AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
DİL-EKİN SÖYLEŞİSİNDE NAZIM MUTLU İLE TÜKETİLEN ÖĞRETMENLİĞİ KONUŞTUK.

DİL DERNEĞİNDE ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLAMASI

24 Kasım Perşembe günkü Dil-Ekin Söyleşisinde konuğumuz Ulusal Eğitim Derneği başkanı, öğretmen Nazım MUTLUTüketilen Öğretmenlik” başlıklı konuşmasına Ömer Asım Aksoy'u, Beşir Göğüş’ü ve Şerafettin Turan’ı anarak başladı.

Konuşmasında günümüzde öğretmenlerin durumuna değinen Nazım Mutlu, ülkemizde öğretmenlik mesleğinin gelişimini, örgütlenmelerini ve toplumun öğretmenlik mesleğine bakışını anlattı, özel öğretmenliğin, özel kursların yani öğretme-öğrenme ilişkisinden çıkılıp paranın devreye girmesiyle farklı bir yola girildiğini ve tüketilen öğretmenlik kavramının geliştiğini söyledi. 

400 bin öğretmen işsiz

Günümüzde 400 bin öğretmenin işsiz olduğunu vurgulayan Mutlu öğretmen okullarının 16 Mart 1948’de kurulduğunu, ancak bu topraklarda yaklaşık 170 yıllık bir öğretmen yetiştirme süreci bulunduğunu, ilk 50-60 yılın arayışlar süreci olduğunu, Cumhuriyetin ilk çeyrek döneminin parlak bir dönem olduğunu, bu dönemde çağdaş bir eğitim görüldüğünü, bugüne kadarki dönemin gerileme ve çöküş dönemi olarak adlandırılabileceğini anlattı. Aktif eğitim içindeki 25 milyon kişinin yani nüfusun üçte birinin özel eğitimde yani dershanelerde olmasından kamu okullarının etkilendiğini, öğretmenin geçim sıkıntısı çektiği için özel derslere kaymaya başladığını, öğretmenlerin ideallerinden, ülkülerinden, iyi öğrenci yetiştirme erkinden vazgeçip paranım öne çıkmaya başladığını anlatarak “Bugünün gençleri özel ders alıyor, öğretmene zarfla para veriliyor, pazarlıklar yapılıyor. Karşılıklı para alışverişine kayıldı, para odaklı bir anlayış ortaya çıktı. Bu 60’lardan itibaren özelleştirme vs. ile başladı. İşlevsel olarak temel lise var. Ancak Etüt Merkezleri, bir bölümü de kaçak çalışan kurumlar var. Bunların yıllık 20 milyon dolar cirosu var. Eğitim çarkında iş tamamen ticarete dönüştü.” şeklinde konuştu.

Devlet kurumlarının işlevinin özel okul kavramıyla birlikte gevşetildiğini, 24 Ocak liberal ekonomisiyle 90’lı yıllarda rüyanın çöküşü ile birlikte eğitim alanında da çöküşe sürüklenildiğini, iş güvencesinin aşındırılmaya başlandığını, geçtiğimiz günlerde devlet okullarına 20 bin öğretmenin mülakatla sözleşmeli olarak alındığını, meslek liselerinin tümüyle sanayicilere devredileceğinin Bakan tarafından açıklandığını belirten Mutlu, yurt, ulus bilincine sahip insan tipi değil, şirketlerin istediği gibi insan tipi yetiştirilmeye çalışıldığını ve öğretmenlerin karın tokluğuna çalıştırılmak istendiğini vurguladı.

Öğrenci başarısı test sonuçlarına göre değerlendiriliyor

Nazım Mutlu konuşmasının devamında, cumhuriyetle birlikte oturtulan sistemin, cemaat, tarikat, mafya dershaneciliğine dönüştüğünü, bu okullarda öğretmenin parasını alamadığını, saygınlığının ve güvencesinin olmadığını, dershaneye gidilmezse öğrenim olamayacağı kanısı oluştuğunu, dolayısıyla öğretmenlik mesleğinin de böylece tükendiğini, öğrenci başarısının testlerdeki sonuçlara göre değerlendirilmeye başlandığını, bunun sonucu olarak okul, öğretmen ve velinin de yalnızca bu sonuçlara baktığını, kitap okunmadığını  söyledi.

Proje okullardan da söz eden Mutlu aslında proje okul olayını kendilerinin bile doğru dürüst bilmediğini, proje okul sayısının 155 olduğunu, yaklaşık 130 yıllık bir okul olan Atatürk Lisesi, İstanbul'daki Kabataş Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi gibi her alanda başarılarını kanıtlamış okulların bu kapsama alındığını, çok kötü bir yönetmelikle bu yöntemin hoyratça uygulamaya konulduğunu, amacın anlatıldığı gibi başarıyı arttırmaya yönelik olmadığını belirtti.

Eğitim- Öğretimde tarih başları

Konuşmacı ülkemizde eğitim-öğretim konusunda önemli tarihler de vererek şöyle konuştu;

“1848 - İlköğretmen okulu başlangıcı

1857 - Tanzimat Eğitim Bakanlığı Merkez Yönetimi -Milli Eğitim Bakanlığı benzeri Maarifi Umumiye Vekaleti

1876 - I. Meşrutiyet kısa da olsa yarattığı iklim II.Meşrutiyete yaradı. Bu da Cumhuriyete hazırlık oluşturdu.

1868 - Erkek İlköğretmen Okulu

1870 - Kız Mektepleri (Darül muallim kız mektepleri) İnatçı eğitimcilerle iyi adımlar atılmıştır.

1897 - Yüksek Öğretmen Okulu

1913 - Okul Öncesi Eğitim, Son 19. Eğitim Şurasında karma eğitimi kaldırmak istendi. Okul öncesi eğitim zorunlu olması gerekirken olmadı.

1913 - Geçici İlköğretim yasası

1915 - Öğretmen Okulu tüzüğü

Satı bey önemli işler yapmıştır. Emrullah efendi, “okullar olmasaydı milli eğitim ne iyi yönetilirdi,” diyen Eğitim Bakanı. İsmail Mahir Efendi, 1914’’te Meclis'te, köy enstitüsü benzeri öneri  getirmiş. “Kız ve ekmek çocukları toplayalım, köylerle işbirliği yapalım,” demiş. Bu da ancak 1940’ta Köy Enstitülerinin kurulması ile oluyor.

Cumhuriyet döneminde ise, Atatürk, daha önce 1921’ de Kurtuluş Savaşı sırasında, Maarif Kongresi, Hamdullah Suphi'ye Maarif Kongresi yani kurultay toplattırıyor. İlk somut düşüncesi o kurultayda ortaya çıkıyor. “Kendimize özgü bir sistem ortaya çıkaralım,” diyor ve cepheye dönüyor.

3 Mart 1924’de tek yani öğretim birliği denen yasa, Tevhid-i Tedrisat yasası ile laik, demokratik eğitim benimseniyor. Bugün o yasa kaldırılmaya çalışılıyor.

1924 - Orta Öğretim yasası

Eğitimin planlanması yapan kurul oluşturuluyor, Yunus Nadi, Falih Rıfkı Atay, Rauf İnan, Ruşen Eşref gibi Atatürk'ün çevresindeki kişiler Bilim Kurulunda yer alarak 1924’te toplanıyorlar.

1926 - Maarif Teşkilatı Yasası

1927 - Meslek Okulları Yasası, Gazi Terbiye Enstitüsü

1937 - Köy Eğitmenliği

194 0 - Köy Enstitüleri Yasası ile eleştirel, sorgulayan insan tipi oluşturuluyor.

1948’e kadar askerden dönen çavuşlarda eğitmen yapılıyordu.

Öğretmen örgütlenmesine ve ülkenin eğitim sorunlarına dayalı insan tipi yetiştirildi.”

1970’lerde kitap gereksinimi 5. sırada yer alırken bugün 235. sırada yer alıyor.

1925’ten 1960’lı yıllara kadar öğretmenin belirleyiciliği, yönlendiriciliği olduğunu söyleyen Mutlu, öğretmene kutsallık yüklenmemesi gerektiğini ama saygınlığın önemli olduğunu, öğretmenliğin de her meslekte olduğu gibi kendine özgü saygınlığı olması gerektiğini, 1980 sonrası büyük bir kırılma yaşandığını, tükenmişlik içinde, işe gitmek istemeyen bir öğretmen tipi oluşturulduğunu, sınıfta başlayıp sınıfta biten görev tanımı oluştuğunu ve yalnızca maaşını düşünen bir öğretmen tipi yaratıldığını anlattı.

Bugün 1 milyon öğretmenin üçte ikisinin örgütlü, 750 bin sendikalı öğretmenin yarısının da iktidar sendikasına üye olduğunu, öğretmene baskı, yıldırma politikaları uygulandığını, geçmişte Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) 'nın ayakta kaldığı 6 yıllık kısa dönemde çok etkili olduğunu söyleyen konuşmacı TÖS Başkanı Fakir Baykurt’u saygıyla  andı.

Bugün öğretmenlerin işlerini gerektiği gibi yapmadıklarını, mesleki etkinliklere bile çok az kişinin katıldığını, öğretmen kuruluşlarının anketlerindeki soruların öğretmenin yoksulluğuna, çaresizliğine ilişkin olduğunu vurgulayarak aslında ekonomik olarak yalnızca öğretmenlikte değil, bütün mesleklerde sıkıntı olduğunu, Eğitim İş ve Eğitim Sen'in anketlerinin para odaklı olduğunu, Türk Eğitim Sen'in anketlerinin ise okullardaki laboratuvar durumu, derslik sayısı, okul güvenliği vs. şeklinde daha eğitim odaklı soruları içerdiğini belirtti.

Herşeye karşın halk öğretmenlerden ümidini kesmemiştir

Nazım Mutlu konuşmasını şöyle sonlandırdı;

İyi bir öğretmen yetiştiremezseniz, ne kadar para verirseniz verin, eğitim öğretim niteliğine olumlu etki yapmaz. Toplumumuz, bütün bu olumsuzlukların yaşanmasına karşılık, yine de en dürüst grup olarak öğretmenleri göstermektedir. 2006’da da, 2010’da da mesleklerin güvenilirliği açısından öğretmenliği en başa koymuştur. Yani her şeye karşın halk öğretmenlerden ümidini kesmemiştir."

Derneğimizde gerçekleşen etkinliğimizde bizimle olan değerli konuşmacımız Nazım Mutlu’ya ve katılımcılara teşekkür ediyoruz.

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter