Yazım Kılavuzu
SUNUŞ
Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu (1932-1983 arasında) Türkçenin özleşmesinde, bilim, teknik ve sanat kavramlarını karşılayacak yolda gelişmesinde, ölçünlü dil ve yazım birliğinin sağlanmasında öncü olmuştur. Bu kurumun 51 yıl taşıdığı ses bayrağımız, 1987’den bu yana bilimsellikten, bilim ve sanat adamlarından güç alan Dil Derneği’nin çabalarıyla yükselmektedir.
Seksen yıla yaklaşan deneyimimiz bize şunu göstermiştir: Dil Devrimi hiçbir biçimde yadsınamayacak, ölçünlü dil ve yazım birliğini bozmaya yönelik girişimlerse sonuçsuz kalacaktır. Tersini düşünmenin dil bilinciyle bilimsellikle bağdaşır yanı yoktur. İşte bu, Dil Devriminin başarısıdır.
1983’ten önceki Türk Dil Kurumu’nun Yazım Kılavuzu bütün okullarda kaynak sayılmış, yazarlar, basın yayın kuruluşları, yayıncılar bu yapıtı kullanmıştır. Şimdi de Dil Derneği’nin Yazım Kılavuzu özellikle öğretmen ve öğrenciler başta olmak üzere; düşünen, araştıran, yazan herkes için bir başucu kitabı olmaktadır. Dil Derneği’nin kılavuzunda, Atatürk’ün kurumunda on bir kez, milyonlarca basılan Yeni Yazım Kılavuzu temel alınmış; yapıtın her baskısı yerleşmiş kurallar değiştirilmeden, dile giren sözcük ve terimler dizelgeye eklenerek dildeki gelişmelere koşut olarak yenilenmiştir.
Yazım Kılavuzu’nun 4. ve 5. baskılarıyla (Eylül 2000; Eylül 2002), 1980’li yılların ortasından bu yana yaşanan yazım kargaşasını önleyebileceğimizi düşündük. Çünkü bileşik sözcüklerin yazımı, düzeltme (^) ve kesme (‘) imlerinin kullanımı başta olmak üzere, kimi temel kurallarda da ikili üçlü yazma biçimlerine dönüş başlamıştı. Bu durum yaratılan kargaşayı büyütmüş, uygulayıcılar kendilerince doğru buldukları yazım biçimlerini yeğler olmuştu.
Dil Derneği, bu kargaşadan kurtulmak amacıyla ayrı ve bileşik yazılan tüm sözcük, terim ve deyimleri, söz öbeklerini kılavuzun 4. ve 5. baskılarında dizine almış, bu yüzden kılavuzun bundan önceki baskıları epeyce kalınlaşmıştı. Yapıtta konuşma ve yazı dili ayrımından başlayarak kuralların anlatımında da önceki kılavuzlarda alışılan biçemin değiştirilmesi, gelenekselleşmiş kimi tanım ve açıklamalara dilbilimsel açıdan yaklaşılması övgü de aldı, tepki de… Özellikle öğretmenlerin kimisi kılavuzun yeni biçiminden pek hoşnut kalmadı. Bu nedenle bütün öneri ve eleştirileri yazı yazanların, uygulayıcıların gözüyle yeniden değerlendirmemiz gerekti.
Yapıtı kullanacak olanların Yazım Kılavuzunun her baskısında köklü değişiklikler yapıldığını düşünmemesini dileriz; çünkü bu baskıda da yaklaşık 80 yıllık yazım geleneğimiz korundu. Kültür ve ders kitaplarını, gazete ve dergileri taradığımızda sorunlar, aynı noktada yoğunlaşıyordu. Öğretmenlerin, yazarların, dizgicilerin ve yazarken sorun yaşayanların derneğimize yönelttiği soruları, bunların yanıtını araştırdık; yıllardır yazım konusunu iş edinen uzmanlarla saptamalarımızı değerlendirdik. 6, 7 ve 8. baskıda düzeltme ve kesme imleriyle büyük harflerin kullanımına ilişkin sorunları kurallar bölümünde çok örnek vererek, ayrıntıya inerek büyük ölçüde çözdüğümüzü düşünüyoruz. Dahası bugüne dek kılavuzlarda yeterince yer almayan; ama dili ustalıkla kullanan yazarların ürünlerindeki nokta, virgül, noktalı virgül gibi imlerin kullanımındaki incelikleri de yapıta yansıttık. Temel kurallarda değişme olmadığı için 8. baskının özellikle öğretmenlerle uygulayıcılar için yetkin bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Kültür yayıncıları, basın yayın, birçok kurum ve kuruluş ya Dil Derneği’nin kılavuzunu ya da Ömer Asım Aksoy’un öncülüğünde (ilk baskısı 1987’de) yayımlanan “Ana Yazım Kılavuzu”nu temel almakta, eğitim kurumlarıysa bir devlet dairesi olan Türk Dil Kurumu’nun kılavuzunu kullanmak zorunda bırakılmaktadır. Dil Derneği’nin kılavuzuyla Ana Yazım Kılavuzu neredeyse yüzde yüz örtüşmektedir; çünkü bu iki yapıtın hazırlayıcılarının dil ve yazım birliğine bakışı ortaktır. 8. baskıya ulaşan, dizinleriyle daha da olgunlaşan Yazım Kılavuzunda da kurallar bölümü bu ortak bakışla hazırlanmıştır.
Yazınsal ve bilimsel ürünler olmasa kurallar da olmazdı. Bu kılavuzda kurallara verilen örnek tümcelerin çoğu usta kalemlerin yapıtlarından alınmıştır. Bu anlamda Dil Derneği’nin, son çeyrek yüzyılda epeyce bozulan yazım birliğini düzeltmek için yazarlardan, bilimcilerden, basın yayın organlarından, yayıncılardan, eğitimcilerden beklentisi şudur:
Nasıl ki başka bilim dallarının uzun uğraşlar sonucu kazanılmış sonuçlarına, kurallarına saygı duyuluyorsa dilin de bilimi olduğu göz önüne alınmalıdır. Dilcilerin, dilin ses/biçim/anlam özelliklerini, mantığını göz ardı etmeden elde ettiği sonuçlar, “Bana göre...” öznel yaklaşımından sıyrılarak değerlendirilmelidir. Her yazar (birey) dilin olanaklarını özgürce kullanarak kendi biçemini yaratır; ama yazım kuralları yazardan yazara (kişiden kişiye) göre değişmemelidir. Dilcilerse çok dikkatli olmalı, dilin akışını özenle izlemeli, yaygın yazım biçimlerini saptayıp uygulayıcılara yansıtmalı, yaygın yazım biçimleri dilin mantığıyla çelişiyorsa, bilimsel verilere dayanarak uyarıcı olmalıdır. 1983 öncesindeki Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun ilkesi buydu, şimdi Dil Derneği de bu ilkeye yaslanmaktadır.
Dil Derneği’nin yıllar önce ölçünlü dile sahip çıkmak için yaptığı “Türkçesi varken...” çağrısı, bugün bütün ülkede yankı bulmuştur. Yazım Kılavuzunun yeni baskısıyla bir kez daha güven tazeleyeceğimize, “Doğru yazmak varken...” çağrımıza bütün dilseverlerin kulak vereceğine inanıyoruz.
Dil Devrimiyle Türkçenin yolunu açan ulu önder Atatürk’e, yazım birliğinin sağlanmasında öncü olan “Dil Encümeni”nin devrimci üyelerine, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun 1932-1983 arasındaki bütün saygın yöneticilerine, kol başkanlarına, uzmanlarına, Yazım Kılavuzunun bundan önceki baskılarını yaratan dilcilere gönül borcumuz sonsuzdur; hepsini saygıyla anıyoruz. Bilimsel verilere dayanarak Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun ilkelerini yaşatan, 1989’dan bu yana Yazım Kılavuzuna emek veren bütün dilcileri içtenlikle selamlıyoruz.
DİL DERNEĞİ
Yazım Kılavuzu Ara-Bul Türkçe Sözlük Ara-Bul Kısaltmalar Dizelgesi
|