AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
LAİKLİK NİÇİN GEREKLİ?
 

Bildiğiniz gibi yayılmacılara karşı verdiğimiz Kurtuluş Savaşının ardından cumhuriyetimiz kurulmuştur. Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde cumhuriyetimizi sonsuza dek yaşatmak, cumhuriyetin özünü oluşturan halk egemenliğini güçlendirmek için de birçok devrim yapılmıştır.

29 Ekim 1923’te kurulan cumhuriyet, daha yaşını doldurmadan, 3 Mart 1924’te kabul edilen ve cumhuriyet tarihimize, 3 Mart Devrim Yasaları olarak yazılan, “Hilafetin Kaldırılması, Şer’iye ve Evkaf Vekâletinin Kaldırılması” ile “Eğitim ve Öğretim Birliği Yasaları” halk egemenliğinin olmazsa olmazı laikliğin toplumsal temellerini atmıştır. Bu yasaların özünde laik eğitim vardır.

95 yıllık devrim deneyimi olan ülkemizde laik, laiklik terimleri için tanım yapacak, ders verecek değiliz; ancak öncelikle ve özellikle laikliğin demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ana direği olduğunu belirtebiliriz. İşte bu nedenle 95 yıllık cumhuriyetimiz için 3 Mart Devrim Yasalarının önemi çok büyüktür.

  1950’den bu yana 3 Mart Yasalarından aşama aşama uzaklaşıldığını belgeler bilgiler ışığında ele alan onlarca kitap, yüzlerce yazı yayımlandı. Aklın öncülüğüne, bilimsel olana inanan; çocuklarımızın yarını için yorulup usanmadan oylumlu araştırmalar yapan aydınlar, özellikle laik eğitimden neden, niçin ve hangi siyasal savlar öne sürülerek uzaklaşıldığını onlarca kez anlatmıştır. Ne ki dünden bugüne, dahası 21. yüzyılın bile tükenir olduğu, gelişmiş ülkelerin uygulayımbilimde önde koştuğu bu dönemde bilimsel akla inanan aydınlardan hiçbirinin usuna laik eğitimden bu denli uzaklaşacağımız gelmemiştir. Bu durum salt ülkemizin sorunu değildir; beş adım ötedeki komşularımızın büyük sorunlarının kökeninde de laik eğitimle tanışmama yatmaktadır. Bölgenin, uygarlıklara ilk ışıkları çakan Mezopotamya ve ötesi olduğu düşünülürse üzüntünün boyutu derindir; çünkü kadınlar ve çocuklar, yaşlılar ve gençler ya umutsuzlukla kavruluyor ya da canından oluyor; tarih ve doğa yara üstüne yara alıyor.

Mustafa Kemal Atatürk, devrimleri yaparken bugünü yüzyıl önce görmüş; “aklın ve bilimin” tinsel kalıtı olduğunu belirtmiş; bütün devrimleri “aklın ve bilimin” öncü olması için yaşama geçirmiştir. 3 Mart Devrim Yasalarıyla temeli atılan, koşulları belirlenen laik eğitimle de cumhuriyet yaşadığı sürece “aklın ve bilimin” öncü olmasını istemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında devrimlere tanıklık edenler; dahası devrimlerin yaygınlaşması için Atamızı destekleyenler, Atatürk’ün ölümünden sonra yol ve yön değiştirmişlerdir. 1950’li yıllarda Atatürk’e, heykellere saldırılar başlayınca devrim yasaları Anayasayla korunur olmuştur. Ne yazık ki bugün de Anayasayla korunan devrim yasaları; Harf Devriminden kılık kıyafete dek tersyüz edilmiştir. Cumhuriyetin bizlere en büyük armağanı, “aklı özgür, vicdanı özgür” yurttaş kimliği kazandırmasıdır. Bu armağanın özünü 3 Mart Devrim Yasaları oluşturur; çünkü laik eğitim yoksa “aklı özgür, vicdanı özgür” yurttaş olma, eşit yurttaş olma bilinciyle özgürce düşünme, düşünceyi özgürce paylaşma olanağı da kalmıyor. 

1924’te kabul edilen “Üç Devrim Yasası”nın amacı açıktır:

Laik eğitimle toplumu çağdaş dünya ile yarışa sokmak… Bilimsel doğruların ve sanatın ışığıyla, akla dayalı politikalarla, halkın özgür istenciyle çağdaşlaşma ve aydınlanma yolunda ilerlemek… Akılcı ve bilimsel olandan başka doğru tanımamak, inançla akılcı ve bilimsel olanı karıştırmamak... Aklın ve bilimin yol göstericiliğinde ulusal ve evrensel değerleri anlama, harmanlama becerisi kazanmak…

3 Mart Devrim Yasalarının özellikle kadınlar açısından önemi çok büyüktür. Kadınlar, yüzyıllarca bütün yaşamsal haklarından yoksun kalmıştı; 3 Mart Devrim Yasalarını izleyen yıllarda kadınların ses verdiğini, hak aradığını, evlenme, boşanma, miras, seçme ve seçilme hakkı kazandığını görüyoruz.

3 Mart Devrim Yasalarının kabulünden sonra eğitimin birleştirilmesiyle başlayan laik eğitim, yüzyıllarca “ümmi ümmet kul” sayılan; salt vergisini almak, savaşa göndermek dışında hiç anımsanmayan bireye “yurttaş” kimliği kazandırmıştır. Yurttaşlık bilinci ve kimliği çok değerlidir; ne kolay elde edilir ne de kolayca bırakılır. Yurttaşlık bilinci bütün farklılıkları reddeder; inancı ve kökeni ne olursa olsun her yurttaş, ülkenin “maddi-manevi” ekinsel değerlerinin, yeraltı ve üstü tüm varsıllıklarının ortak sahibidir; böyle olmalıdır.

Ne ki 1950’den sonra Atatürk’e tepkili olanların, devrimlere savaş açanların önündeki en büyük engel laiklikti. Günümüzde eğitimsizliği, yoksulluğu bile Atatürk’le, devrimlerle ilişkilendirenler görülüyor. Atatürk’ün yaptığı Türk Devrimiyle savaşım için oluşturulan Türk İslam sentezi 12 Eylülcülerce devletin eğitim ve kültür siyasası yapıldı. 1982 Anayasasıyla Atatürk’ün eliyle yazdığı “vasiyetnamesi” çiğnendi, Türk Tarih ve Dil Kurumları kapatıldı; üniversite ve basın özgürlüğünü kısıtlayacak uygulamalara bu Anayasayla kapı açıldı. 12 Eylülden sonra akan zamanda bu sentez ad ve içerik değiştirdi; zamanla sentezin yapıcılarını bile şaşırtacak uygulamalar başladı; şimdilerde laik eğitimden uzaklaşmanın sancıları yaşanıyor.

Üç Devrim Yasasının kabulünden 94 yıl sonra onlarca gazete ve TV kanalında cumhuriyete, Atatürk’e kin kusanlar yalnız yakın tarihi değil, cumhuriyet öncesini de çarpıtıyorlar. Oysa laiklik, laik eğitim, bu kesimin de güvencesidir. Prof. Dr. Şerafettin Turan’ın Türk Devrim Tarihi adlı dev çalışmasında belirttiği gibi “bir devlet dini sayılan İslamiyette devlet ile din; hukuk ile şeriat arasında belirgin ve kesin” bir ayrım yoktur (3. kitap, 1. Bölüm, 1995). Oysa cumhuriyet, din ile devlet ilişkisini kesin olarak ayırmıştır. Bunun için de “Hilafeti, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” aynı günde kaldırılmış; aynı gün “Tevhid-i Tedrisat” yasası da çıkarılarak  “Eğitim ve Öğretim Birliği” sağlanmıştır. Eğitim dinselleştiğinde bir ülkede ne çağdaş eğitim olur ne hukukun üstünlüğü ne demokrasi… Yaklaşık yüzyıllık devrim deneyimi olan cumhuriyetimiz, bu karmaşa ortamından hiç kuşkumuz yok, yüzünün akıyla çıkacaktır.

Biz karamsar değiliz; dileğimiz Atatürk’e, cumhuriyetle gelen devrimlere tepkide ölçüyü kaçıranların da bildiği dalı kestiğini fark etmesidir. Üç Devrim Yasasının 94. yıldönümünde; terörden onlarca kez canı yanan yurttaşlar olarak nereden gelirse gelsin terörü reddediyor; inancımız, kökenimiz ne olursa olsun, laik eğitimle kazandığımız yurttaşlık bilinci ve hukukun güvencesindeki düşünce özgürlüğüyle birlikte yaşamak istiyoruz. Çocuk ve gençlerin akılcı, bilimsel eğitimle yetişmesini; bilimde, sanatta, uygulayımda tüketici değil, üretici ve önde olmasını istiyoruz.

Sevgi Özel


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter