AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Kısaca Gürhan Uçkan
Hazırlayanlar: Aslı Yıldız, Fatih Uçar (2010 Yılı Ödül Töreni)

      Kayıtsız şartsız ülke, Atatürk ve onlarla taçlanan katıksız, pırıl pırıl, hemencecik herkesle paylaşılıveren bitmez tükenmez bir insan sevgisinin, alçakgönüllülüğün anıtı.
      Münevver Oğan ile yaptığı bir söyleşide “Gürhan Uçkan'ı kendi dilinden tanıyabilir miyiz?” sorusuna, tüm içtenliğiyle şöyle yanıt vermiştir:

      “Kendinden söz edecek son insana yöneltiyorsunuz sorularınızı... Kişinin ulaşabildiği kadar okurun görüşüne göre yazar, ozan, gazeteci veya başka bir sanatın insanı olarak görülen herkesin, kendisi değil, yaptığı konuşur; zaman zaman yapmadıkları da... Buna karşılık, Şilili (sevgili) ozan Nicanor Parra’nın dediği gibi, önemli olan, kâğıt üzerinde bir adım ilerlemektir. Bunu okur/sanatsever görür; karar ve yorum onundur. Bana bu ilgiyi göstermiş olmanız, belki benim de o kâğıt üzerinde birkaç milim ilerlediğim anlamına geliyor olabilir. Sağ olun!
 

      Gürhan Uçkan, her zaman için 'Ben yazarım, bütün aile/ev bana uymak zorundadır; daktilomun başına geçtiğim anda, evde çıt çıkmamalıdır.' diyen yazarlardan nefret etmiş birisidir. Evde çıt da çıkar, hır da! Yazarlık bir ayrıcalık değildir! Biri bir şey yazıyor diye, herkes ona katlanmak zorunda değildir! Bir manav mesleğini yerine getiriyorsa, ona herkes katlanır mı? Ama emeğe saygı gösterilir! Sevgili Aziz Nesin’in dediği gibi, 'Yazacağı bir şey olan kişi, oturur yazar!' O ki altında bir şort, üzerinde bir fanila, masa ve sandalyesi bile olmadığı için döşemenin üzerinde yazmış bir insandır! Yazacağı bir şey olan, koşulları ne olursa olsun yazar! Yazdığı kadar da var olur! Yazamadığı da, yazılmadığıyla kalır! Ben bu son kategoriye giriyorum, sanırım.”

      * * *
      1948, Ankara doğumlu Gürhan Uçkan.
      ODTÜ’yü bitirişinin ardından, yetmişlerin başında yüksek lisans umudu ile önce Finlandiya ardından İsveç'e gitti ki zaten gidiş o gidiş. Stockholm’e yerleşmişti artık Gürhan Uçkan. Zaten, gazetecilikle yazarlık onu daha çok ilgilendirince öğrenim yapmadı.
      Yansıma dergisinde yayımlanan yazı, şiir, araştırma ve çevirilerini, Sanat ve Toplum dergisindeki Küba kültürü üzerine yaptığı geniş kapsamlı araştırma izledi. 1970’li yılların sonlarında Cumhuriyet gazetesinde de yazı ve röportajları yayımlandı.
      1982 yılında ilk iki kitabı Gabriel ve Sevdalar da Geçici yayımlandı. Uzun süre Yarın ile Bilim ve Sanat dergilerinin İsveç temsilciğini de yapan Uçkan’ın ilk araştırma kitabı Çağdaş Sömürgecilik ve Emperyalist Yayılma Örneği: Güney Afrika Cumhuriyeti 1986’da çıktı.
      1992’den başlayarak Cumhuriyet gazetesinin İsveç temsilciliğini yaptı.
      "Cumhuriyet" demişken, Münevver Oğan ile yaptığı söyleşide “Cumhuriyet yazarı olmak nasıl bir duygu?” sorusunu şöyle yanıtlamıştır:
      “Ben, Cumhuriyet yazarı olmayı henüz hak etmiş değilim; bu güzelim kuruma kaç satır katkım olursa, büyük bir mutluluk kabul ediyorum. Pazar Yazıları insana büyük bir özgürlük veriyor; gazetecilikle yazarlığı birleştiriyor. Bana kalırsa bu yalnızca bizim gazetede mümkün oluyor.
      ...
      Türkiye benim memleketim; İsveç, iki çocuğumun doğduğu ve yaşadığı, ekmek paramı kazandığım ülke. Bu iki ülkeyi yazılarda buluşturmak çok, ama çok zevkli oluyor.
      ...
      Şunu içtenlikle ekleyeyim ve bunu dilerim kimse gazetenin propagandası olarak yorumlamaz, gazeteme bir telefon edip santraldaki arkadaşların bir merhabasını, sıcaklığını duymak, her şeye değer! Büyük bir ayrıcalık, bu gazetenin İstanbul ve Ankara’daki binalarına uğramak ve kapıdaki koruma görevlisine, ‘Ben Cumhuriyet’in İsveç temsilcisiyim!’ demek! Bu benim hayatımdaki tek ayrıcalığım ve bundan gurur duyuyorum!


      Anısına ödül verdiğimiz böyle bir günde, ödüllerinden de bahsetmek gerekir Uçkan’ın.
      1998, Hacı Bektaş Şenliği öykü ödülü; 2002’de İsveç Akademisi tarafından verilen “Natur ve Kültür Çeviri Büyük Ödülü”…
      * * *
      Her gidiş erkendir bizim için, her ölüm arkada bırakır yapmadıklarını. Gürhan Uçkan’ın da İsveç Örneğinde Kadın Hakları, İşçi Hareketi ve Feminizm adlı bir araştırma ve Gecikme adlı bir şiir dosyası da bu şekilde kaldı ardında, yayımlanmaya hazır bekliyorlardı oysa…
      Otuz yılı aşkın süredir Stockholm’u mesken tutmuştu işte. Otuz yıldır cebinde onurla taşıdığı biricik Türk pasaportu, çok uzun zaman İsveç’te yaşamasına karşın, İsveç uyrukluğunu seçmeyişi; orada da bir Türk yazarı olarak tanınışı…
      * * *
      "Güle Güle Gürhan Uçkan", Cumhur Aydın
      Onu çocukluğundan beri kasıp kavuran edebi aşk, sanat tutkusu ülkesindeki edebiyat dergilerine şiirler, denemeler; ülke ve insan sevgisi ise araştırma ve makaleler olarak akmaya başlamış. Sonra... İsveç Edebiyatından çevirilere imza atmış. Kendi kaleminden öyküler, şiirler ve romanlar… Gazetesi Cumhuriyete sayısız haber, inceleme ve tadına doyulmaz Pazar yazıları.
      Eleştirisini bile iltifatla süsleyebilen çok özlenen bir kişidir kendisi. Birçok İsveçli yazarın eserlerinin çevirisinde en çok güven duydukları isimdir aynı zamanda. Türkiye’deki tüccar yayıncılara, çok okunan yerine çok satan raflar düzenleyen kitapevlerine ve çok satanlar listesinden kitap seçen okurlara küskün gitmiştir.
      * * *
      “Alıç Çiçeği ve Ölüm” başlıklı yazısında, Gürhan Uçkan’ın yitişini şöyle tanımlıyor Hikmet Çetinkaya:
                  Aşkın ve ölümün ağlatısında sürer yaşam.
                  Umutsuzluğun ve kuşkunun izdüşümüdür yaşam...
                  Alıç çiçeğinden tanelenmiş sevecenliğimiz
                                             karanlık yüzlerin gölgelerini taşır gecelere.
                  Geceler çığlığımızın yankısıyla bir başka evrene sürükler anılarımızı...
                  Bazı ölümler vardır...
                  O ölümler sizi gizli kentlerin sokaklarına götürür sessizce...
      Şöyle bitiyor Hikmet Çetinkaya’nın yazısı:
                  Zeynep Oral'ın, "Orhan Pamuk'a Yolculuk" yazısını okuyorum sessizce...
                  Gürhan Uçkan bir Türk edebiyatçısının "Nobel Ödülü" almasını yıllarca bekledi.
                  Ödül töreninden iki gün önce ölüme yenik düştü.
                  Acaba yaşasaydı o törene çağrılır mıydı?
                  Bilemiyorum!
      * * *
      Bu kuşkular bizde de yok değil aslında, acaba yaşasaydı o törene çağrılır mıydı, bilemiyoruz; ama biz onun bu törende aramızda olduğunu çok iyi biliyoruz.
      * * *

      Sadece bedendir görünürden yok olan, düşünceler gömülemez ki,
      Sadece bedendir görünürden yok olan, düşünceler gömülemez ki,
      Yapıtlarıdır bir insanı sonsuzlukta yaşatan, makamlar yaşayamaz ki,
      Sonsuzluktan el sallayan, baştan ayağa kültür elçisi bir çınar olan,
      Anısına verdiğimiz ödül ile bize gülen yüzüyle bakan
      Huzurunda, anın önünde saygı ile eğiliyoruz,
      Gürhan Uçkan.
 


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter