AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
FAKİR BAYKURT ÖLÜMÜNÜN 20. YILINDA YANIMIZDAYDI
 

FAKİR BAYKURT ÖLÜMÜNÜN 20. YILINDA YANIMIZDAYDI

Yazınımızın ve öğretmenlerin yüz akı Yazar Fakir Baykurt Sıladan Uzakta” Değil; Ölümünün 20. Yılında Fakir Baykurt Yanımızda başlıklı etkinlikte, düşünceleri, eylemleri ve yapıtlarıyla bütün gün anıldı.

Dil Derneği, Literatür Yayınevi ile Çankaya Belediyesi’nin birlikte düzenlediği anma etkinliği 11 Ekim 2019 Cuma günü 10.00 – 20.00 saatleri arasında Ankara’da, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşti.

Etkinlikte açış konuşmalarını Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel, Çankaya Belediye Başkan Yardımcısı Nafiz Kaya ve Literatür Yayınevi Kurucusu Kenan Kocatürk yaptı.

Sevgi Özel, Fakir Baykurt’la Türk Dil Kurumu’nda tanıştığını belirtirken; onunla olan anılarından söz ederek, “Fakir Bey yaşasaydı kültürel açıdan birçok şey farklı olurdu,” dedi. 

Nafiz Kaya konuşmasında Çankaya Belediyesi’nin bu etkinlikte paydaş olmaktan onur duyduğunu söyleyerek Fakir Baykurt’un “Kaybedeceğini bilse bile davasını sonuna kadar götürdüğü” için en sevdiği karakterin Don Kişot olduğunu, bu anlamda kendisinin de Fakir Baykurt ile Don Kişot’u çok benzeştirdiğini anlattı. 

Kenan Kocatürk ise özetle şöyle konuştu: “Bir gecekondu çocuğuyum. 1969 Aralık ayı. Sağmalcılar Lisesinde okuyorum. Dört günlük Büyük Öğretmen Boykotu oluyor. Burada da konuşmacı olan Şenal Sarıhan öğretmenim. 1 Mayıs Marşını dinletiyor bize. Sağmalcılar’da oturuyorduk. Gecekondu yaparken, yeşiller dediğimiz zabıtalar gelirdi. Annem önde bütün kadınlar direnirdi. Yılanların Öcü’nü okuduğumda Irazca Ana ile annemi özdeşleştirmiştim. Aydınlanma mücadelemizde iki önemli nokta vardır diye düşünüyorum: Hasan Âli Yücel’le klasiklerin Türkçeye çevrilişi ve İsmail Hakkı Tonguç’la Köy Enstitüleri. Köy Enstitülerinin kapatılışıyla aydınlanmamız kesintiye uğramıştır. Enstitülerde herkes okuyor, tartışıyor, yazıyor. Günümüzde ise OECD ülkeleri arasında yapılan araştırmada çocuklarımızın okuduğunu anlamadığı sonucuna ulaşılıyor.

Artık nostaljik anmadan çıkmalıyız. Hem okuma kültürü açısından hem de Köy Enstitüleri modelinin bugüne nasıl taşınacağı açısından görevlerimiz var. Okuma kültürünü geliştirmeden içinde bulunduğumuz durumdan çıkamayız.

Literatür Yayınları olarak; unuttuklarımızı anımsamak için, dayanışma için, direnme için Fakir Baykurt’un kitaplarını yayımlama kararı aldık; Mahmut Makal’ın, Talip Apaydın’ın kitaplarını da bastık. Onların kitaplarına ilgi sürüyor. Kaplumbağalar kırk bin, Yılanların Öcü kırk beş bin basıldı. Fakir Baykurt’un tekrar tekrar bastırmadığımız kitabı yok.“

Açış konuşmalarından sonra oturumlara geçildi.

Birinci Oturum : KÖY ENSTİTÜLÜ DELİKANLI, TÖS BAŞKANI FAKİR BAYKURT

Yöneten: Niyazi Altunya (Eğitimci, Sendikacı, Yazar)

Konuşmacılar

Yıldırım Kaya (Eğitimci, Sendikacı, CHP Ankara Milletvekili)

Şenal Sarıhan (Avukat, İnsan Hakları Savunucusu, CHP eski Milletvekili)

Erdal Atıcı (Eğitimci, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Başkanı)

Altunya kısa konuşmasına; Köy Enstitüsü iken Fakir Baykurt’un da eğitim gördüğü Gönen İlköğretmen Okulunda okuduğu, Fakir Baykurt’un ilk romanı Yılanların Öcü 1958’de Nadir Nadi Ödülü kazandığında kendisinin öğrenci olduğu sözleriyle başladı. Fakir Baykurt’un Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) ilk ve son başkanı olduğunu, başkanken öğretmenleri aydınlatan broşürler hazırladığını anlatarak, yıllar sonra sendika başkanı olduğunda “Fakir ağabey nerede kalmıştı” noktasından yola çıktığını söyledi. Türkçeyi çok iyi kullanan Fakir Baykurt’un halk dilini bilim dili olarak da kullandığını, onun öğretmenlik mesleğine aşık olduğunu, “Benim en büyük hayalim, en büyük değerim öğretmenliktir” dediğini aktardı.

Konuşmasına her yıl 11 Ekim’de Fakir Baykurt’un ölüm gününde içine bir hüzün çöktüğünü söyleyerek başlayan Yıldırım Kaya sözlerini şöyle sürdürdü: “Eğitim Sen’in ilk genel kurulunda Fakir Baykurt’un divan başkanı olmasını istedik. Almanya’da yaşıyordu. Hem TÖS hem de TÖB-DER’de olanların divanda yer aldığı bir genel kurul yaptık. Fakir Baykurt 66 yaşındaydı. ‘Beni nasıl buldunuz’ diye sorduğunda ‘Sizden öğreneceğiz, gelecek kuşaklara aktaracağız’ dedim ona.

Fakir Baykurt ‘Dikenlerin arasından gelmiş bir yazarım ben. Yüzyıllarca karanlıkta bırakılmış köylerin birinden, Akçaköy’denim. Ailem yoksuldu. Kırk bayır kırk iki dönüm toprağımız vardı. Birkaç yerde anlattım, anam babam okuma yazma bilmiyordu. Köyümüze geçten geç açılan ilkokul yalnızca üç sınıflıydı. Evimizde bir tek kitap yoktu. Cumhuriyet beni götürdü, açtığı Köy Enstitüsünde eğitti, öğretmen yaptı; elime kalem verdi, yurdun yazarları arasına kattı. Şimdi düşünüyorum, yokluktan geliyorum,’ diyor. Bu satırları okuduğumuzda Fakir Baykurt kimdir sorusunun yanıtını almış oluyoruz.

Bugün Köy Enstitülerini kimse dilinden düşürmüyor ama onu geleceğe taşımak konusunda bir şey yapılmıyor. 1968’de Devrimci Eğitim Şurası yapıldığında laiklikten bugünkü kadar uzaklaşmamıştık. Yalnızca eleştiren bir toplumdan çözüm üreten bir topluma ulaşmak istiyorsak Hasan Âli Yücelleri, Tonguçları, Mustafa Necatileri çok iyi anlamamız gerekiyor. Cumhuriyetin yüzüncü yılına yaklaşırken biz CHP olarak burnumuzun dibindeki Hasanoğlan Köy Enstitüsünü bir açıkhava müzesine dönüştürebilecek miyiz, eğitim üretim ilişkisini nasıl kuracağız, buna bakmalıyız. Eğitim yoksa üretim de yoktur. Cumhuriyetin temelinde de eğitim var.

Fakir Baykurt’un bize bıraktığı miras aydınlanma hareketidir. Son söz olarak diyorum ki; Fakir Baykurt iyi ki bize öğretmenlik yaptı… iyi ki bize ağabeylik yaptı… iyi ki bize önderlik yaptı. Onun ışığı hiç sönmeyecek.”

Erdal Atıcı;“Biz Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı olarak her yıl Fakir Baykurt’u anıyoruz ama iyi ki böyle kapsamlı bir toplantı düzenlediniz,” sözleriyle başladığı konuşmasını özetle şöyle sürdürdü: “Beni öğretmen yapan, bu mesleğe aşık eden insan Fakir Baykurt’tur. Köy çocuğuyum. Orta birdeydim, köyden yeni gelmiş, içe kapanık bir çocuktum. İngilizce öğretmenim bana Onuncu Köy’ü verdi okumam için. Kitabı bitirdiğimde öğretmen olmaya karar vermiştim. Şöyle düşündüğümü anımsıyorum; böylece dünyayı değiştirebilirim. Bir yazar bir insanın yaşamını ancak böyle değiştirebilir.

Ortaca’da yaşayan Ali İhsan Tunca ilkokul mezunu bir işçi. Kazma kürek evine giden yolu kendisi yapıyor, belediyeye gidiyor ve ‘Ben yolu yaptım, sokağa Fakir Baykurt adını verin’ diyor. Sokağa Fakir Baykurt adı veriliyor. O sokak hâlâ duruyor. Bugün okurunu bu kadar etkileyen bir yazar var mı?

Köy Enstitülerinde okuma yazma bilinci oluşturuluyor. Fakir Baykurt da önce şiir yazmakla başlıyor, sonra öykü ve romana geçiyor. Şiirlerinde bile toplumsal yan var. Bana Köy Enstitüleri mantığını kazandıran O’dur; hâlâ bir şeyler yapabilirim mantığıdır bu. “

Son konuşmacı Şenal Sarıhan 1966’da öğretmen olduğunda Adapazarı Akyazı’ya atandığını, okula gitmeden önce, kurulalı henüz bir yıl olan TÖS şubesini bulup üye olmak istediğini, bunun öğretmenliğin topluma adanmışlık olarak görüldüğü bir toplumun da fotoğrafını verdiğini anlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü: “TÖS kuruluyor. Fakir Baykurt’un pek de içinde olmak isteği yok, yazıp çizmek istiyor ama halka da gitmek istiyor. TÖS başkanı olması için ikna ediliyor. O dönem, 15-18 Aralık 1969’da dört günlük Büyük Öğretmen Boykotu gerçekleşiyor. Sağmalcılar Lisesinde öğretmenim. Öğrencilerden, esnaftan, demokratik kitle örgütlerinden büyük destek görüyoruz. 110 bin öğretmen katılıyor boykota; bu tüm öğretmenlerin yüzde yetmişi. Öğretmenler onca riski göze alıyor. Davalar başlıyor. Birçoğu beraatle sonuçlanıyor ama hiçbir geri duruş olmuyor. Bu davada arkadaşlar çok ağır baskılar, işkenceler görüyor. O dönem hâlâ dik duran yargıçlar var. Fakir Baykurt TÖS Genel Başkanı olarak dimdik durmuştur, hiç kimse boyun eğmemiştir. O yüzden kapılar çabuk açıldı, af çıktı. Ama TÖS lideri Fakir Baykurt bunu kabul etmedi, aklanmak istiyorum dedi ve hepsi beraat etti.

8 Eylül 1968’de TÖS’ün düzenlediği Devrimci Eğitim Şurası’nın andı; ‘Türküm, doğruyum, devrimciyim, / Yasam iç ve dış düşmanı dışarı atmak, / Yurdumu tez elden kalkındırmaktır… / Ülküm işçiye iş, / Köylüye toprak, / Bebeye süt, / Yavruya ekmek ve kitap, / Gence gelecek sağlamaktır… / Varlığım ulusal kurtuluşumuza ve bağımsızlığımıza armağan olsun…’ idi. Umarım gelecek günler barışın günleri olur.”

İkinci Oturum : DÜŞÜNÜR, YAZAR FAKİR BAYKURT

Yöneten: Adnan Özyalçıner (Yazar, Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı)

Konuşmacılar

Hidayet Karakuş (Şair, yazar)

Nursel Duruel (Yazar)

Tahir Şilkan (Yazar, Türkiye Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyesi)

İkinci oturum Adnan Özyalçıner’in“Köy Enstitüleri köy çocuklarının eğitilmesine, aydınlatılmasına hizmet verdi. Fakir Baykurt bu çocuklardan biri,” sözleriyle başladı.

Hidayet Karakuş Yılanların Öcü ile öğretmen okulunda tanıştığını, bu tanışıklığın filme çekildikten sonra daha da arttığını, arkadaşlarıyla toplu olarak filme gittiklerini anlatarak konuşmasını şöyle sürdürdü: “Irazca Ana Türk toplumunun direnen kadınını simgeliyor ve onu Fakir Baykurt yarattı. O kendi insanıyla arasındaki bağı yaşamı boyunca hiç koparmıyor. Tanıştığı her insandan bir şeyler öğreniyor.

Fakir Baykurt kendi destanını yazmıştır. En önemli özelliği yazarlıkta direnmesidir. Yaşamı boyunca direnmiştir; TÖS’te, yaşam koşulları açısından vs. Yazmanın direnmenin en önemli öğesi olduğunu yazdıklarıyla göstermiştir bize. 1979’da Almanya’ya gittiğinde Türklerle olduğu kadar Almanlarla da dostluğunu sürdürmeye çalışıyor. Maden işçilerinin yaşamını yazmak için gerekli yerlerden izin alarak yerin bin metre altındaki maden ocağına iniyor. Bulunduğu yörenin insanlarıyla ilgili de romanları, öyküleri var. Sizden ricam, Fakir Baykurt’u bir aydın, bir yazar olarak değil de bir Anadolu insanı, bir öğretmen olarak tanımak istiyorsanız sekiz kitaplık yaşam öyküsünü okuyun.”

Nursel Duruel Fakir Baykurt öykülerini Çilli öyküsü temelinde değerlendirerek özetle şöyle konuştu: “Fakir Baykurt’un söylediği bir şey var: ‘Günün uyanık olduğum bütün saatlerinde sanatçıyım ben. Sanat ille de oturup yazmak değildir. Gezmek, okumak, gözlem yapmak, düşünmek…’ O insanla uğraşan psikoloji, sosyoloji gibi bilim dalları açısından müthiş bir birikim bıraktı eserleriyle.  Fakir Baykurt öyküleri çok geniş bir coğrafyayı kucaklar; tüm Anadolu, sonra Almanya.

Baykurt için neyi anlattığı çok önemli. Toplumcu gerçekçi bir anlayışla yazıyor. Kadın konusunu çok önemsiyor. Kadınların neler çektiğini biliyor ama onların ne denli güçlü olduklarının da ayrımında. Yoksulluk, doğayla mücadele, kadın sorunları, mutsuzluklar, işsizlik sorunları işleniyor eserlerinde… Öykülerinde yalnızca olumsuzluklar yok, olumlu şeyler de var: konukseverlik, değerbilirlik vs.”

Adnan Özyalçıner, Yılanların Öcü’nün 1958’de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandığını, seçici kuruldaki Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Yılanların Öcü romanı bize köy hayatının ilk tam levhasını çizmiş olmak bakımından değerli görülmüştür” şeklindeki sözlerini aktararak; Fakir Baykurt’un, yazınımızda “köy romanı” yazarı olarak nitelendirilse de buna karşı çıktığını, "Ben edebiyatta yaşamı öne aldığım için amacım köy romanı değil, köydeki yaşamın romanını yazmaktı" dediğini söyledi.

Konuşmasına “Şu anda Almanya Duisburg’da da Fakir Baykurt anma toplantısı yapılıyor. Oradaki arkadaşların çok selamları var,” sözleriyle başlayan Tahir Şilkan Fakir Baykurt’un romanları üzerine konuştu: “Ben bir yazarı tanımak için tüm eserlerini okurum. On dört romanını da okudum. Hepsi çok güzel. Köy insanının yaşamını tüm yönleriyle anlattığı romanlarını okuduğumuzda görüyoruz ki o insanların en büyük sorunu devletle; jandarma, polis baskısı, zulüm, emekçilerin emeklerinin sömürülmesi, mahkemeler… Roman kahramanlarının önemli bir kısmı da kadınlar. İnanılmaz güçlü, unutulmaz karakterler yaratmış. Bu yüzden romancılığı çok büyük. 15-16 Haziran Direnişini en iyi anlatan Kara Ahmet Destanı. O zaman ne kadar haksızlık köy romancısı nitelemesi. Amerikan emperyalizminin bir ülkeden neler götürdüğünü de anlatan romanları; Tırpan, Amerikan Sargısı.

Fakir Baykurt ‘Hep yazdığım insanım ben, yazdığım her insan ben' der. Bütün karakterleri Fakir Baykurt’tan izler taşır… Fakir Baykurt’un kendisidir. Sekiz ciltlik yaşamöyküsünü roman gibi okudum. ‘Savaşsız sömürüsüz, göçmensiz bir dünya dilerim insanlara!’diyor bir konuşmasında. Özyaşam öyküsünün sonunda ‘…sosyalizmden vazgeçemeyiz; yeneceğiz, yenileceğiz, bugün olmazsa yarın biz başaracağız,’ diyor.”

Oturumun kapanış konuşmasında Adnan Özyalçıner Fakir Baykurt’un yaşamın içinden bir yazar olduğunu, yazmaya şiirle başlayıp öykü ve romanla sürdürdüğünü, onun halktan aldığını halka vermek gerektiği inancında olduğunu ve bunun tüm yapıtlarında görüldüğünü söyledi.

Üçüncü Oturum : YANIMIZDAKİ FAKİR BAYKURT

Yöneten: Işık Kansu (Gazeteci, yazar)

Konuşmacı

Işık Baykurt (Fakir Baykurt’un kızı)

Üçüncü ve son oturumda Işık Kansu sordu; Işık Baykurt yanıtladı: 

Işık Kansu: Işık Baykurt ile çocukluk arkadaşıyız. Babam Ceyhun Atuf Kansu ile Fakir Baykurt’un yolları çok yerde kesişti. İmece dergisi vs. Işık, Fakir Baykurt nasıl bir babaydı?

Işık Baykurt: İlkokul çağındaki çocuğun mantığı nedir, baba- kızsın. O yaşta babanın bir yazar olması umurunda değil. Biraz daha büyüdüğünde iki yetişkin insan olarak sohbet ediyorsun. İyi bir babaydı. Onunla flörtlerimizi de konuşurduk. Sonraları sigara da içtik, içki de içtik birlikte. Çocuğuma yaklaşımımda babamın bize yaptığı gibi yaptım; onu dinlemeye, göz kontağı kurmaya çalıştım.

Işık Kansu: Fakir Baykurt’un yaşamında sürgünler, sıkıntılar var. O günlerin izdüşümleri nasıl oldu sende?

Işık Baykurt: Evet, 60’larda. Hele bir yılbaşı… tahliye oldu, eve bekliyoruz. Yemekler yapıldı, bekledik, bekledik. Bırakmadılar, topladık yemekleri, Ulucanlar’a götürdük. 10 yaşındayım. Gaziantep’te TÖS toplantısı var. Annemle babam kardeşlerimi bana emanet edip Antep’e gittiler. Anneannem gelir, kapıdan bakar, “Ha, iyisiniz” der gider. Üç kardeş birbirimize baka baka bir haftayı öylece geçirdik.

 Işık Kansu: Fakir Baykurt nasıl yaşardı?

Işık Baykurt: Çalışma odası yapılmıştı ona; ama tahta bir valizi vardı, yatak odasında yatağın ortasında tahta bavul, öyle yazardı. Sonra salona geçti. Elbette o zaman yaşam felç. Babam evde olunca annem uyarırdı hep; “Sessiz olun, babanız uyuyor, babanız çalışıyor.” Benim tepkim oradan başlıyor sanırım. Her şeyi not eder, günü geldiğinde kullanırdı. Çok iyi bir araştırmacıydı.

Işık Kansu: Günce tutar mıydı?

Işık Baykurt: Her yıl ajandalar alırdı. Dolmakalemle yazardı incecik yazıyla. O gün yaşananları not alırdı. Cumhuriyet Gazetesini çok severdi. Diyelim bir yazıyı çok beğendi, onlarca fotokopi çektirir, “… hanım, … bey, bu yazı çok güzel, okuyun” diye verirdi. 

Işık Kansu: Güncelerden bir şey çıkacak mı?

Işık Baykurt: Zaten kendisi ayıkladı güncelerini, yazdı, belki mektuplarından çıkar.

Işık Kansu: Dergilerdeki yazılarını topluyor musun?

Işık Baykurt: Babamın yayınlanmamış romanları var. Ölüm döşeğindeyken üç kardeşi topladı, bana “Ben gidiciyim, kitaplarımla sen ilgilen,” dedi. Tonguç’a da bana yardımcı olma görevi verdi. Ben beş yıl arşivin üzerine yattım. O kadar yıl arşivi ne yapacağımızı düşündük. Sonra ayıklama, tarama falan başladı. Sonra Eşekli Kütüphane basıldı.

Işık Kansu: Fakir Baykurt’un güncel siyasetten uzak durduğunu biliyoruz.

Işık Baykurt: Evet, bir partiye üye olmadı ama güncel siyasetin içindeydi. Kontenjandan, doğrudan seçilecek yerlerden, bakanlık önerisiyle gelindi ona ama reddetti.

Işık Kansu: Biraz da dostluklarından söz etsek…?

Işık Baykurt: Ören’de her yanımızda yazarlar vardı, hep birliktelerdi. Uyanır, yüzünü denizde yıkardı… sabah 6’da. Tavla partileri yaparlardı.

Işık Kansu: Öğretmenliği nasıl yansıdı size?

Işık Baykurt: Yansıdı mı?! Ben babamdan parmak sallayan bir öğretmenlik görmedim.

Işık Kansu: Eserlerindeki kahramanlar, Irazca vs, var mıydı ailede?

Işık Baykurt: Irazca babaannem. Şu kişi şudur diyemem, izler var. İnsanları gözlüyor, beyninde bir yere koyuyor, yeri geldiğinde çıkarıp kullanıyor.

Işık Kansu: Çocuklarından beklentileri var mıydı?

Işık Baykurt: Her anne baba gibi merhametli, çevreye, hayvanlara zarar vermeyen, saygılı çocuklar olmamızı isterlerdi. Çok özel beklentileri yoktu. Benim yazmamı isterdi ama ben kendimde onu göremedim, yapamadım.

Işık Kansu: Fakir Baykurt’un düş kırıklıkları olmuş muydu?

Işık Baykurt: Olmuştur belki de. Ülkesinden ayrı yaşamak zorunda kaldı. Belki ülkesinden kopmak zoruna gitmiştir. Yurttan uzakta olmak, yurttan uzakta ölmek zoruna gitmiştir belki. Örneğin benim nikâhıma gelemedi. Çok merak ettim acaba o gün neler hissetti diye.

Ağırlama

Etkinlik ağırlama ile sona erdi.

Bu etkinliği birlikte kotardığımız Literatür Yayınlarına, Çankaya Belediyesine ve tüm katılımcılara sonsuz teşekkürler ediyoruz.  

  
  • Fakir Baykurt - 1
  • Fakir Baykurt - 2
  • Fakir Baykurt - 3
  • Fakir Baykurt - 4
  • Fakir Baykurt - 5
  • Fakir Baykurt - 6
  • Fakir Baykurt - 7
  • Fakir Baykurt - 8
  • Fakir Baykurt - 9

 

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter