AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
DİL-EKİN SÖYLEŞİSİ: EMİN ÖZDEMİR'E NE SORALIM?

      Derneğimizde, her ayın son perşembesinde düzenleyeceğimiz "Dil-Ekin Söyleşileri"nin ilkini "Emin Özdemir'e Ne Soralım?" başlığıyla 25 Mart 2010’da gerçekleştirdik.
      Yeni yerimize taşındığımızda, burada dilseverlerle dil, bilim, sanat dünyasının ustalarını buluşturacak söyleşiler yapılması önerisi Sayın Emin Özdemir’den gelmişti. Genç üyemiz Özge Yücel’in deyişiyle Türkçenin müziğini kendisinden dinlediğimiz öğretmenimiz, dilimizin büyük ustası, önerdiği toplantılardan ilkinin de konuğu oldu.
      Emin Özdemir, dildaşlık duygusunun bizi birbirimize bağlayan önemli bir bağ olduğunu, ulusallığımızı dille kazandığımızı, dilin düşüncenin toprağı olduğunu, dilsiz düşünülemediğini, dilin yalnızca insana özgü olduğunu, bu nedenle uygarlığı da yalnızca insanın yaratabildiğini söyledi.

      İnsana düşünme, anlama, anlatma gücünü dilin kazandırdığını; düşünen, düşüncesini dille yayan, tartışan insanın kul olmadığını, dolayısıyla kulluktan yurttaşlığa da ancak dille geçilebileceğini vurgulayan Özdemir, “Yüreğine anadilinin ışığı yansımamış insan, insan değildir” dedikten sonra yıllar önce yurtdışında tanık olduğu bir olaydan söz etti.

      Nermi Uygur’un “Bir insan on beş, yirmi yıl kendi diliyle yetişse, sonra da yabancı ülkede yaşayıp başka diller öğrense ve hep onları kullansa, ölürken son sözü hangi dilde olur?” sorusuna kendisinin “Anadilinde” yanıtını verdiğini, İsveç’te de bu sözünü doğrulayan bir örnekle karşılaştığını aktardı. Yıllarca Türkiye dışında, değişik ülkelerde yaşamış bir adamın, ölümüne yakın anadilinde sayıklamaya başladığını, ölürken de anadilinin sözcüklerini yineleyerek öldüğünü kendisine söylediklerini, kendisinin de bu konuyu araştırıp doğru olduğunu öğrendiğini söyledi.

          Emin Özdemir, söyleşinin bundan sonraki bölümünde “Çocuğun dili yapağı gibidir; herhangi bir nedenle boyanırsa, ne kadar yıkansa da eski rengine dönemez” sözünden yola çıkarak yabancı dille eğitimin Türkçenin kullanımına olumsuz etkilerini örneklerle anlattı. 

      Çocuğun kendi diliyle düşünmeyi öğrenmesinin önemini vurgulayan Özdemir, ‘soran, sorgulayan çocuk’ yetiştirmek gerektiğini, ‘seçeneklerle düşünen bölmeli kafaların’ kendilerine ve başkalarına yararı olamayacağını belirtti.
      Dilin olanakları kullanılarak gereksinimleri karşılayacak yeni sözcükler üretilmesini, doğru-yanlış değil, kullanılan ya da kullanılamayan sözcükler olduğunu, sözcüklerin de sınavdan geçerek dilin dolanımına girdiğini, “Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır” atasözünü örnek vererek de isteyen herkesin anadilini en iyi biçimde öğrenip kullanabileceğini, söz dağarcığını geliştirebileceğini vurguladı.
      Toplantının ikinci bölümünde söz alan katılımcılardan kimileri bu konulardaki kişisel görüşlerini aktarırken kimileri de yaşadıklarından örnekler vererek Emin Özdemir’in düşüncelerine katıldıklarını belirtti.
      Söyleşimiz, her ayın son perşembesinde yeni konuklarla buluşma, yeni konularda söyleşme dilekleriyle sona erdi.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter