AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
PROF. DR. CEVAT GERAY'A SAYGI GECESİ


 

     Dil Derneği'nin "Türkçenin Ustalarına Saygı" dizi etkinliklerinin ikincisi, yaşamını laik cumhuriyetimizin aydınlanmasına adayan, Dil Devriminin gelişmesi için uğraş veren, 12 Eylül karanlığının sürdüğü günlerde derneğimizin kurucu başkanı olan Prof. Dr. Cevat Geray için 18 Aralık 2007'de gerçekleştirildi.

     Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezindeki gecenin sunumunu, etkinliği hazırlayan Nermin Küçükceylan ve İbrahim Dizman yaptı; görsel gereçlerin sunumunu ise Onur Bektaş üstlendi.

     Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin (Mülkiye'nin) unutulmaz dekanı Prof. Dr. Cevat Geray'ın yaşamöyküsünün anlatıldığı gece, derneğimizin başkanı Sevgi Özel'in açış konuşmasıyla başladı. Geceye katılan konuklar, eğitimci-yazar Münevver Oğan, avukat Mehmet Özsuca, SBF'nin öğretim üyeleri Prof. Dr. Alpaslan Işıklı ve Prof. Dr. Cem Eroğul yaptıkları konuşmalarda Prof. Dr. Geray'ın eğitimci yönünü vurgulayarak, dekanlığı döneminde yaşananları ve Türkçenin bir bilim dili olmasına katkılarını dile getirdiler. Gecenin akışı içinde Dil Derneği'nin kuruluş günlerini anlatan Sevgi Özel ise "kurulması yasak derneklerden" olan Dil Derneği'nin kuruluşunda karşılaşılan zorlukların Prof. Dr. Cevat Geray'ın yürekli, kararlı ve ödün vermez tutumuyla aşıldığından söz etti. Konuşmaların ve sunumun ardından Geray'ın sevdiği türküleri Haldun Karabudak'ın sazı eşliğinde hep birlikte söyledik.

  

     Prof. Dr. Cevat Geray'a teşekkürlerimizi simgeleyen anmalığımızı Prof. Dr. Mümtaz Soysal sundu.

     Soysal, yaptığı konuşmada Geray'a  "savaşım arkadaşım" diye seslendi.

        

 

     
       Çok sayıda bilimci ve dilcinin yer aldığı, yurtseverlerin ve dilseverlerin büyük ilgi gösterdiği g
eceye katılanlar Prof. Dr. Cevat Geray'a teşekkür ve saygılarını, uzun süre ayakta alkışlayarak sundular. Gecemiz, Prof. Dr. Cevat Geray'ın aşağıdaki konuşmasıyla son buldu.

Türkçeye Gönül Veren Değerli Dostlarım,

      Yaşam sürerken bir insanı en çok mutlu edecek olay, bu türden değerbilirlik örnekleridir. Derneğimiz bu mutluluğu bana yaşattığı için başta sevgili başkanımız Sevgi Özel olmak üzere yönetim kurulu üyelerimize teşekkürü bir borç biliyorum.

      Türkçenin ustalarından biri olarak değerlendiriliyorum. Yakup Kadriler, Celal Sahirler,  Ruşen Eşrefler, Aziz Nesinler, Yaşar Kemaller, Ömer  Asımlar gibi büyük ustaların yanında ben çırak bile olamam. Olsam olsam belki Türkçenin ses bayrağını taşıyan bir eri olabilirim.

      Dil Devrimi, Atatürk’ün başlattığı aydınlanma döneminin, Türk Devrimlerinin ana direğidir. Atatürk, Cumhuriyeti kurmakla

      - ümmet toplumundan çağdaş bir ulus toplumu yaratmayı;
- toplumu, ünlü toplumbilimci  Tönnies’in deyimleriyle, “cemaat toplumu” olmaktan
  çıkarıp “çağdaş ulus toplumu”na dönüştürmeyi;

- bireyi, kul olmaktan kurtarıp Cumhuriyetin yurttaşı yapmayı;

- böylece, gökten gelen tanrısal güçlere dayalı olan siyasal erki yere
  indirmeyi, ulusun, halkın istencine dayandırmayı

amaçlıyordu.

      Bu kapsamda, toplumun ilerlemesi, ülkenin çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne yükseltilmesi için Türkçenin yabancı dillerin boyunduruğundan kurtulması, dünyanın bilim, sanat ve ekin dili durumuna getirilmesi gerekiyordu.

     Dil, toplumda bireylerin birbiriyle, toplumdaki siyasal, yönetsel ve ekinsel kurumlarla ilişkiler kurmasını, iletişimde bulunmasını sağlayan; bilinçlendirici ve ulusal bilinci, ortak ekini pekiştirici en etkili, en kaynaştırıcı, en önemli araçtır.

     Aydınlanma döneminde bir yandan okuma yazması güç Arap abecesi yerine yazıldığı gibi okunan; söylendiği, okunduğu gibi yazılan, bu nedenle de öğrenmesi kolay olan yeni abecenin  benimsenmesi yoluna gidilmiştir. Ayrıca, halifeliğin, Şeriye bakanlığının kaldırılması, çeşitli tarikatlarca, cemaatlerce yürütülen dine dayalı eğitim yerine öğretimin birliğine dayalıçağcıl eğitiminCumhuriyetin Ulusal Eğitim Bakanlığınca verilmesinin benimsenmesi

          - hem bilimin, bilimsel bilginin yaygınlaşması,
          - hem yurttaşın usunu kullanmayı öğrenmesi,

          - hem de yurttaşın siyasal süreçlere bilinçli biçimde katılmasını

sağlayarak demokrasi ekininin yayılması, demokratikleşme sürecinin gelişmesi demekti.  

      Ulus okulları, eğitmenli köy okulları, halkevleri, sonradan Köy Enstitüsüne dönüşecek öğretmen yetiştiren kurumların kurulması çağcıl eğitimin gerçekleştirilmesi için en önemli adımlardı.

    

    
    Atatürk'ün başlattığı aydınlanma döneminin iki temel kurumundan biri olan Türk Dil Kurumu’nun tüzel kişiliğine, seçimle gelen son genel başkanı Prof. Dr. Şerafettin Turan ve yönetim kurulu arkadaşlarının savaşımına, çabalarına karşın, 12 Eylül Askeri yönetimince son verilmişti. Atatürk’ün “vasiyeti”ne, ölüme bağlı istencine karşın, gelirlerinden bir bölümünü bağışladığı Türk Dil Kurumu'nun -üyelerinin ve çalışanlarının çabalarıyla edindiği- malvarlığına el konulmuştu; daha doğrusu yasal deyimiyle gasp edilmişti.

    
     İşte, Dil Derneği, bu tüze dışı uygulamaya karşı, bir dernek konumunda olan TDK’nin yasayla üyeliğine son verilmiş olan üyeleri olarak yeniden örgütlenme gereğinin duyumsanmasından doğmuştur. Sevgi Özel ile Ali Püsküllüoğlu’nun, beklenmedik bir çağında yitirdiğimiz Haldun Özen’in öncülüğünde, onların özverili çabalarıyla, başta Şerafettin Turan başkanımızın, Yekta Güngör Özden, Mustafa Ekmekçi, Aziz Nesin, Tahsin Saraç, Necip Bilge gibi 34 üyemizin katkılarıyla derneğin kuruluşunu başardık. Mülkiyeliler Birliği Başkanı olarak hazırlık çalışmalarına katıldım. TDK kapatıldıktan sonraki ilk Dil Bayramını kutlamak için düzenlediğimiz kutlamaya o denli katılım olmuştu ki  Mülkiyeliler Birliğinin salonu gelenleri almamıştı. Birliğin bahçesine hoparlörle yayın yapmak zorunda kalmıştık.

     Kuruluş dilekçemizi bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öngününde 22 Nisanda verdikten sonra başımıza gelenleri sizler biliyorsunuz. İçişleri Bakanlığı, kurulmasından önce engellemeleri, kurulmasına izin vermemeleri için valiliklere Emniyet Genel Müdürü Bedük’ün imzasıyla bir genelge yayımlamıştı. Ankara  Valiliği, derneğimizi kurulması yasak dernekler arasına koyarak etkinliğimizi durdurdu ve savcılığa suç duyurusunda bulundu. Bu 12 Eylül dönemine özgü baskıcı tutumlardan biri idi. O zaman bile duyarlı ve tüzeye saygılı savcılar da vardı...

     Ormancılar Derneği’nin Doç. Dr. Yücel Çağlar’ın girişimiyle 9,5 metrekarelik bir odayı kullanmamıza ayırması unutulmayacak bir katkıydı. Teşekkürü borç biliyoruz.

     Türkiye’mizin üstünün kara bulutlarla kaplandığı, yurdumuzun parçalanması için iç ve dış güçlerin çabaladığı bir dönemi yaşıyoruz. Yercillik (laiklik) karşıtı bir yönetimin ülkemizi ılımlı-ılımsız İslam cumhuriyetine doğru götürme tehlikesi karşısında, yürekleri Atatürk'ün devrimlerini yaşatmak, korumak inancıyla dolu olan bizlere önemli görevler düşüyor.

     Atatürk’ün tam bağımsızlık ilkesine karşı verilen ödünler karşısında direnme hakkımızı ve gücümüzü kullanmak zorundayız.

    Derneğimizin giderek yeni genç kuşaklara kapılarını açmış bulunası, bu alanda en büyük umut ve mutluluk kaynağımızdır. Kutluyorum, başarılar diliyorum.

    Ne mutlu Türkçeyi sevenlere, ne mutlu bu yolda savaşım veren sizlere…
 

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter