AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
DİL DERNEĞİ’NİN 34. YAŞINI KUTLUYORUZ!
 

Dünyayı ve ülkemizi etkileyen, “corono-19” (korono diye okuyoruz), 2020’de çok can aldı; ülkemizden de elini çekmiş, sönüp gitmiş değil; her gün ölüm haberi geliyor; her gün birçok evde acı var. Yitirdiğimiz sağlık emekçilerini, tanıdığımız tanımadığım tüm yurttaşları saygıyla anıyoruz. Geçen yıl birçok ulusal bayramı, derneğimizin 33. yaş gününü, Dil Bayramını, ödül törenlerimizi yalnız bilgisayar ortamında kutlayabildik; derneğimiz, 22 Nisan 2021’de 34. yıla ulaşacak.

Dile kolay, 34 yıl…

Bilindiği gibi Atatürk’ün eliyle kurduğu, laik cumhuriyetimizle birlikte sonsuza dek yaşamaları için kalıtından pay ayırdığı Türk Tarih ve Dil Kurumları, 12 Eylülcülerin kurduğu Danışma Meclisinden paldır küldür çıkartılan bir yasayla kapatıldı. Tarih, 17 Ağustos 1983… Yaklaşık 40 yıl önce yapılan bu eylem, hukuk tanımazlıktı! Aymazlıktı! Atatürk’ün kurduğu kurumlara, öncelikle Türk Dil Kurumu’na tepki, 1950’deki Demokrat Parti iktidarıyla açığa çıkmış; 60’lı 70’li yıllarda “milliyetçi muhafazakâr” iktidarlarca büyütülmüş; 12 Eylül darbecilerince bir hukuk lekesi olarak tarihe yazılmıştı. Karşıdevrimci, “milliyetçi muhafazakâr”lık maskesiyle aydınımsıların, sözde akademisyenlerin, en acısı hukukçu geçinenlerin desteğiyle eğitim ve gelir düzeyi düşen toplumu kandırmayı başarmıştı. 38 yıl önce Atatürkçü düşüncenin iki önemli kalesi yıkılmıştı! Danışma Meclisinde bu yıkım gününün “ulusal bayram” olmasını öneren profesör sanlı ikiyüzlüler, yıkımı alkışlarla karşılayanlar bile vardı! O meclisin tutanakları, bana göre bire utanç belgesidir; belgelikleri kirletmektedir.

Laik cumhuriyetimizin kurucusu, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Türk Tarih ve Dil Kurumlarını özellikle dernek yapısıyla oluşturmuştu. Türk Tarih Kurumu 52; Türk Dil Kurumu 51 yılı aşkın bir süre ulusun dil ve tarih bilincini pekiştirmek, kökleştirmek için her zaman var olan dernekler yasasına ve tüzüklerine aykırı hiçbir eylemleri olmadan çalışıyorlardı.

Bellek yenilemekte yarar var.

12 Eylülcülerin şakşakçısı gerici basın TDK’nin denetleneceği, “yolsuzlukların ortaya saçılacağı” haberleri yapıyordu. Bekliyorduk. İçişleri Bakanlığınca oluşturulan Denetleme Heyetinin başkanı, “Mülkiye Başmüşavir Müfettişi”ydi; “Maliye,  MEB,  Kültür ve Turizm Bakanlığı Müfettişi” olan kişiler, “Devlet Başkanının emri”yle 19 Mart 1982 sabahı TDK’ye geldiler. Karşılayanlar arasında ben de vardım. Genel Yazman Cahit Külebi, her koldan bir kişi çağırarak denetçilere yardımcı olmamızı istedi. Bugün gibi anımsıyorum; denetçilerden biri, arkadaşlarımızdan birine, “Bizleri, ilgili dairelere götürün ve belgeleri, dosyaları derhal hazırlayın” dedi; sesinin tonunu iyi ayarlayamamıştı. Genel Yazman Külebi önüne geçti: “Efendi, onların hepsi alanının uzmanı; bu kurumun genel yazmanı olarak ben bile onlara emredemem; ancak rica ederim.”

Birlikte çalışmaya başladık; kimi kez evde çalışmak için dosyaları istediler; tek dosyanın, tek sayfanın kurum dışına çıkarılmasına izin vermedik. Tarihsel değerdeki özgün dosyalar bize emanetti. 20 gün az değil; denetçilerin hepsi değil bir ikisi “denetim” kılıflı saçmalığın anlamını biliyordu. Sözümona son on yılı denetlemeye gelmişlerdi; bize verilen bilgi buydu; daha ilk hafta son on yılın didiklenmesinden dişe dokunur suç çıkmayınca denetim, TDK’nin kuruluş yıllarına uzatıldı. Bilimsel değil parasal “yoksuzluk” aradıkları çok belliydi; saymanlıkta yoğunlaşmışlardı. Ancak kasada eksik değil, fazlalık vardı. Tepeden işaret edilen bir takıntı da TDK’nin tüzükleriydi.

Denetleme Kurulu TDK’nin 1932-1979 yıllarına ilişkin tüzükleri ile 1976-1980 arasındaki etkinlikleri ve kurultaylarıyla ilgili yazanaklar, başka “doküman”lar incelenmişti. Çok uzun zamandır gerici basın TDK’nin 1951 tüzüğündeki “devrimci bir anlayışla” sözüyle 1964 tüzüğündeki “devrimci bir bilim derneği” açıklamasını “suç” olarak yazıp çiziyordu; denetçiler de bu sözleri, “suç”a dönüştürecek kanıt aramışlardı. Ancak Evren’in denetçileri yazanakta, “devrimci” sözünün “inkılapçı” anlamında kullanıldığını belirtmiş, “Bu müddet içinde değişik siyasi partilerin ve hükümetlerin, Türk Dil Kurumu tüzüğü ‘kuruluş ve amaç’ maddelerinde bir etkisi olmadığı kanaati hasıl olmamaktadır” demişlerdi. Böylece gericilerin yaygarası fos çıkmıştı.

Denetim yazanağında, yürürlükte bir Dernekler Yasası yokmuş gibi kurumun şimdiye dek yalnız “hesap denetimine tabi tutulduğu” belirtiliyor; TDK’nin ilk kez “her yönü” ile denetlendiği söyleniyordu. Hem yalan hem de yanlıştı. Çünkü kılı kırk yaran öncekiler gibi bu “mali denetim”de de belgelenmemiş gelir-gider yoktu; yolsuzluğun “y”si yoktu; vergiler, tam zamanında ve düzenli ödenmişti; tüm uygulama ve eylemler “saydam”dı, yasaldı. Yazanakta kurultayların niçin az üyeyle toplandığı, niçin aynı kişilerin yönetime seçildiği, depoda niçin çok kitap olduğu gibi gülünç değerlendirmeler de vardı.12 Eylülcüler, Atatürk’ün kurumlarını kapatma tasarısını, bu denetimden daha önce 29 Aralık 1981’de yapmıştı. Atatürk’ün İş Bankası’ndaki pay oranı  %27,57’ydi; 1980’e dek banka sermaye artırdığında da CHP’nin koruyuculuğundaki bu oran korunmuştu. 1981’de bütün partilerle birlikte CHP de kapatılmış; darbeci Milli Güvenlik Konseyi (MGK), Atatürk’ün “pay belgitleri iyeliğinin hazineye geçtiği hükmü”nü getirmiş; bu konudaki işlemlerin Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliğince yürütüleceği belirtilmişti. İş Bankası’nın 29 Aralık 1981’deki sermaye artırımında, sermaye 40 milyondan 30 milyara çıkarılmış; Atatürk paylarının oranı %27’57’den %0,9’a düşürülmüş; TDK’nin Atatürk’ün kurucu paylarından yararlanması engellenmişti. TDK de olanaklarını zorlayarak “B” tipi paylardan 100 milyonluk belgit satın almış; ancak yıllık kârdan alacağı pay azalınca çalışmaları aksamıştı.

Devlet Denetleme Kurulunun Kenan Evren’e sunduğu, denetçilerinki üzerinde epey oynandığı belli olan 19 Nisan 1982 günlü yazanağını, Başkan Sabri Tazavar ile Şemsi İyiol, N. İlhan Aka, Yıldırım Özdamar, Alaeddin Karaman ve Dr. İhsan Kuntbay adlı üyeler imzalamıştı. Bu kurulun 24 sayılı kararını içeren sayfalar dolusu yazanağında, “Denetleme Dayanağı; Milli Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğinin 11 Mart 1982 gün ve 061-195-82/6 sayısı yazısı ile intikal eden Sayın Devlet Başkanının emri” olduğu belirtiliyor; “Denetimin Amacı ve Kapsamı” da “Türk Dil Kurumunun idari ve mali yönden inceleme ve denetlenmesi yapılarak, bu kurumun son durumunu tespit etmektir” deniyordu. Amaç, TDK’yi kapatma gerekçesi olacak “yolsuzluk” aramaktı. Denetim sırasında yaşananları, oluşturdukları, denetim sırasında yaşananlarla hiç uyuşmayan “ilginç” yazanağı, onursal başkanımız Prof. Dr. Şerafettin Turan’la birlikte hazırladığımız “Türkçenin ve Dil Devriminin Öyküsü”nde yazdık.

Yaklaşın 40 yıl önce yaşananları anımsattım; çünkü Atatürk’ün kurduğu iki kurum, öncelikle Türk Dil Kurumu, Demokrat Parti’den sonra Demirelli hükümetlerin, 12 Mart darbecilerinin, gerici basının, kısaca söylersek inancı ve köken ayrımını siyasaya araç yapan sözde milliyetçilerin sürekli saldırı alanıydı. Amaç, bu kurum üstünden Atatürk’e, cumhuriyetle gelen bütün devrimlere, laik eğitime saldırmaktı. Atatürk’ün başlattığı Dil Devriminin kısa tanımı düşünce özgürlüğüdür; çünkü bilim, sanat ve uygulayımda yenileşen dille düşünce de yenileşir. Atatürk’le ve devrimlerle hesaplaşma eylemlerinin sonuçlarını son çeyrekte açık açık görüyoruz. Bugünkü TDK, Evrengilin kurumudur; 1983’ten bu yana toplumdan ne bilim ve sanat dünyasından ilgi ve destek görmüştür; dahası 2001 Şubatında “Akrep Operasyonu”yla büyük bir yolsuzluk olayının öznesi olmuş; bu olayda sonradan aklanan kurum yönetimindeki akademisyenlerin adı da geçmiştir.

12 Eylül hukuksuzluğu Atamızın eliyle yazdığı “vasiyetname”sini, sıradan bir kâğıt parçası gibi çiğneyerek kurumlarla değil, Atatürk’le hesaplaşmıştır. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kalıtı, aklın öncülüğüne tutunan, hukukun üstünlüğüne inanan, bilim ve sanattan başka doğru tanımayan aydınlanmacıların bütün uyarılarına karşın çiğnenmişti. Atatürk’ün kalıtını çiğneyenler; laik eğitimi, üniversiteyi geçmişe sürükleyenler Dil Devrimini engellediğini sanıyordu. Harf ve Dil Devrimlerini takıntı duruma getirmişlerdi. Tarih, Mustafa Kemalimizi binlerce kez doğruladı. Bugün en tutucular bile Dil Devriminin kazanımı, "anayasa, amaç, anlayış, aşama, bağımsızlık, bakan, basın yayın, barış, başarı, başkan, bilgi, bilim, birim, boyut, çoğunluk, dayanışma, değerli, deneme, doğa, doğal, dönem, duygu, düşünce, düzenlemek, düzey, egemenlik, eleme, eğitim, emekli, etki, eleştiri, eleştirmek, evren, genel, gelir, gelişme, gerekli, gerekmek, gereksinme, görev, içerik, ilginç, işçi, kapsamak, karşıt, katkı, kazanım, kesim, kişisel, koşul, kural, kurum, kuruluş, neden, nesnel, okul, olanak, olasılık, onur, ortam öğretmen, öğretim, ödül, önemli, önerge, örnek, özel, özgür, özgürlük, özgüven, salgın, saptamak, sayın, seçim, sevinç, somut, sonuç, soru, sorun, sorumlu, soyut, sözcük, toplum, umut, yanıt, yapıt, yeğlemek, yinelemek, yönerge…" gibi yüzlerce sözcüğü kullanmadan konuşup yazabiliyorlar mı? Toplumun gözü önündeki politikacıların konuşmalarını taradım; ikide bir devrimi eleştirenler de devrimin kazanımlarıyla övüyor, yeriyorlar.

Dil Devrimi başarılı olmuştur!

Bugünü yıllar önce gören aydınlar, 22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurdular. Dernek “kurulması yasak”lar arasına alınmak istendi; yargı yolunu açtı. Kamu yararına olmak için yapılan başvurularda yine “yasaklı” bakış açısı öne çıktı. Yargı bir kez daha yolu açtı. Dernek, 22 Nisan 2021’de 34 yaşına girecek. Dile kolay yaklaşık yarım yüzyıldır savaşım veriliyor. Gönüllü birliktelikle… Emekle, devrimci ruhla… Ulusçu anlayışla… Yurt ve dil sevgisiyle… Ulusal birliğin olmazsa olmazı olan ortak dilimiz Türkçe için, Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi yolunda gelişmesi için çabalıyor.

Devrimci olmak zordur; devrimcilik aklın öncülüğüyle yolunu bulur; devrimci düşüncenin merkezi bilimdir; sanatın ışığıdır! Atatürk, Türk Devrimiyle aklı ve bilimi işaret ederek en büyük kalıtı bırakmıştır. Ancak Türk Devrimiyle hesaplaşanların kalıttan anladığı maddi çıkardır, ündür, sandır!

Atatürkçü olmak, devrimci düşünceyi içselleştirmek demektir! Çünkü Atatürk, 20. yüzyıla damgasını vuran, öngörüsü yüksek en büyük devrimcidir! Kurtuluş Savaşı da Türk Devrimi de onun çağına ve geleceğe ışık tutacak öngörüleriyle başarılmıştır. Koyduğu her tuğlanın, söylediği her sözün, yaptığı her eylemin ne denli güçlü olduğunu, son yıllarda daha iyi anladık. Bugün yaşadıklarımız tam anlamıyla Atatürkçü düşünceyle, bir başka deyişle Türk Devrimiyle hesaplaşmaktır!

Biz, Dil Derneği’nin çatısı altında Atatürkçü düşüncenin, onun devrim ve ilkelerinin ışığında ortak akıl üretmenin örneğini sergiliyoruz. Ancak suyun tersine akıtılmak istendiğini de görüyoruz; biz aklın öncülüğünden başka doğru tanımıyoruz. İnanç ve köken ayrılıklarını körükleyenleri, bunları ötekileştirme aracı yapanları da uyarıyoruz!

Mustafa Kemal; Kurtuluş Savaşanı başlatırken, laik cumhuriyeti kurarken, devrimleri yaşama geçirirken kimsenin önünde eğilmedi; kimseye yalvarmadı!

O, önce ulusal onurumuzu korudu, sahiplendi!

Biz; önce ulusal onurumuza sahip çıkmayı görev biliyoruz. Bunun için de ortak dilimiz Türkçeye yönelik tüm saldırıları göğüsleyecek güce sahibiz. İnancımız, kökenimiz değil, ortak dilimiz Türkçe ulusal onurumuzdur; Türkçe, birlikteliğimizin, bağımsızlığımızın simgesidir!

Mustafa Kemal Atatürk’ü, TDK’nin ve Dil Derneği’nin kurucularını; yaşamda olan olmayan bütün devrimcileri saygıyla esenliyoruz. 34. yaşımız kutlu olsun!

 

SEVGİ ÖZEL

 

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter