AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
CELAL ABDİ GÜZER: "KÜLTÜREL BİR DİL OLARAK SANAT VE MİMARLIK"

Her ayın son perşembesinde derneğimizde düzenlediğimiz "Dil-Ekin Söyleşileri"nin otuzuncusunda, 26 Şubat 2015'te Mimar Prof. Dr. Celal Abdi Güzer son yılların yakıcı sorunlarından çarpık kentleşme, vurgunculuk, “kentsel dönüşüm”, çirkin yapılaşma konuları üzerinden “Kültürel Bir Dil Olarak Sanat ve Mimarlık” başlıklı konuşmasını yaptı.

Konuğumuz Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Abdi Güzer yetkin bir öğretmen, sorumluluk bilinci taşıyan duyarlı bir aydın. 1982'de ODTÜ'yü bitirdi; İngiltere'de, Newcastle Upon Tyne Üniversitesi'nde mimarlık eleştirisi üzerine doktorasını yaptı ve dersler verdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesinde araştırmalarını sürdürmektedir.

Prof. Dr. Güzer'in kuram, eleştiri ve tasarım odaklı pek çok ulusal ve uluslararası yayını vardır. Çeşitli yarışmalarda seçici kurul üyeliği yapan Güzer, dördü birincilik olmak üzere çok sayıda derece ve ödül sahibidir.

2013 Uluslararası Antalya Mimarlık Bienalinin yöneticisi (küratör) olan Güzer'in araştırma konuları arasında mimarlık eleştirisi, çağdaş mimarlık uygulama ve kavramları, konut ve toplukonut, kentsel dönüşüm ve sürdürülebilirlik gibi konular yer almaktadır.

Prof. Dr. Celal Abdi Güzer, sunumunda genel olarak şunları söyledi:

“Nesnelerin kimlik değerleri vardır. Örneğin otomobil kültürel bağlamlara göre değişik anlamlar kazanır. Fransız sinemasının kendine özgü bir dili sözkonusudur. Diğer sinemalardan ayrıdır. Mimarlıkta da böyledir. Mimarlar bireysel dil kullanırlar. ÖrneğinMimar Sedat Hakkı Eldem’in özgün bir mimarlık dili vardır. Eldem, kültürel gelenekten beslendiğini, bu birikimi modern, çağdaş anlayışla birleştirdiğini belirtir. İspanyol Mimar-Sanatçı Santiago Calatrava, iskeletin aynı zamanda dışa vuran bir öğe olduğu anlayışındadır.

Mimarlık sanatla iç içedir. İnsanlığın ilk dönemlerinden aydınlanma dönemine değin uzanır. Modern mimarlıkta yalın olanın güzelliği anlayışına ulaşılmıştır.

Ne ki günümüzde köksüz, amaçsız, mimarlık birikimiyle ilişkisiz yapılar da yapılmaktadır. Örneğin Dubai’deki adalar üzerindeki yapılar bu türdendir.

Ayrıca mimarlık iktidarın güç gösterisi olarak kullanılmaktadır.

Modern mimarlığın ‘Basit olan iyidir’ biçiminde belirtilebilecek yaklaşımının temelinde sanayi devrimi, kente göç olgusu yatar.

Çağdaş mimarlık ile vandallığı birbirinden ayırmak, karıştırmamak gerekir.

Çarpık kentleşme çok önemli sorundur. Tüketime yönelik, Amerikan seri üretimi konutların oluşturduğu bölgeler, 1970’li yılların başında bombalanarak yıkıldı.

Alman Mimar Richard Meier, modern dönemde halka, yığınlara dönük mimarlık anlayışında belirgin adlardandır.

Las Vegas mimarlığını, sıradanlığı öven Robert Venturi gibi mimarlar ‘Halk ne istiyorsa onu yapmalıyız’ yaklaşımını savundular ve bu yönde yapılar yaptılar. ‘Las Vegas’ anlayışı, gelişmemiş toplumlara özgüdür. Kolaj, eklektik bir kargaşa olarak belirir; bayağı (‘kich’) bir anlayıştır. Modern mimarlık da bu anlayışı çıkar amaçlı kullanmaktadır.     

Türkiye kentleri, bir yandan nüfus artışı öte yandan kırsal alanlardan kente göç nedeni ile sürekli bir büyüme baskısı altında kalmaktadır. Bu büyümenin yoğunluğu ve giderek ivmelenen hızı bütüncül ve uzun vadeli bir planlama içinde gerçekleşememekte, kentsel yapılaşma ve dönüşüm kararları çoğu zaman tekil proje bazında ve noktasal olarak ele alınmaktadır. Rant baskıları, siyasal tercihler, kısa vadeli beklentiler büyüyen ve değişen kentin planlamanın gereği olan mekânsal önceliklerden çok, eklektik biçimde gerçekleşmesini getirmekte, bugünün sorunları çözülmeye çalışılırken geliştirilen parçacı modeller önemli tahribatlara neden olmakta, bir yandan kentsel değerler yok edilmekte, öte yandan gelecek için sorunlu bir kentsel altyapı hazırlanmaktadır.

Kent ve onu oluşturan yapılar her şeyden önce kültürel ve geleneksel birikimi, bu birikimin değerlerini temsil eden, kuşaklar arasında süreklilik oluşturan fiziksel temsiliyet ortamıdır. Bu ortamın ani ve radikal değişimi bu sürekliliği kesintiye uğratacak, temsiliyet ilişkisini zayıflatacaktır. Sadece belli merkezlerin çekim merkezi oluşturduğu, bazı bölgelerin ihmal edildiği coğrafyalarda göç ve hızlı kentsel büyüme kaçınılmazdır. Sanat ve teknoloji karşıt ya da çatışan kavramlar değil, birbirlerinden beslenen, birbirlerini içeren ve birbirlerini tamamlayan kavramlardır. Bu nedenle özellikle mimarlıkta sanat onu oluşturan teknolojik yapım ortamından bağımsız bir gösterim ve dışavurum ortamı gibi algılanmamalıdır. Modern mimarlık anlayışının arka planının yapının yapısal sistemini ve bileşenlerini bir dile, doğrudan dışavuruma dönüştürme çabası oluşturur.

Dönüşüm bölgelerindeki yapıların, içe dönük korunaklı siteler olarak ele alınmak yerine, mahalle ölçeğinin sürdürülebilir olmasına katkı sağlayan bir dil ve program içinde ele alınması gerekir. Benzer biçimde korunması gereken yapılar sadece tescilli yapılarla sınırlı tutulmamalı, kent ve mahalle belleğinde yeri ve anısı olan yapı ve mekanlar korunmalı, kent belleğinin kendisi bir koruma çerçevesi olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye kentsel dönüşüm süreci içinde önemli bir şans yakalamıştır. Bir yandan sağlıksız yapılaşma yenilenirken öte yandan sorunlu kentsel alanların yeniden ele alınması, plansız ve eklektik gelişmiş alanların kentsel önceliklere göre düzenlemesi, bu anlamda yetersiz olan altyapının yenilenmesi olanağı doğmuştur. Ancak bugüne kadar gerçekleşen uygulamalar yapı ve parsel odaklı olarak gelişmekte, rant ve yoğunluk artışı ile ekonomik elverişlilik kazanan alanlarda yapılar, daha yüksek ve yoğun yapılarla yer değiştirmekte, daha büyük ölçekli planlama şansı göz ardı edilmektedir. Bu indirgemeci yaklaşım mimarların yoğunluk artışına yönelik talepleri öne almak zorunda kalması ile sonuçlanmakta, kentsel öncelikler ikinci planda kalmaktadır. Kentsel dönüşümün yapı ölçeği ile sınırlı olmayan bir şans olarak işlevselleştirilmesi, ancak daha büyük alanların bütüncül ve kentsel önceliklerle ele alınması ile olanaklı olacaktır.

Türkiye’de tanıtımı, duyurusu yapılan kentsel, bölgesel tasarımların adları, savsözleri bile saçma örnekler ortaya koyuyor. Toplumsal değerlerdeki aşınma mimarlık alanına da yansıyor.”

Mimarlık-dil ilişkisi, mimarlığın diliyle ilgili çok ilginç bilgileri içeren yararlı bir buluşma oldu. Güzer Öğretmenin saydamla yansıttığı görsel bilgiler eşliğinde verdiği ayrıntılı bilgilerle, dinleyen dilseverlerin yapılara, mimarlık olaylarına bakışının daha da geliştiğine kuşku yok.

Sayın Prof. Dr. Celal Abdi Güzer’e, buluşmaya katılan dilseverlere gönül borcumuzu sunarız.

 


 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter