AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
ÇİĞDEM SEZER'LE "ŞİİRDEN ROMANA YAZIN DÜNYASI"


 

      Her ayın son perşembesinde derneğimizde düzenlediğimiz "Dil-Ekin Söyleşileri"nin yedincisinde, 24 Şubat 2011'de, Şair Çiğdem Sezer konuğumuz oldu. Çiğdem Sezer çok yönlü bir yazarımız. Yazının birçok türünde yapıtları var.
Yapıtları:
Şiir: Kanadı Atlas Kuşlar (1991), Çılgın Su (1993), Kapalı Gişe Hüzünler (1996), Bir Şehrin Hatıra Fotoğraflarından (1998), Dünya Tutulması (2005), Denizden Geçme Hali (2009).
İnceleme (Monografi): Kalbimin Kuzey Kapısı Trabzon (2007).
Roman: Aşklar ve Baharatlar (2008).
Yaşamöyküsü: Akan Söz Çınlayan Zaman (2009).
Araştırma: 12 Eylülün 30. Yılında 30 Yıl 30 Hayat (2010, İbrahim Dizman’la birlikte).
      Çiğdem Sezer, 1993 yılında “Dünya Kitap Dergisi Şiir Ödülü”nü ve “Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü”nü; 1998 yılında “Arıburnu Şiir Ödülü”nü, “Dünya Tutulması” ile 2006 “Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü"nü kazandı.
      Türk edebiyatına özgün imgelerden örülü şiirleriyle giren, ardından roman yazarı olarak yazınsal yolculuğunu sürdüren Çiğdem Sezer, “Şiirden Romana Yazın Dünyası” başlıklı söyleşisinde edebiyat, dil ve yazma serüveninden söz etti. Yazın, şiir, yaratı süreci üzerine ilginç soruların yanıtlarının arandığı söyleşide Çiğdem Sezer şunları söyledi:
      “Şiir, yazın türlerinden en kaprisli olanı. Şiir biten bir süreç değil. Yaşam boyunca yazarla, şairle birlikte olan bir edebiyat dalı. Mutlaka geliştirmek gereken bir alan. İlk şiirimi okulöncesi dönemimde söylediğimi, düşündüğümü anımsıyorum. Trabzon’un merkezindeki parkta dinlediğim türkü sözlerinin başka da olabileceğini, olması gerektiğini düşünerek şiirle ilişki kurdum.

      Kitaplar yalnızca kitap değildi benim için. Kitaplardaki kişilikler benimle yaşarlardı. Yazıyla, kitapla tanışmam el yordamıyla ve öğretmenin yönlendirmesiyle oldu. Her kitap yeni bir dünyadır, yeni bir dünyanın olasılığını sunar bizlere. Yararlandığınız ölçüde bir yerden bir yere götürürler. Kitap bende bu etkiyi yaratmışsa, görevini yapmıştır. Kitaptan beklentim budur.

      Dil, yalnızca gündelik yaşamın iletişimini sağlamaz. Dilin bilinç taşıyıcı işlevi vardır. Geçmişle ilgili bildiğimiz her şeyi bugüne aktaran dildir. Bu da dilin ne kadar doğru, güzel kullanıldığıyla ilgilidir. Dil bir gelecek tasarımıdır. Ne yazık ki dil gündelik ihtiyaçları karşılamakla sınırlanmaktadır. Dil Derneği bu ortamda önemli bir işlevi üstlenmiştir. Dil Derneği’ne toplumca borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Dil Derneği gençlerin de uğradığı, yararlandığı bir kurum. Bu nedenle de önemli.”
      Çiğdem Sezer, "Şiir diğer türlere geçiş anlamında doğurgan bir tür müdür? sorusunu şöyle yanıtladı: "Şiir yazmak kolay sanıldığından ilk gidilen yer, yeğlenen tür oluyor. Şiirle başlanıyor. Ardından yapılmak istenenin o olmadığı düşünülürse, diğer türlere geçilebiliyor.
      Şiir terk edip gidebilir insanı. Bunun garantisi yok. İnceleme, hatta roman bile çalışmayla, çabayla yazılabilir ama şiir böyle değildir. Şiir, düzyazıya da başka boyutta bakmayı sağlar. Şiirde sözcük hiçbir zaman ilk anlamıyla düşünülmez. Bu ise diğer türlerde de kapsamlı okumayı ve yaratımda özeni getirir. Yaratım gücünü geliştirir.
      Adapazarı depremi olduğunda, o bölgede yaşıyordum. Acılara tanık oldum. Ardından yayımladığım beşinci şiir kitabım Dünya Tutulması beni önceki kitaplarımda olmadığı kadar sevindirmiştir. Nedeni, yeniden yaşama sarılmamı, dönmemi sağlamasıdır.
      Başlarda, roman yazmayı hiç düşünmüyordum. 1999 depreminden sonra, yaşamım yeniden düzene girmeye başlayınca, nedenini bilmediğim bir biçimde romanımı yazmaya başladım. Dolayısıyla ‘Neden roman yazdım?’ sorusuna net bir yanıtım yok; ama şunu söylemeliyim ki roman yazmak çok zevkli. Roman kahramanları şiire göre daha vefalı, yazarla daha çok birlikte. Bununla birlikte şiirin vazgeçilmez bir yanı var. Hayal gücünü en besleyen tür şiirdir. Heidegger’in “Dil düşüncenin evidir” diyerek dillendirdiği düşünceyi doğru bulurum. Konuşma dili önemlidir; ama yazı dili daha önemlidir. Sümerlerden öncesi için her şey söylenebilir; çünkü yazı bilinmemektedir. Yazı bulunduktan sonra Sümerlerden sonra söylenecek her şey yazılı bilgiye dayanmak zorundadır.
      Türk yazınında kadın yazarların, kadın şairlerimizin azlığı çok şey yitirilmesine neden olmuştur. Daha çok Leyla Saz Hanım olsaydı, bilgi ve yaratı düzeyimiz daha geniş olurdu. Kadının bulunduğu, tanıdığı ortamları, yaşantı alanlarını erkek tanıyamıyordu.
      Kadının konumuna ilişkin şu tarihsel bilgiyi çok önemserim: Tarihteki büyük bilgin, düşünür İskenderiyeli Hypatia cadılıkla suçlanarak bir papazın kışkırttığı kişilerce acımasızca taşlanarak, midye kabuklarıyla kesilip parçalanarak katledilmiş; etleri ve kemikleri sokaklarda sürüklenmiştir.
      Şiir sürekli değişen bir olgudur. Net bir tanımı olamaz. Değiştiğinden tanımlanamaz, güzelliği biraz da bundandır.”
      Çiğdem Sezer, sorulara verdiği yanıtlarla sürdürdüğü konuşmasını Çelik Kasada Kuşlar, Sümbülteber, Zirve, Haseki Küpesi, Anahtar adlı şiirlerini okuyarak sonlandırdı.

 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter