|
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ Hikmet ÇETİNKAYA |
Cumhuriyet, 1 Ekim 2008 |
|
Bir Gece
Yarısı Bir gece önce çok sevdiğim “Ege Lokantası”nda Muğla yöresinden toplanıp uçakla Ankara’ya getirilen otlar, çoban salata, kalamar, ahtapot eşliğinde sohbet ediyorduk dostum Engin Aydın, Mustafa Balbay ve ben... İzmir’de düzenlenen “Dil Bayramı” etkinliklerine katılmış, karayoluyla Ankara’ya gelmiştim. Konak Belediye Başkanı Muzaffer Tunçağ, “Mutlaka gelmelisin” buyruğunu(!) verince, kalkıp gitmiştim İzmir’e. Muzaffer Tunçağ ’68 kuşağından, Hadigiller, Şahingiller ve öteki “dönekler” gibi kimliğini yitirmemiş bir sosyal demokrat ve yurtseverdir. Kültürel etkinliklere çok önem verir. Tiyatrodan sinemaya, öyküden şiire, operadan müziğe, yontudan tarihe dek değişik sanat dallarında etkinlikler düzenler. Okurlar bilir, benim için İzmir’in yeri başkadır... İzmir’deki 76. Dil Bayramı etkinlikleri çok iyi geçti, Ankara’da olduğu gibi. İzmir’de Bekir Yurdakul, Ankara’da Sevgi Özel güç koşullarda önemli etkinlikleri gerçekleştirmişler... İçimde kümeleşmiş umutlar ve bir kafeden yükselen Sezen Aksu’nun “İzmir’in Kızları” şarkısı... Kordonboyu’nda bir yerlerde, belki de Can Yücel Sokağı’nda “Miko”da Şükran Kurdakul’la buluşurum 80’li yıllardan kalmış anılarla... “Dudakları ilk ışığı gibiydi aşkın/ Lavanta kokulu odaların eşiğinde/ Kadınlığı gözlerine yansıyan/ Şarkılar söylesin, giysilerini çıkarsın/ Oynasın kendini nesi varsa elinde. Gülüşü ilkçağdan, soluğu Akdeniz’den/ Bilinen nişanların bilinmeyen yangını/ Neleri ateşliyor yaşamının gülünde/ Asmada üzüm, üzüm de rengin tadı/ Doğayı göğüslerinde saklıyor Carmen.” *** İşin bir başka ilginç yanı, tek bir politikacı yoktu... Kendi kendime sordum: “CHP’liler, DSP’liler, TKP’liler, İP’liler, ÖDP’liler neden katılmazlar böyle etkinliklere?” Siyasetçiler neden şiiri, öyküyü, romanı yani edebiyatı sevmezler? Niçin haykırmazlar Dağlarca usta gibi: “Türkçem, benim ses bayrağım...” Biz o gece “Ege Lokantası”nda tarihe yolculuk yaptık, yan masada oturan okurlarla sohbet ettik. Serin bir bozkır akşamıydı... Yan masada oturan bir bayan okur, “Gerçekleri yazın, edebiyat yapmayın... Edebiyat elitlerin okuyacağı yazılardır” diyordu... Demek ki öyküyü, şiiri, romanı sevmiyordu!.. Vurdulu kırdılı yazılardan hoşlanıyordu. Edebiyatı sevmeyen birey yaşamı sever mi? Aynen böyle sordum ve şu yanıtı aldım: “Bırakın edebiyatı ve bize yol gösterin!” Aman Tanrım! Gazeteciden “medet uman” bir toplum yaratılmıştı. Kimse 12 Eylül’ün hesabını Kenan Evren ve arkadaşlarından sormak istemiyor, solun silindir gibi ezilip, örgütlü toplumun ortadan kaldırıldığını göremiyordu. İş Tanrı Baba’ya kalmıştı... Gökten ya da başka bir yerden kurtarıcı bekleniyordu... Adlarını saydığım tüm sol ve sosyalist partileri önemsemiyordu. *** Çok sayıda sol parti var Türkiye’de... Ama her önüne gelen CHP’ye vuruyor... İl başkanları belediye başkanlarıyla kavga ediyor, belediye meclisi üyeleri hakkında yolsuzluk savları ortaya atılıyor... CHP hem iç sorunlarla hem de hükümetle mücadele ediyor! Peki sendikalar, demokratik kitle örgütleri nerede? Dostlarım, arkadaşlarım, tanıdık tanımadıklarım aynı soruyu soruyor: “Toplumu niçin ‘telefonum dinleniyor’ korkusu sardı? Bu yılgınlık, suskunluk neden?” Sorunun yanıtı çok açık!.. Türkiye bir “korku tüneli”nden geçiyor, 12 Mart’larda, 12 Eylül’lerde olduğu gibi!... Faşizm bir gece yarısı sizin de kapınızı çalabilir, demokrasi ve özgürlük adına! Öyle değil mi Türk medyasının din bezirgânları, liberal tosuncukları; AKP yalakaları? |
|