimizi gideremediğini biliyorum. Sosyal bir varlık olan insanın sosyal yaşamında ortaya çıkan değişimlerin yarattığı olumsuzluğu geçici bir denge sorunu gibi görüyoruz. Oysa sosyal çalışmaların yürütülmediği günlerde toplumsal dayanışma da azalıyordu. Umarım bu tatsız günlerin yarattığı hava, salgının sonlanmasıyla yok olur. Genelge, yasak baskısı altında yaşanan şu durağan günlerini çarçabuk unuturuz ama böylesi bir dünyada salgını unutmamalı.

Tam da bu günlerde çocuklar da okullarını eve taşıdı. Ev mi, okul mu ikisinden birini seçmek zorunda kalmadılar, uzaktan eğitimle tanıştılar. Evler, sanal okul oldu. Okullarsa bomboş. Öğretmenleri evlere konuk ettik; ama kimi öğrencinin evinde okul yoktu. Ne yapsınlar isteyip de yapabilecekleri bir şey yoktu, başka başka evlerde okula gittiler.

Bugün için ekonomik anlamda daha büyük güçlüklerin doğmasını önlemek elbette sosyal devletin sorumluluklarındandır. Gelin görün ki fabrikadaki işçi, sanayi esnafı, çiftçi, belediye çalışanı, sokaktaki işsiz sağlığı kadar önemli gördüğü geçim sıkıntısı derdindedir.  Bununla birlikte şu zorlu günlerde ayakta kalmaya çalışan sanat kurumları da salgın yasakları nedeniyle bu ağır yükün altında ezilmektedir. Biz, devlete ödevlerini anımsatmak istemiyoruz; ama Mustafa Kemal'in “Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarından biri kopmuş demektir” sözünün unutulmasını da istemeyiz. Sahne sanatlarıyla yaşamlarını sürdüren sanat emekçilerinin ve sanat evlerinin günden güne zor koşullara dayanamadığı gerçeğine sırt çeviremeyiz. Kim nereye çıkıyor ki sinema, tiyatro ya da dansa gitsin. Sosyal devletin desteği böylesi günlerde kendini göstermeli. İşte son olarak, 1963 yılından beri aynı sokakta, aynı salonda perdelerini açan ve yüzlerce tiyatrocunun yetişmesine okul olan Ankara Sanat Tiyatrosunun (AST) yerinden yurdundan olması böylesine acıklı bir öyküdür. Bunu önlemenin devletin desteğiyle olması da öylesine zor bir iş olmasa gerek.

Artık eski yıldan kalanlarla geldiğimiz yer bellidir. İki bin yirmi belleğimizde kovid-19 adıyla yer etmiştir. Geçmiş yıllara benzemeyen etkisiyle bugünkü varlığını bir süre daha sürdürecekmiş gibi görünüyor.

Bulaşın tehlikesini bilmek ve ona göğüs germek her şey için yeterli değildir. Hele hele salgın karşısında dünyaya küsmek geleceksiz insanı doğurabilir. Salgın karşısında yeni düzenlemelerin olması gerektiği açıktır. Salgın karşısında kurulan yeni düzen insanlığı sınayacak gibi. Bununla birlikte ekonomi, eğitim, sağlığın yanı sıra toplumun yaşamında sanat yoksa nasıl bir düzen kurarsak kuralım beklenen başarıya ulaşamayız. Yeni yılın daha temiz, daha sağlıklı ve daha yaşanır olması dileğiyle.

Gerçekten, biz nerede kalmıştık?

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter