AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
CENGİZ BEKTAŞ'A SAYGI GECESİ


 

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde, 30 Mart 2010'da gerçekleştirdiğimiz "Türkçenin Ustalarına Saygı" gecelerimizin sekizincisinde şiirin ve mimarinin bilgesiCengiz Bektaş'la buluştuk.

Senaryosunu İbrahim Dizman'ın yazdığı, Nermin Küçükceylan ve Bilgehan Varol'un sunduğu saygı gecemizin açış konuşmasını Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel yaptı. Pırıl pırıl Türkçesiyle yazın dünyamızı varsıllaştıran, çağdaş yapılarıyla ülkemizi güzelleştiren, gençlerin yetişmesine büyük emek veren Şair-Mimar Cengiz Bektaş'ın yaşamöyküsünü, dostlarının anılarıyla, kendi sözcükleriyle bezeyerek sunduk dilseverlere.

Şiirin, Mimarinin Bilgesi: Cengiz Bektaş

1934’te Denizli'de doğan Cengiz Bektaş, kalabalık bir ailenin yedinci çocuğudur. Küçük bir kentte, büyük ve tanıdık bir çevre içinde geçirir çocukluğunu. Mahalleli olmayı yaşar, mahalle arkadaşıyla oynayarak büyür. Yıllar sonra İstanbul’da yaşamak için Anadolu’nun sıcak, geleneksel kentlerine benzeyen Kuzguncuk’u seçmesi de belki çocukluğundan gelen bir etkidir.

Küçük Cengiz, ilkokulun 4. sınıfındayken beklemediği bir görevle karşılaşır. Okuldaki duvar gazetesinin yazılarını yazma görevi ona verilmiştir. Keskin gözlemciliğinin ürünü olan haberler sık sık boy gösterir duvar gazetesinde. On altısına geldiğinde Denizli’deki bir yerel gazetede köşeyazarlığı yapmaya başlar. Ortaöğrenimi İstanbul’da İstanbul Erkek Lisesinde tamamlar. Çok başarılı bir öğrencidir. Yaz tatillerinde çok gezer Cengiz Bektaş. Avrupa’yı, Anadolu’yu gezdikçe, tarihsel yapıları gördükçe yapı mesleğine ilgisi artar. Mimar olmayı o yıllarda kafasına koyar.

Lisede "Bizim Petek" adlı bir dergi vardır. Orada gezi anılarını yazar. Başka arkadaşlarla "Dağarcık" topluluğunu kurarlar. El yazması bir dergi çıkarırlar. Bu çalışmalarda Dil Devrimi, Türkçenin özleşmesi gibi konularda arkadaşlarına öncülük eder.

Cengiz Bektaş, İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi İç Mimarlık, Mimarlık bölümlerinde öğrenim görür. 1959'da Münih (Almanya) Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümünü bitirir. 1959-62 yılları arasında Münih'te serbest mimar olarak çalışır. Almanya’da birkaç arkadaşıyla birlikte çıkardıkları “Dilmaç” dergisi onu, anadilinden uzakta da olsa şiire ve yazıya bağlayan bir işlev üstlenir. Almanya deneyiminin ardından Türkiye’ye döner. Ankara’dan, ODTÜ’den öğretim üyeliği önerisi almıştır.
Ödüllerle Dolu Bir Yaşam

Cengiz Bektaş, mesleğini özgün yapılara imza atarak sürdürürken, edebiyattan da kopmaz. Başta şiir olmak üzere değişik türlerde ürünler verir. “Mimarlıkta Eleştiri Betiği” adlı çalışmasıyla 1968’de Türk Dil Kurumu Deneme Ödülünü, 1970’de TRT Tek Şiir Ödülünü kazanır. 1960'dan beri yayımladığı şiirleriyle Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü, Troya Şiir Ödülü, Romanya Uluslararası Ovidius Şiir Ödülü gibi ödüllere değer bulunur.

TDK ödülünü aldığı günlerde Türk Dili dergisi için yapılan söyleşide dil konusunda şunları söyleyecektir:

   

“Düşüncede gelişme dille anlatıldığında saptanabilir. Dil ayak uyduramadığında, düşüncenin gelişmesini belirlemek olanak dışı. En azından bu ayak uydurma işini başarabilecek olan dilin, yaşayan, gelişen, üreyebilen bir dil olması gerekmiyor mu? Bir başka anlamıyla, ölü kalıplardan kurtulması başlıca koşul olmuyor mu? Yabancı sözcüklerin dilimiz içindeki durumları, dilimizin belli yerlerinin ölü duruma getirilmeleri sonucunu doğurur. Bu, dolaylı yoldan, giderek düşünce alanımızdaki ölü alanların nedeni olur. Bu yönden, özellikle batı dillerine karşı bugünkü durumumuzun ivedi ele alınması gerekmektedir. Dilimizin içindeki yabancı, ölü kalıpların, kendi güzel sözcüklerimizin doğuracakları karşılıklarıyla değiştirilmeleri dilimizin, düşünce alanımızın, giderek ulusumuzun var olma savaşı olmaktadır.”

Mimarlığın Pusulası

Cengiz Bektaş, Anadolu’nun mimarıdır; bu toprakların yarattığı özgün mimariyi çağdaş ama doğal yaşamın dışında olmayan gereçlerle yeniden üreten bir yapıcıdır. Bu anlamda bir örnek oluşturduğu gibi, kendinden sonraki mimar kuşağı için de bir pusula görevi görür. Mesleği için şöyle diyor Bektaş:

“Yapı benim için bir kimlik, bir organizmadır. Mesela Mihrimah, bir kadına duyulan yasak sevgidir. Şehzadebaşı bir hüzündür; karısı yüzünde ilk karısından olan çocuğunu öldürmüş bir adamın hüznüdür. Süleymaniye Süleyman'dır. Yazı gibi, yapı da bir süre sonra başını alıp gidiyor, sizi de peşinden sürüklüyor. Detay sizi kandırıyor. Mikelanj'ın altın orağından söz ediliyor, ama Mikelanj'ın mimarlığından hiç söz edilmiyor. Mimar yalan söylememeli dış yüzde de, ayrıntılarda da...Yapay konularla yapay gerçeklik duygusunu yitirmemeli... Bu yüzden beni detay çok ilgilendirmiyor. Beni yapıya bir kişilik bir kimlik verebilmek ilgilendiriyor. Bundan ötesi benim için teknoloji ve ayrıntıdan ibaret.

Kendi kültürünün, geleneğinin ne olduğunu bilmeyen kişilerin bilgisizliği uyarınca yapılan yapılar, 'Bu geçmişin çocukları bunlar olabilir mi?' sorusunu akla getiriyor.

Bana göre mimar, özellikle de bizim mimarlarımız, kültür birikiminin bilincinde olmalı. Mimarlık elbette ki insanlar için, bu çağda onlara insancıl oylumlar sunmak için yapılmalıdır.”

Cengiz Bektaş, 25 çeşitli iş ödülün yanı sıra, iki kez Ulusal Mimarlık Ödülü aldı. 1989’da Makedonya Mimarlar Odası Ödülünü, 2001’de Akdeniz Üniversitesi’ndeki uygulaması nedeniyle Ağahan Ödülünü kazandı. Ayrıca Abdi İpekçi Barış Özel Ödülü, Didim Barış Şenliği Onur Ödülü, Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği Aydınlanma Onur Ödülü gibi tümünü bir çırpıda sayamayacağımız denli çok ödüle değer görüldü.

Anadilinin Işığıyla Aydınlatıyor

Cengiz Bektaş'ın Ankara anılarını Prof. Dr. Cevat Geray, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'ndaki üyelik günlerini Prof. Dr. Şerafettin Turan, yazınsal yaşamını Emin Özdemir'den dinlediğimiz geceye, opera sanatçılarımız Ali Yılmaz ve Cem Buğdaycı da müzikleriyle renk kattılar.

Buluşmamız, Bektaş'ın anadilinin ışığıyla yazdığı şiirlerle güzelleşip varsıllaştı.

Her yanımız çiçek/ -Sevmek- çiçekleri/ Yaşamayı sevmek/ Çalışmayı sevmek

Sevmek işimiz/ Elimizin usumuzun emeğini/ Dolu dolu/ Yüreğimiz titreyerek/ Sevmek işimiz/ Bizden olanı/ Dosdoğru sevmek/ "Dostuna dost düşmanına düşman"/ Olmayı bilerek/ İşimiz sevmek/ Yerimizi yurdumuzu/ Suda yelen ateşte/ Sevmek birliğimizi

Anılarımızdan silinmeyecek gecenin sonunda, teşekkürlerimizi simgeleyen derneğimizin anmalığını sunduk Cengiz Bektaş'a.

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter