AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
"Ulusal Birlik İçin Türkçe" Kurultayı

      Ankara Üniversitesi ile Dil Derneği, 22 Ekim 2009'da Ulusal Birlik İçin Türkçe başlıklı bir kurultay düzenledi. Kurultayın amacını duyurumuzda şöyle açıkladık:

      "Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, inanç ve köken farklılıklarını ülkemizin kültürel varsıllığı ve kazancı sayan Ankara Üniversitesi ile Dil Derneği birlikte ULUSAL BİRLİK İÇİN TÜRKÇE kurultayı düzenlemiştir.
      Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, Eğitimde Ortak Dil Türkçe, Bilimde Ortak Dil Türkçe, Sanat ve İletişimde Ortak Dil Türkçe, Hukukta Ortak Dil Türkçe ile birbirini doğru anlamak, kendilerini doğru anlatmak zorundadır.
 
 

      Türkçenin ortak (resmi) dil olması, ülkemizde konuşulan öteki dillerin yadsınması, gelişiminin engellenmesi anlamı taşımaz. Tersine ortak dille iyi eğitim almış yurttaşlar, birbirlerini doğru anlar, birbirlerinin inancına, kökenine, diline saygılı olma kültürü edinirler. Ne yazık ki ülkemizde ortak dil Türkçenin eğitim ve öğretimi iyi yapılamadığı gibi, yaygınlaşan yabancı dille öğretim, Türkçenin İngilizcenin “işgali” altına girme tehlikesi, yalnız ortak dil Türkçeyi değil, bütün yurttaşları ilgilendirecek boyutta büyük bir kültürel yozlaşmanın habercisidir.
      ULUSAL BİRLİK İÇİN TÜRKÇE kurultayı düzenlemekteki amacımız, Mustafa Kemal’in başlattığı Türk Devriminin bütün yurttaşların güvencesi olduğunu, ortak dil Türkçeyle eğitim yapılmasının yararlarını topluma duyurmaktır. Son zamanlarda “dil” üstüne yoğunlaşan ama bilimsel niteliği bulunmayan tartışmaları, bilimsel doğrultuda ele almayı da kurultayın düzenleyicileri olarak tarihsel görevimiz sayıyoruz."

Sevgi Özel'in Açış Konuşması

      Bir gün boyunca düzenlenen dört oturumda Eğitimde Ortak Dil Türkçe, Bilimde Ortak Dil Türkçe, Sanat ve İletişimde Ortak Dil Türkçe, Hukukta Ortak Dil Türkçe başlıkları altında “ULUSAL BİRLİK İÇİN TÜRKÇE”nin önemi vurgulandı. Kurultay, Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel, Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal Taluğ ve Dil Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan'ın açış konuşmalarıyla başladı. Sevgi Özel'in, derneğimizin görüşlerini dile getirdiği açış konuşmasının tam metnini aşağıda yayımlıyoruz:

      Değerli Rektörüm, Sevgili Gençler, Değerli Konuklar,
      Ankara Üniversitesiyle birlikte düzenlediğimiz Ulusal Birlik İçin Türkçe Kurultayına hoş geldiniz!       Sizleri, Kurtuluş Savaşının ardından görkemli bir kültür devrimi başlatarak bizi uygar dünya ile buluşturan, bize yurttaşlık ve ulus olma bilinci kazandıran Atatürkümüzün, laik cumhuriyete emek veren bütün aydınlanmacıların anısına saygı duruşuna çağırıyorum.
      Ankara Üniversitesiyle birlikte düzenlediğimiz bu kurultay için öncelikle Ankara Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Cemal Taluğ’a ve kurultayın dört oturumunda görüşlerini açıklayacak aydınlanmacılara, kurultayın çalışmalarını yürüten Dil Derneği Astbaşkanı Prof. Dr. Necdet Adabağ’a, Cumhuriyet gazetesi yazarı Işık Kansu’ya; emeği geçen herkese, siz değerli konuklara Dil Derneği Yönetim Kurulu adına teşekkür ederim.
      Kurultayın Cumhuriyet Bayramı öncesinde yapılması, rastlantı değildir. Kurultay için özellikle Cumhuriyet Bayramı öngünü seçilmiş, gündem özellikle dört başlıkta toplanmıştır. Çünkü laik cumhuriyetimizi kuran Mustafa Kemal’in manevi kalıtı olan aklın ve bilimin öncülüğünden başka doğru tanımıyor; son haftalarda yoğunlaşan ortak dilimiz Türkçeye yönelik kısır tartışmaların, günü kurtarmak için atılacak adımların, bilimsel akıldan uzak kararların, bütün yurttaşları kapsayacak tehlikelere açık olduğuna inanıyoruz.
      Türkiye Cumhuriyeti, ulusal sınırları içinde birlikte ağlayan, birlikte gülen, türkülerini birlikte söyleyen insanların çok varsıl olan kültürel birikimiyle, bulunduğu coğrafyadaki doğal ve tarihsel güzellikleriyle var olan bağımsız bir ülkedir. “Yurtta barış, dünyada barış” için çabalayan sağduyulu yurttaşlar birbirini doğru anlamak, kendilerini doğru anlatabilmek, her yurttaşın sahip olması gereken bütün hak ve özgürlüklerden pay alabilmek için, eğitimde, bilimde, sanat ve iletişimde, hukukta ortak ya da resmi bir dil kullanmak zorundadır. Bu dil, Türkiye Cumhuriyeti için Türkçedir.
      Bilimsel akıldan uzak önermeler ileri sürenlerin söylediği gibi, ortak dil, ülkemizde konuşulan başka dillerin yasaklanması, yok sayılması, gelişimin engellenmesi anlamına gelmez. Tersine ortak dille iyi eğitim alan; bilimsel, sanatsal gelişmelerden yararlanan ve her açıdan karnı doyan yurttaşlar, herkesin inancına ve kökenine saygılı olur. Bireylerin yaratıcı yanı, yetenekleri, gelişimleri bu saygıyla beslenir. Yaratılan kültürel, sanatsal ve bilimsel birikim, bütün yurttaşlar için ortak kazanımdır. Ancak ülkemizde uzun zamandır dilden kaynaklanan bir sıkıntı yaşanıyor. Oysa asıl sıkıntı, ortak ya da resmi dil Türkçenin başındadır.
      1950’den bu yana Harf ve Dil Devrimlerini içine sindiremeyen politikacılarla birtakım aydınlar, Harf ve Dil Devrimlerini gereksiz ve yanlış bularak, Dil Devrimiyle kazınılan sözcükleri yasaklatarak, devrime emek verenleri ve sözcükleri karalayarak, Dil Devrimiyle bilim ve sanat dili olan Türkçeyi küçümsemişlerdir.
      Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun niçin kapatıldığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Bugün yaratılan yapay gündemin gerçek öznesi, bilimsel adıyla Türkiye Türkçesidir.
      Bizim amacımız ve işimiz, birtakım siyasal oluşumları, eylemleri tartışmak, magazinleşen tartışmalara su taşımak değildir. Bizler, sorun olarak ortaya atılan savların bilimle ve Türk Devrimiyle çelişen yanlarını bilimsel verilerin yol göstericiliğinde topluma açıklamak durumundayız. Bu bizim tarihsel görevimizdir; sorumluluğumuzdur. Dahası kendini aydın olarak tanımlayan herkesin, ortak dil Türkçenin tarihsel akışını, geçirdiği aşamaları, uğradığı haksızlıkları, bilim ve sanat dili olması için verilen savaşımı, Harf ve Dil Devrimlerinin niçin yapıldığını, Türk Devriminin kazanımlarını göz önüne alması gerektiğine inanıyoruz. Sorumluluk sahibi herkes olup bitenleri bu açıdan değerlendirdiğinde, ülkemizde konuşulan bütün dillerin, ülkemizin toplumsal yapısının, tüm koşullarının da doğru değerlendirileceğini kamuoyuna anımsatmak istiyoruz. Çünkü bizim ulusalcılık anlayışımızın özü, dinsel ve ırksal öğeler değil, Mustafa Kemal’in manevi kalıtı akıl ve bilimdir!
      Toplumlar arasındaki türlü ilişkiler sözcük alışverişini de yanında getirir; bu doğaldır; ancak Türkçe açısından bu alışverişte her dönem ölçü 8. yüzyıldan bu yana kaçırılmıştır. Türkler Anadolu’ya geldikten, özellikle İslamla tanıştıktan sonra dinsel etkilerle Arapça ve Farsçayı Türkçenin önüne geçirmişler; Müslüman Türk, tapınma ve bilimde Arapçaya, sanatta da Farsçaya sarılmıştır. Sonunda da batılıların, “Türk, Allahına Arapça, sevgilisine Farsça, ailesine de Türkçe seslenir” nitelemesine uygun olarak üç dilli bir duruma düşmüştür.
      Günümüzdeyse yurttaşlar Tanrısına, sevgilisine ve ailesine İngilizce seslenmenin hayırlara vesile olacağı duygusu içine itilmektedir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti, 1923’te cumhuriyetin ilanıyla birlikte görkemli bir kültür devrimi başlatmıştır. Yerli yabancı kaynaklara Atatürk Devrimleri olarak da geçen, bizim yeğlediğimiz Türk Devrimi adlandırması, köken ayrılığını değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşlarını kapsar. Cumhuriyetle gelen devrimler, inanç ve köken ayrılığı gözetmeden her bireye yurttaş olma kimliği kazandırmıştır. Bu açıdan bakılınca kültür devriminin en önemli iki dayanağı, 1 Kasım 1928’de kabul edilen Harf Devrimi ile 1932’de başlatılan Dil Devrimidir. Bu iki devrim, eğitim birliği (tevhidi tedrisat) ile başlatılan ve laik eğitimi temel alan bütün yurttaşlara, ulusal ve evrensel bilgiyi harmanlama olanağı tanımıştır.
      Bugün Harf Devrimi yetersiz bulunuyor; Dil Devrimi uydurmacılıkla ya da türlü siyasalarla ilişkilendiriliyor, iki dilli eğitim savunuluyor. Ancak sözde aydınlar, Dil Devrimiyle kazanılan sözcüklerin sık sık yasaklandığından, yabancı dille öğretimin sakıncalarından, bütün ülkeyi kirleten yabancı adlandırmadan; Türkçenin eğitim ve öğretiminin ne denli kötü olduğundan söz etmiyorlar.
      Abecemize, dilimize karışan, Atatürkçü düşüncenin, Atatürk’ün adının, ilkelerinin her yerden silinmesini öğütleyen Avrupalı, Avrupa’da yaşadığı ülkenin yurttaşı olan Türklere Türkçenin öğretilmesi için hangi olanakları tanıyor? Türkçe birçok Avrupa ülkesinde neden yardımcı dil olmaktan bile çıkarılıyor? Örneğin Almanya’da adı Yaşar, Doğan, Türkân, Çağdaş olan Türkler “ç, ş, ğ”yi ne zaman kullanabilecekler? Abecemize “w, q, x”i öneren Avrupalı, kendi abecesine “ç, ş”yi alsa, tek tuşla zaman kazanmaz mı?
      81 yıldır kullandığımız abece Türkçenin seslerine uygun olarak hazırlanmıştır; bu abeceyle başka hiçbir dil yazılamaz; abeceye harf ekleme önerisi bilimsel değil, yanlış ve siyasal bir çıkıştır. Ne yazık ki kimi aydınlar, yayılmacı anlayışın, bu ülkede yaşayan kimseyi sevmediğini ya anlayamıyor ya anlamazlıktan gelmeyi yeğliyorlar.
      Ulusal sınırlar içinde toplumsal yaşayışımız, özelliklerimiz göz önüne alındığında, ulusal birlik için eğitim dili kesinkes Türkçe olmak zorundadır.
      Bu kurultayda duygusal değil, bilimsel, yaşamsal birikim ve deneyimlerimizle bu gerçekleri ele alacağız. Kurultayın verimli geçmesini diliyor, laik cumhuriyetimizin 86., Harf Devrimimizin 81. yılını kutluyorum.

Eğitimde Ortak Dil Türkçe

      Kurultayın ilk oturumu olan Eğitimde Ortak Dil Türkçe'yi derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sedat Sever (AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi) yönetti. OturumaProf. Dr. Güngör Varınlıoğlu (AÜ, DTCF Emekli Öğretim Üyesi), derneğimizin Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kocaman (Ufuk Üniversitesi), Prof. Dr. Erdal Coşkun (Karaelmas Üni., Ereğli Eğitim Fakültesi) konuşmacı olarak katıldılar.


Ahmet Kocaman, Sedat Sever, Güngör Varınlıoğlu, Erdal Coşkun

      Konuşmacılar, eğitimin Türkiye’de yaşayan herkesin doğal hakkı olduğu gerçeğini vurgulayarak, bunun da eğitimde ortak dil olarak Türkçenin kullanılmasını zorunlu kıldığını belirttiler. Sunulan bildirilerde, yurttaşların birbirleriyle ve devletle iletişimde ortak dil kullanmasının kaçınılmazlığı, devletin görevinin ise eğitimi ülkemizin en uzak köşelerine dek yaygınlaştırmak, ortak dil Türkçenin etkin ve doğru öğrenilmesini sağlamak olduğu ortaya kondu. Prof. Dr. Erdal Coşkun, konuşmasında, birçok ülkede anadili ortak dilden farklı olan yurttaşın bulunduğunu, bu nedenle gelişmiş ülkelerde dil eğitiminin üç yaşında anaokulunda başladığını söyleyerek, sözlerini şöyle bitirdi: "Eğitim için önemli bir savsözümüz olmalı: 7 çok geç!

Bilimde Ortak Dil Türkçe

      Derneğimizin Astbaşkanı Prof. Dr. Necdet Adabağ (AÜ, DTCF Emekli Öğretim Üyesi) yönetimindeki Bilimde Ortak Dil Türkçe oturumunda Prof. Dr. Aydan Kansu Tanca (AÜ, Tıp Fakültesi), Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı, Prof. Dr. Rıfkı Hazıroğlu (AÜ, Veteriner Fakültesi) söz aldılar.


Aydan Kansu Tanca, Necdet Adabağ, Orhan Bursalı, Rıfkı Hazıroğlu

      Necdet Adabağ, anadili Türkçe olmayan toplulukların da yasalar karşısında eşit olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında, Lozan Antlaşmasının bu toprakların ulusal birliğini de dil birliğini de imza altına aldığına ve Türkiye'ye "Türkiye" adını Avrupalıların verdiğine dikkat çekti. Aydan Kansu Tanca, insana hizmet etmesi gereken hekimlerin Türkçe kullanmayarak seçkin bir kesim yaratmakta olduğunu örneklerle açıkladığı konuşmasında şöyle diyordu: "Beyin göçüne gerek yok; çünkü bulunduğumuz yerde beynimizi tutsak ediyorlar!"
      Rıfkı Hazıroğlu, genç kuşaklarda Türkçenin bilim dili olamayacağına ilişkin önyargının beslendiğini belirterek, insana hizmet etme sorumluluğu taşıyan hekimlerin, veterinerlerin öncelikle karşısındakine saygı duyması gerektiğini, bunun da özsaygıdan yola çıkılarak edinileceğini dile getirdi. Orhan Bursalı ise yaşanan gelişmelerin ve yapılan ölçümlerin "bilim üretmiyoruz" savının gerçekçi olmadığını kanıtladığını, evrensel bilgiye katkıda bulunmanın tek yolunun Türkçe bilim yapmak olduğunu söyledi. Bursalı, bilimcilerin etki alanının genişliğine ilişkin somut örnekler verdiği konuşmasını şöyle tamamladı: "Güçlü bir ekonomiye sahip olsaydık bugün bu sorunu tartışmazdık!" 

Sanat ve İletişimde Ortak Dil Türkçe

      Cumhuriyet gazetesi yazarı Işık Kansu'nun yönettiği Sanat ve İletişimde Ortak Dil Türkçe başlıklı oturuma Bahadır Selim Dilek (Cumhuriyet Gazetesi Diplomasi Muhabiri) ve Yazar Öner Yağcı konuşmacı olarak katıldılar. Kitle iletişim araçlarının ve sanat yapıtlarının dil kullanımına etkisinin irdelendiği, ulus olma bilincinin ele alındığı oturumda, dilin bir politika konusu olduğu vurgulandı. Öner Yağcı, "ulus devlet yoktur, olmaz" diyenlerin yine dili kullanarak yayılmacılara uydu olacak ulus devletler yarattıklarını, tarihten ve günümüzden örneklerle açıkladı. 


Bahadır Selim Dilek, Işık Kansu, Öner Yağcı

Hukukta Ortak Dil Türkçe

      Kurultayın son oturumu Hukukta Ortak Dil Türkçe'yi Emin Özdemir yönetti. Ömer Faruk Eminağaoğlu (YARSAV Başkanı) ve Yargıç, Yazar Eray Karınca'nın söz aldığı oturumda, yurttaşların yasaları bilmekle yükümlü olduğuna, savunma yapabilmek için de ortak dilin kullanılması gerektiğine dikkat çekildi. Konuşmacılar, tüzenin (hukukun) toplumsal ilişkileri düzenleyen kurallar yumağı olduğunu, dolayısıyla kulluktan kurtulup yurttaş olmanın yolunun yasal hakları bilmekten geçtiğini dile getirdi.

      Yapılan konuşmalarda Lozan Antlaşmasının ve anayasamızın dillere yasak getirmediği belirtilerek diğer ülkelerdeki uygulamalar anlatıldı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin "resmi makamlarla ülkenin diliyle yazışılması gerektiği" kararı örneklendi.

  
        Eray Karınca, Emin Özdemir, Ömer Faruk Eminağaoğlu

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter