AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
III. Bölüm

RESMİ TDK’NİN TÜRKÇE SÖZLÜK’Ü (Eylül 2005):

            Her sözlüğün yayımlandığı gün eskidiği söylenir; çünkü dile/dillere her gün yeni sözcükler, kavramlar eklenir. Her sözlüğün eksiği olabileceği gibi, yanlışları da olabilir. Burada “her” sözcüğünü özellikle kullandık; sözlük hazırlamanın zorluğunu biliriz, emeğe de saygılıyız. Ama söz konusu, hepimizin ortak aracı olan Türkçedir. Sözlüklerdeki tanımlar, kullanıcının düş dünyasındaki kavramı açıklamaya yetmiyorsa sürekli eleştiri alır. Bu nedenle burada, söz konusu edilecek Türkçe Sözlük’ün, tanımlarından çok hazırlanış biçimini, başka deyişle yapıta yansıtılan “anlayışı” irdeleyeceğiz.

            Resmi Türk Dil Kurumu’nun 10. baskı olarak Eylül 2005’te çıkardığı yapıtın arka kapağındaki açıklamayı ele alalım ve kavram kargaşasının daha yapıtın sunumunda başladığını belirtelim:

            “İlk baskısı 1945 yılında yayımlanan Türkçe Sözlük’ün geliştirilmiş, genişletilmiş ve zenginleştirilmiş yeni baskısı… Dilde yaşanan gelişmelerin yansıtıldığı onuncu baskı Türkçe Sözlük’te

            > söz, terim, deyim, ek ve anlamdan oluşan 104.481 söz varlığı,

            > madde başı ve madde içi toplam 77. 407 söz,

            > 3.700 yeni söz, 6.400 anlam,

            > Türk edebiyatından seçilmiş 29.040 örnek cümle,

            > 1.236.484 sözden oluşan sözlük metni bulunmaktadır.”

            Buradaki, “104.481 söz varlığı, 77. 407 söz, 3.700 yeni söz, 6.400 anlam…” açıklamasındaki “anlam” inceliklerini, öyle sanıyoruz ki ancak beş profesör, bir doçent ve iki uzmandan oluşan sözlük yapıcıları çözebilir. Ne ki yerli yersiz maddebaşına taşınan örnekler incelendiğinde görülecektir ki bu yöntemle maddebaşında 10 milyon tamlama, söz öbeği bulunan bir sözlük yapmak da olanaklıdır. Çünkü Türkçede sayısız tamlama kurma olanağı vardır; ama ayrı yazılan tamlamalar, söz öbekleri maddebaşına taşınmaz. Öyleyse resmi TDK’ce duyurulan “104.481 söz varlığı, 77. 407 söz, 3.700 yeni söz, 6.400 anlam…”sayıları şişirmedir, sözlük kullanıcılarını yanıltmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

            1) Resmi TDK, yapıtın 2. sayfasına 1945’ten bu yana sözlükte çalışanların adlarını sıralamıştır. Burada teşekkür edilecek tek nokta, Atatürk’ün kurduğu TDK’de Türkçe Sözlük’e emek verenlerin adlarının anılmasıdır. Ancak adları anılan, yaşayan-yaşamayan saygın dilcilerin 1983’te 7. baskısı yapılan Türkçe Sözlük’ten sonraki baskılarda adlarının yer alması üzüntü vericidir. Çünkü resmi TDK’nin hazırladığı 8., 9. ve 10. baskılarla öncekilerin hem anlayış, hem de biçim olarak benzerliği yoktur. Örneğin Mehmet Ali Ağakay, A. Dilâçar, Samim Sinanoğlu gibi dilciler, kendi adlarının da anılacağı bir sözlükte “özleştirme”nin “tasfiyecilik” olarak tanımlanacağını düşünemezlerdi bile.

            2) Hazırlayıcıların Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimine, Türkçenin bu doğrultudaki yenileşmesine bakışı, bir başka deyişle dünya görüşü, sözlüğe yansımış ve yapıt bilimsel nesnellikten uzaklaşmıştır. “Devrim, inkılap, reform, tasfiyecilik” gibi maddeler bu savımızı kanıtlamaktadır. Sözlükte bu maddeler şöyle tanımlanmaktadır:

            “devrim is. 1. Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik. 2. İhtilal: Fransız devrimi. 3. esk. İnkılap. 4. esk. Çevrilme, katlanma, bükülme.”

            TDK sözlüğü’nün 1988 baskısında “devrim”in tanımı şöyleydi: “1. Çevrilme, katlanma, bükülme. 2. (dil inkılabının ilk yıllarında) İnkılâp. 3. (son yıllarda) İhtilâl: Fransız devrimi.” Resmi TDK, aldığı tepki üzerine bu tanımı tersyüz etmiş, “inkılap” ve “ihtilal” sözcüklerinden düzeltme imini de atmıştır.

            “inkılap is. Ar. inkılab 1. Toplum düzenini ve yapısını daha iyi duruma getirmek için yapılan köklü değişiklik, iyileştirme, devrim, reform: Yazı inkılabı. 2. esk. Bir durumdan başka bir duruma geçiş, dönüşüm: “Münevver Türk kadını inkılaptan çok evvel çarşafı atmış ve kaçgöçü kaldırmıştı.” - P. Safa. inkılap etmek bir durumdan başka bir duruma dönüşmek.”

            “reform i. Fr. Daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik, iyileştirme, düzeltme, ıslahat: Dil reformu.”

            Bu tanımlara baktığımızda Dil Devrimi, sıradan bir “iyileştirme, düzeltme” olarak nitelenmekte; “reform ya da inkılap” olarak ele alınmakta, bunlara bir de “ihtilal” anlamı eklenmektedir. Dahası “ihtilal” anlamı, “inkılap”tan önce gelmektedir. 1988 baskısındaki  “(son yıllarda) İhtilâl: Fransız devrimi” tanımı, “son yıllarda” denildikten sonra,  “Fransız devrimi”ni örnek vererek bir çelişki sergileniyordu. Bu çelişkinin kaynağı kuşkusuz “devrim” sözcüğüne “ihtilal” anlamını yüklemekti. Osmanlıca sözlüklere (örneğin Ferit Devellioğlu sözlüğüne) baktığımızda devrimin “ihtilal” gibi bir anlamı olmadığını biliyoruz.

            Resmi TDK, 2005 sözlüğünde de bu çelişkiyi korumuştur.

            3) Sözlükte, “tasfiye, tasfiyeci, tasfiyecilik…” ise, özleştirme, özleştirmeci, özleştirmecilik olarak gösterilmektedir. Bu tanımlar, TDK’nin 1988 baskılı sözlüğünde yoktur.  2005 sözlüğündeyse, “Bir dili yabancı ögelerden arıtarak arı, katışıksız bir duruma getirmeyi ve kendi imkânlarıyla geliştirmeyi amaçlayan çalışma” demek olan, “özleştirmecilik” sözcüğünün tanımına, “tasfiyecilik, pürizm” terimlerini eklenerek her şeyden önce bilimsel bir yanlış içine girilmiştir.

            Çünkü “tasfiye”nin, özleştirme gibi bir anlamı yoktur. Dil Devrimine karşı olanlar, tasfiye sözcüğüne kendi siyasal anlayışları doğrultusunda böyle bir anlam yüklemiş, böylece dili siyasal anlayışlarının malzemesi yapmışlardır. Ancak bugün devrimin ürünü sözcükleri, her görüşteki insanlar kullandığına, dil kimsenin tekelinde olmadığına göre, “tasfiyecilik” kavramının, üstelik de yanlış olarak, genel dilin sözlüğünde eklenmesi şaşırtıcıdır. Eski tartışmaları diriltmenin kimseye yararı yoktur.

            4) Sözlükte maddebaşında, “Miraç Gecesi, Miraç Kandili, Mevlit Kandili, Allahuteala, Allahualem, Allah vergisi, mevhibeiilahiye, sabah ezanı, namaz seccadesi, namaz niyaz, bayram namazı, teravih namazı, ahir zaman peygamberi” gibi dinsel öğeler ya da “toparlayıcı krem, tuvalet kâğıdı, uyku sersemi, uzun yol sürücüsü, üçler yediler kırklar, vakit kaybetmeden, vergi kaçakçısı, viski bardağı, yağlı müşteri, yakın akraba, yemek dolabı, yıldırım aşkı, yürekler acısı, zehir hafiye” gibi ilginç tamlamalarolmasına karşın, Kurtuluş Savaşı,Milli Mücadele” içinde verilmiş; Yazı İnkılabı,Harf Devrimi ve başkalarıhiç yer almamıştır; “adam adama savunma, televizyon verici istasyonu” gibi uzun tamlamalar varken, “Atatürk ilke ve inkılapları” (ya da devrimleri) ve “Türk Devrimi” yoktur.

            Harf Devrimi, Dil Devrimi, Atatürk ilke ve devrimleri, Kurtuluş Savaşı gibi ulusal eylemleri, olayları adlandıran, anımsatan sözler, söz öbekleri özellikle mi alınmamıştır? Bunun bilimsel etik çerçevesinde değerlendirilmesini dileriz.

            5) Resmi TDK, Türkçenin sözvarlığını yapay yolla çoğaltma yolunu seçmiştir. Aşağıya maddebaşına alınmasını şaşırtıcı bulduğumuz örneklerden pek azı alınmıştır: acele posta, acıklı komedi, açık bilet, açık hava sineması, adam adama savunma, adam yokluğunda, adres defteri, ahir zaman peygamberi, ağır vasıta ehliyeti, Arap alfabesi, balon lastik, bile bile lades, bira bardağı, bir boydan bir boya, boğazına düşkün, bulaşık deterjanı, çatal bıçak takımı, dediğim dedikçi, dubleks daire, elbise dolabı, erik hoşafı, eşek kafalı, ezan vakti, film yıldızı, gâvur inadı, geçiş önceliği, göbek havası, güneş gözlüğü, hayır sahibi, ıslatma suyu, iş seyahati, kansız ameliyat, kitap fuarı, koku alma duygusu, kubbeli fırın, külhanbeyi ağzı, lamba karpuzu, lavabo musluğu, makam arabası, medya maydanozu, namaz seccadesi, oy sandığı, övünç çizelgesi, öz kardeş, pandispanya gazetesi, perdesi sıyrık, rakı âlemi, sabah ezanı, sokaktaki adam, şarap çanağı, şöhret sahibi, tavuk kümesi, tek adam gösterisi, telaşe müdürü, toparlayıcı krem, tuvalet kâğıdı, uyku sersemi, uzun yol sürücüsü, üçler yediler kırklar, vakit kaybetmeden, vergi kaçakçısı, viski bardağı, yağlı müşteri, yakın akraba, yemek dolabı, yemek duası, yıldırım aşkı, yürekler acısı, zehir hafiye…

Bu tamlamalar, ilgili sözcüklerin içinde söz öbeği olarak verilmeliydi. Bu açıdan bakıldığında bir sözlükte “kalem kutusu, adres defteri, can arkadaşı, çalışma masası, makam arabası, İspanyol müziği, bira bardağı, tapu memuru… ” varsa, bütün kutu, masa, defter, araba, müzik, bardak türleri, bütün görevler, sanlar da bulunmalıdır. Kahve tepsisi varsa, baklava tepsisi niye yoktur? Viski bardağı, bira bardağı varsa, su bardağı niye yoktur? “Namaz seccadesi” gibi bir tamlama doğru mudur?

            6) “Ana cadde, ana deniz, ana dil, ana dili, ana yol, ana vatan, ana yurt, ana kara…” gibi bileşikleri ayrı yazan resmi TDK, bileşik sözcüklerin “televizyon verici istasyonu, kanun hükmünde kararname, kitap fuarı, koku alma duygusu…” gibi tamlamalardan ayrılmasını nasıl sağlayacaktır? En önemlisi, Türkçede söz yapma yollarından biri olan bileştirme olayı ile bileşik sözcükler nasıl ayırt edilecek, nasıl öğretilecektir?

            Her dilin sözlüğü, o dilin doğası göz önüne alınarak hazırlanır. Bu bir ansiklopedik sözlük değildir, buna karşın hazırlayıcılar, uzun ya da kısa tamlamaları, söz öbeklerini maddebaşına taşıyarak esinlendikleri yabancı sözlüklerin kötü bir kopyasını ortaya koymuşlardır.

            7) Resmi TDK, sözlüğün bir önceki baskısında ayırdığı kimi bileşikleri, bu kez yaygın biçimleriyle yazmak zorunda kalmıştır. Ne ki Yazım Kılavuzu’ndaki çelişkiler, yanlışlar sözlüğe de taşınmıştır.

8) “Büyükanne” sözcüğünü, “büyük anne” biçiminde düşünen görülmediği gibi, ayrı yazılan bu tür tamlamaların karşısına “is.; sf.” gibi kısaltmalar konulması dilbilgisel açıdan yanlıştır. Çünkü ayrı yazılan bileşikler tek bir sözcükmüş gibi nitelenemez. Yine söz öbeği, tamlama ve deyimlerin karşısına, “is., zf.” gibi kısaltmalar sıralanmıştır, örneğin “acele posta”nın karşısına “is.” (isim/ad) yazmak gibi, “acemi çaylak” tamlamasını sıfat, “acemi er” tamlamasını da bu biçimleriyle “isim” olarak nitelemek yanlıştır. “Küçük” sözcüğü “sıfat”sa, niçin “küçük dalga” tamlaması “isim” ya da “küçük çaplı” tamlaması “sıfat”tır? Tamlamalar tek bir terimle tanımlanamaz.

            Yapıtta böylesi yüzlerce yanlış örnek bulunmaktadır.

            9) Deyimlerin anlam ve biçimin gereksiz yere değiştirilmesine ilişkin yanılgılar, çelişkiler de çoktur; biz ilkin biçimsel açıdan bakalım: “Bile bile lades, elden düşme…” gibi pek çok deyim maddebaşı iken “dili kılıçtan keskin, dili pabuç kadar, el elde baş başta…” gibi onlarca deyim niçin ilgili sözcüklerin içinde söz öbeği olarak kalmıştır? Bu durum hangi ölçüte göre saptanmıştır?

            10) Sözlükte maddebaşında “Beypazarı baklavası, Adana kebabı, Siirt battaniyesi…” gibi tamlamalar varsa, “Ayaş dutu, Amasya elması, Çorum leblebisi, İznik çinisi…” gibi tamlamalar niye yoktur? Sözlük bu açıdan da çelişkilidir.

            11) Sözlükte birçok yabancı sözcük özgün yazılışlarıyla yer almıştır:
anchorman (İng.), aria (İt.), au pair (Fr.), billboard (İng.), blender (İng.), bodyguard (İng.), brick game (İng.), broker (İng.), cash cart (İng.) change (İng.), charter (İng.), chat (İng.), check-in (İng.), check-point (İng.), check-up (İng.), chobitation (Fr.), factoring (İng.), fair-play (İng.), final-four (İng.), full-time (İng.), grill (İng.), grossmarket (Alm.), manuel (İng.), mega store (İng.), mortgage (İng.), non-stop (İng.), off-line (İng.), pipe line (İng.), post it (İng.), prime time (İng.), printer (İng.), rafting (İng.), rating (İng.), reiber (Alm.), stand-by (İng.), transporter (İng.), tubeless (İng.), rambo (İng.)…” gibi.

            Bu sözcüklerden çoğunun dilde yerleşmiş karşılıkları bulunmaktadır. Örneğin “blender: karıştırıcı; bodyguard: koruyucu; full-time: tamgün; factor: etken, etmen…” gibi. Ayrıca bu yabancı sözcüklerin kimisi Türkçe söylenişiyle dilimizde varlığını sürdürmektedir. Örneğin “arya, çekap, faktör, longpley, printır, gril…” gibi. Sözcüklerin kimisine TDK’ce Türkçe karşılık da önerilmişken, niçin özgün biçimleriyle yazıldığını anlamak zordur. Sözcüklerin özgün biçimleriyle aranacağı yer, kuşkusuz Türkçe değil, bir İngilizce sözlüktür. Dahası “check-up: tam bakım;full-time: tam gün” gibi kimi sözcüklerin Türkçe karşılıklarının yazımı ve ayrı yazılan “tam bakım, tam gün” tamlamalarının bu biçimleriyle maddebaşında yer alması da yanlıştır.

            Türkçeye yalnız batı dillerinden değil, doğu dillerinden de binlerce sözcük girmiş, “çarşamba, perşembe, müdür…” gibi yüzlerce sözcük, yemek, çiçek, balık ve eşya adı zamanla Türkçenin söylenişine uydurulmuştur. Şimdi hepimizin amacı, dile akın eden yabancı sözcükleri olduğu gibi almak yerine, elimizi çabuk tutup bunun Türkçesini bulmaktır. Bunun için de Atatürk’ün başlattığı Dil Devriminin coşkusunu yeniden yeşertmektir. Resmi TDK’nin, Dil Devrimini içselleştirmeyen sözlüğü bu savımıza kulak verilmesini kanıtlamaktadır.

            12) Resmi TDK bir süre önce THY’nin uçuş onayını “okey” biçiminde vermesini eleştirmiş, bu davranışı biz de haklı bulmuştuk. Ne ki aynı TDK, Türkçe Sözlük’e “okeylemek” gibi bir eylem eklemiştir. Böylece Ankara”yı bozarak ve bir İngilizce sözcükle birleştirerek “Ankamall” gibi saçmalıklar türetenleri “okeylemek”tedir. Ayrıca özensiz çeviri yoluyla yaygınlaştırılan, “start almak, start vermek, starta geçmek, sahne almak” gibi yanlışlar da yazık ki sözlüğe taşınmıştır.

            Kısaca resmi TDK’nin 2005 sözlüğü, 1988 ve 1998 baskılarını bile aratacak kadar yanlışlarla, çelişkilerle doludur. Yineliyoruz, bu sözlükle ne Türkçenin sözvarlığı algılanabilir, ne çocuk ve gençlere Türkçe sevgisi aşılanabilir. Ne ki bu yapıt okullara girmiştir. Gelsin de bir öğretmen, “ahir zaman peygamberi” gibi bir tamlamayla “büyük anne” gibi bileşik olması gerekirken ayrı yazılan bir öğe arasındaki farkı çocuk ve gençlere öğretebilsin, açıklayabilsin! Bunun olanaksızlığı ortadadır.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter