AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
OMÜ'de Türkçe Şöleni

       Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Türkçe Kulübü, Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü ve Dil Derneği’nin düzenlediği “Dil Devriminin 75. Yılında Bilim ve Öğretim Dili Olarak Türkçe” konulu şölen, 16-18 Mayıs 2007 tarihlerinde gerçekleştirildi. Şölen boyunca yedi açıkoturum, iki düşünce alanı, kısa film gösterileri, müzik ve şiir dinletileri yapıldı.

       OMÜ Eğitim Fakültesi Atakum Yerleşkesi OMÜ Sahnesinde düzenlenen Türkçe Şöleninin ilk gününde Türkçe Kulübü Başkanı Şükrü Batanay ve kulüp üyeleri, “Dildeki Yozlaşma ve Yabancılaşma” konusunda katılımcılara bilgi verdi. Daha sonra kürsüye çıkan OMÜ Öğretim Üyesi Mustafa Kırcı, yaptığı konuşmada, Türkiye’de en çok tehlike altında olan şeyin Türkçe olduğunu söyledi. Kırcı, cumhuriyetin temellerinin milliyetçiliğe dayandığını belirterek, “Adını koyamadığımız şeylere hakim olamamışız demektir. Bir millet dilini kaybettikten sonra her şeyini kaybeder. İnsan dilde saklıdır. Dil olmadan uygarlık olmaz. Bu nedenle dilimize sıkı sıkı sarılmamız gereklidir.” dedi.

 

Güven Önbilgin, Sevgi Özel, Yusuf Çotuksöken, Ahmet Kocaman

   

    İlk günün “Türkçe Öğretimi” başlıklı son oturumunda, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Atalar eğitimde Türkçe kullanımının gerekliliğine ve önemine değindi. Elif Maltaç “Eğitim-Öğretim Dili Olarak Türkçe”, Gülnur Kaçar “İlköğretim Türkçe Programı”, Fatih Yenilmez “Cumhuriyet Dönemi Eğitim Anlayışı ve Öğretmenin Nitelikleri” başlıklı konuşmalarını yaptılar. Birinci günün sonundaki düşünce alanı etkinliğinde günün konuşmaları çerçevesinde tartışmalar yapıldı.

    Türkçe Şöleninin ikinci günü şiir ve müzik dinletisi ile başladı. Daha sonra “Çeşitli Uzmanlık Alanlarında Türkçe” başlıklı açıkoturum yapıldı. OMÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Dindar, “kavram” sözcüğünü bir nesnenin zihindeki genel tasarımı olarak tanımladığı  konuşmasını,  gerçek ve doğru arasındaki ayrımı örneklerle açıklayarak tamamladı.     

    Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hülya Köprülü ise hekimlikte iletişim kurmanın temel ilkelerinin dil duyarlılığından geçtiğini ve bilimsel düşünmenin en iyi anadil ile gerçekleşebileceği savından hareketle  yaptıkları yayınlarda ve hastalarla iletişim kurarken kullandıkları dilde öz Türkçe kullanmaya özen gösterilmesi gerektiğini önemle vurguladı. İstanbul Maltepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi Yusuf Çotuksöken ise Türkçenin her şeyi ile yetkin bir dil olduğunu,  Türk dilini yurdu olarak tanımladı.

     İkinci günün diğer açıkoturumu, Prof. Dr. Kerim Edinsel tarafından yönetilen “Dil Duyarlılığı” idi. Konuşmacılar Yrd. Doç. Dr. Nalan Kızıltan ve Araştırma Görevlisi Ceylan Yangın, öğretim elemanlarının gerek akademik çalışmalarında gerekse günlük dil kullanımlarında Türkçeye karşı ne kadar duyarlı olduklarını Türkçe Duyarlık Ölçeği’nden elde ettikleri sonuçlarla tartıştılar; öğretim elemanlarının ülküsel düzeyde Türkçe kullanımına karşı duyarlı olmadıklarını dile getiren konuşmacılar, geliştirdikleri “Dil Bilinci” sormacası ile de öğretim elemanlarının genel anlamda dili nasıl tanımladıklarını ortaya koydular. Yrd. Doç. Dr. Nalan Genç ve  Öğretim Görevlisi Sami Genç de İnşaat Mühendisliği Bölümündeki öğretim elemanlarının Türkçeye bakışlarını ele aldılar.   

    İkinci günün son açıkoturumuna Yusuf Çotuksöken başkanlık yaptı; oturumda Mühendislik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Güven Önbilgin, cumhuriyetin dayanaklarından olan dil tasarımını tartışarak, onu aydınlanmanın temel koşulu olarak öngördüğünü belirtti. OMÜ Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Süleyman Çelik ise Dil Devriminden günümüze kadar yapılan dil çalışmalarına eleştirel yaklaşarak, Atatürk’ün devrimlerinin aydınlanma devrimi olduğunu ve aklı özgürleştirdiğini söyledi. OMÜ Türkçe Topluluğu Akademik Danışmanı Ahmet Çebi konuşmasında "Dil, bir araç değil, bir dizgedir." önermesinin yanı sıra şu savları dile getirdi:

·        Dil, yaşayan (canlı) bir varlık değil, tasarımlanarak geliştirilen toplumsal bir olgudur.

·        Anadilimiz, annemizin diliyle sınırlandırılamaz; biz kendimizi hangi dilin ikliminde yeniden üretip yaratıyorsak, o dil bizim anadilimizdir.

·        Her dilin, kuşkusuz, kendine özgü incelikleri vardır; ancak, hiçbir dil, dilbilimin verilerinden yola çıkarak söyleyecek olursak, bir başka dilden 'üstün' olamaz!

·        Türkiye'de dil devriminin başarısı, dilde karşıdevrimcilerin bile artık öyle uluorta yadsıyamadığı nesnel bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır; bu nedenle, hiçbir etki, dil devriminin o büyük başarısını gölgeleyebilecek bir güç taşıyamaz!

 

    

Ali Demir, Ahmet Kocaman, Erdoğan Başer, Sedat Sever

      

      Şölenin ikinci günü Yusuf Çotuksöken’in söyleyişisiyle son buldu. Çotuksöken, Türkçeyi tüm Türk soylarının konuştuğu dil olarak vurguladı ve sözvarlığı açısından Türkçeyi varsıl bir dil olarak değerlendirdi.

     Üçüncü günün ilk oturumu “Türkçenin Dünü, Bugünü ve Yarını” başlıklı açıkoturumu Yusuf Çotuksöken yönetti. Konuşmacılardan Prof. Dr. Ahmet Kocaman, Dil Devriminin sözcük devrimi olarak algılanmaması gerektiğini vurgulayıp dil eğitimine önem verilmesi gerektiğine değindi. Kocaman, çağdaş dilbilim kuramları çerçevesinde Dil Devriminin süreklilik göstermesine; yabancı dille eğitime değil, yabancı dil eğitimine önem verilmesine dikkat çekerek “Türkçenin gücüne ve kendimize inanmalıyız.” dedi.

      Dil Derneği başkanı Sevgi Özel, Türkçe kullanma konusunda duyarsız kalmanın kişileri kendi diline yabancılaştırdığını belirterek “bir toplumun kendi diliyle kandırılamayacağı” savsözünü kullandı. Gençlerin dil kullanımı konusunda duyarsız kaldıklarını, 16 yaşındaki gencin 16. yüzyıl diliyle konuştuğunu, Türkçe sözcüklere yabancı ekler getirdiğini vurguladı. Türkçe düşünmenin ve Türkçeyi sevmenin  dil kullanım duyarlılığı açısından gerekli olduğuna değinen Özel, ürünlere konan yabancı adlardan dolayı bu tür ürünlerden uzak durulması konusundaki kararlılığını da örneklerle dile getirdi. Özel ayrıca, 1950’den beri en çok eleştirilen, en çok oynanan Türk devriminin Dil Devrimi olduğunu belirtti. Oturum başkanı Yusuf Çotuksöken, yaşam boyu öğrenme ve yaşam boyu sorumluluk bilincinin yerleşmesi gerektiğini ileri sürerek “Dile ve Dil Devrimine hep beraber sahip çıkmalıyız.” dedi.

 

    Üçüncü günün “Bilim ve Öğretim Dili Olarak Türkçe” başlıklı ikinci oturumunda, Prof. Dr. Sedat Sever, Türkiye’de anadil eğitiminin verimsiz olduğuna dikkat çekerek Türkçe öğretiminde düştüğümüz yanlışları örneklerle sıraladı, Dil Devrimini “belleğin aydınlanması” olarak değerlendirdi. Düşünce geleneğinin ve düşünce yetisinin, demokratik toplum olma çabasında ele alınması gerektiğine değinen Sever, dilin düşünceyi taşıdığını ve sözcükler yerinde kullanılmadığında iletişimde sorunlar olduğunu dile getirdi.

    

    Prof. Dr. Ali Demir, anadil öğretiminin demokratik öğretim ile bağdaşık olduğunu; Türkçenin bilim, sanat ve düşün dili olabilecek yeterlikte olduğunu belirtti. Fransa’da olduğu gibi ülke genelinde dil çalışmalarına ve dil kullanımına ciddi boyutta önem verilmesi gerektiğini vurguladı.

    Doç. Dr. Kubilay Aysevener, dil ve gerçeklik üzerinde durarak, gerçekliğin dille varlığa getirildiğine değindi; bir dilin terimleri, kavramları olmaksızın dışımızdaki nesneleri tanımamızın ve bilmemizin olanaklı olmadığını belirtti. Dilin gerçeklik ufkunun sınırlarını genişletmenin, o dilin bir bilim, felsefe ve kültür dili olarak işlenmesine ve sözvarlığının çoğaltılmasına bağlayan Aysevener, bu anlamda, yabancı dillerden Türkçeye girmiş terimlere karşılık bulmanın dili işlemek için yeterli olmadığını, dilimizi yazılı kültür durumuna, bilim ve felsefe diline dönüştürmek, değer oluşturmak ve değer üretmek, varlık alanı oluşturmak zorunda olduğumuzu dile getirdi. Bunun için de çeşitli bilgi dallarında kendi özgün (bilimsel, kültürel, sanatsal) sorunlarımızı oluşturarak bir sorunsallaştırma etkinliğine girilmesi gerektiğine dikkat çekti.

      Türkçe Kulübü öğrencileri, sonuç bildirgesinde, ereklerinin dil bilinci ve duyarlılığı ile Türkçeye sahip çıkmak olduğunu belirttiler.

     19 Mayıs 2007 Gençlik ve Spor Bayramından bir gün önce biten Türkçe Şöleni, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesinde çok sayıda öğrencinin katılımıyla, dil kitapları sergisiyle, kısa film gösterileriyle, müzik ve şiir dinletisiyle konuşmacıların ve katılımcıların Türkçeye değerli katkılarıyla geleneksel hale gelecektir kuşkusuz. 

Nalan Kızıltan, Ali Demir

                   

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter