AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
CELAL KÖKSAL'LA "ANADOLU'DA İLKLER"

     Yıllarını Anadolumuzun varsıllıklarını tanıtmaya adayan, gönüllü rehberlik yapan Celal Köksal, her ayın son perşembesinde düzenlediğimiz "Dil-Ekin Söyleşileri"nin yirmincisinde, Atamızın Ankara'ya gelişinin 93. yıldönümüne denk gelen 27 Aralık 2012'de Hititler ve Ankara konulu "Anadolu'da 'İlk'ler" başlıklı ilgi çekici sunumuyla konuğumuz oldu. Celal Köksal, Hititlerle ilgili olarak şunları anlattı:
     "Alacahöyük'ün önemli bir özelliği, yapılan ilk Türk kazısı olmasıdır. Güneş kursu olarak adlandırılan semboller buluntuların en ilgincidir. Bu sembolde boğa, boynuzu üzerinde evreni taşır.
     Boğa, gök tanrısının simgesiydi. Güneş kurslarının ortasındaki boğa, geyik ve aslan türlerinde hayvanlar 'theriomorf' tanrıların sembolüdür. Alacahöyük’te çıkarılan bir kabartmada kral ve kraliçenin boğa heykeli önündeki saygı duruşu, gök tanrı ile ilintili olmalıdır. Bu sembol, Yunan mitolojisinde Zeus'un boğa kılığına girmesiyle de karşımıza çıkacaktır. Dünya, bir öküzün boynuzları üzerinde durur ve öküz başını sallayınca deprem olur.
     Hititleri, ilk olarak İÖ 2. binde Kültepe tabletlerinde ad olarak görüyoruz. Nereden geldikleri belli olmayan Hititler, Kuşşara adlı bir yere yerleştiler. İlk kral kabul edilen Pithana, Neşa‘yı ele geçirdi ve ilk birlik orda kuruldu. Pithana, oğlu Anitta’yı 'Merdiven Büyüğü' ilan ettikten bir süre sonra öldü.
     Anitta, Hattuş kentini ele geçirdi: ‘Hattuşa kenti açlıktan kırılınca tanrım Şiu, onu taht tanrıçası Halmaşuit’e teslim etti ve ben bir gecede onu güçle aldım ve kentin yerine yabani otlar ektim. Bundan sonra kim kral olur da Hattuşa’yı yeniden iskân ederse o, gökyüzünün Fırtına Tanrısı’nın lanetine uğrasın’ deyip yeniden Neşa'ya gitti ve Hitit devletini oradan yönetmeyi sürdürdü.
     Daha sonra gelen kral 2. Labarna yönetim merkezini yeniden Kuşşara'dan Hattuşa'ya getirdi ve adını Hattuşili olarak değiştirdi.

  

     Hititler, Anadolu'ya büyük olasılıkla Kafkasya üzerinden geldiler. Rusya’da kurgan denilen gömütlerde Hitit boğaları benzeri; Alacahöyük'te Eski Tunç çağına tarihlenen boğa ve geyik benzeri yapıtlar bulundu.
     Hititler, kendi ülkelerine ‘Hatti ülkesi’ diyorlar. Tunç Çağında Hatti ülkesi olarak adlandırılan bu ülkede Hitit dilinin yanı sıra Hattice diye bilinen bir dil daha vardı. Tabletlerde, törenlerde ‘Rahip Hattice konuşuyor’ diye yazılara rastlanır.
     ‘Sen orada keyfince gezip tozuyorsun. Bütün yük benim üzerimde, hemen geri dön!’ ‘Onların tadı tuzu yok’‚ ‘Bu işin tadı tuzu kalmadı’ tümceleri günümüzde de dillendirdiğimiz tümceler.

     Hitit dilinin Almancayla, Fransızcayla, Latinceyle, Yunancayla benzerlikleri var: ‘nu ninda-an ezzateni watar-ma ekkuteni.’ ‘genu’ Almanca ‘knie’, Latince ‘genu’; Hititçe ‘milit’, Fransızca ‘miel’, Yunanca ‘meli’; Hititçe ‘wiana’, Almanca ‘wein’, Latince ‘winum.’
     Yasa düzenleri gelişmiş, uygar bir anlayışı ortaya koyar: Örneğin hırsızlar çaldıklarını geri veriyor, cezasını da gümüşle ödüyorlardı. Köleler, cezanın yarısını ödüyorlardı. Öç değil, giderim (tazminat) benimsenmişti. Ceza suçluya veriliyordu, ailesi kesinlikle sorumlu tutulmuyordu. Cezaların kişiselliği ilkesini düşünmüşlerdi.
     Bir toprak bağışı belgesi üzerindeki mühür resminde Kral 1. Arnuvanda ile karısı Asmunikal’e ait bir baskıda, kraldan başka kraliçe adının da yer alması, kadının yönetimdeki yerini gösterir.
     Hitit dininde ağaçlar ve kayalar da tanrı simgesi olarak kabul edilip onlara tapınılırdı, korunurdu. Dağ, su ve ağaç çok önemli yer tutuyordu. Su daha önemliydi çünkü su, yeraltı dünyasına girişle bağlantılı kabul ediliyordu. Gök tanrı ile dağlar, daha doğrusu dağ tanrıları arasında sembolik bağ vardır. Aslında bunu ‘dağların gökkubbeyi taşıdığı’ inancıyla birlikte ele almak daha doğru olacaktır. Bu, daha sonra Yunan mitolojisinde göreceğimiz Atlas söylencesinin ilk şekli olmalıdır.
     Kral IV.Tuthalya, ‘Su kaynakları kutsaldır, geleceğin mirasıdır, korunması insanlık borcudur’ diye su başlarına yontu diktirir. (İvriz yontusu da bunlardan biridir.) ‘Su kaynaklarını kim kirletir, pislik bırakır, hayvan getirir kirletirse ölümle cezalandırılır’ diye yasa çıkarmıştır.
     İÖ 13. yüzyılda Mısır'la Kadeş Savaşı yapıldı. Sonradan yapılan antlaşma, tarihin bilinen ilk yazılı antlaşmasıdır. Savaşı Muvatali yaptı, antlaşmayı III. Hattuşili imzaladı.
     Tarihin ilk anayasası İngilizlerce (Magna Carta 1215) değil, Hititler tarafından yazıldı. Magna Carta’dan 2.700 yıl önce Hititler tarihin ilk anayasasını yaptılar.
     Hititler yeryüzünün ilk tekerkli yönetimidir, krallığıdır. Ne ki krallar bile yargılanıp ölümle cezalandırılabiliyordu. İlk siyasi birliği sağlayan uygarlıktır. İlk istihbarat çalışması yapan yönetimdir.

     Günümüzde NATO’nun 5. maddesi diye bilinen kuralı ilk Hitiler yaşama geçirdiler. Protokol düzeni, ilk Hititlerde görülür. Gusül abdesti Hititlerde vardır. Hazır giyim kullanılmıştır. (Keten elbise 30 şegel gümüş, mavi yün giysi 20 şegel, başörtüsü 1 şegel bedelle satılırdı.)
     İlk siyasi vasiyetname I. Hattuşili tarafından yazıldı. İlk tarih yazıcısı II. Murşili babasının edinimlerini, koyduğu kuralları, devlet yaşamının yıllık akışına kadar her şeyi yazdığı tarih yazıtlarında (annal) topladı.
     Ulaşım ve ticaret kağnılarla yapılıyordu, dört tekerlekli öküz arabaları özellikle eşek ve katırlarla çekiliyordu. Kağnı, bir Hitit aracıdır. Demiri biliyor ve demirden çeşitli alet ve mobilyalar yapıyorlardı. Perakende alışveriş aracı olarak gümüş, toptan alışverişler içinse altın çubuklar kullanılıyordu.
     Hititler, işgal ettikleri ülkelerin tanrılarını panteonlarına katıyorlardı. Bin tanrılı şehir adlandırması buradan gelir. Şiu adlı tanrı, Yunanca Zeus ve Latince ‘deus, dei’ sözcükleri ile aynı kökendendi.
     Tapınağa girenler abdest alıyor, kült salonunda tanrı yontusunun ya da altarının önünde hayvan kurban etme ve içki sunma (šipant) ve ekmek kırma (parš) ve diğer yiyecekler sunma ya da adorasyon sahnelerinde şarkı, müzik ve bazen dansla eşlik ediyorlardı. Tanrılar şerefine kadeh kaldırılır. İnsanlar, yaptıkları kötü işleri, rahiplere anlatırlar. (Günah çıkarma.)
     Tanrılar kısa etekli, tanrıçalar uzun pileli eteklidir. Üst kısımda uzun kollu bir bluz, bellerinde kemer var. Başlarında da fese benzeyen, folos denen başlıklar var. Başlığın yanına süslü taşlar takılırmış. Tepesinde ise sıra sıra altınlar bulunurmuş. Bugün de Çorum yöresinde aynı giysiler var.
     Ölü yıkama ve ölü yemeğinin en eski uygulamasının Hititlerde olduğu düşünülür.
     Hititleri Yakındoğudaki komşularından ayıran en önemli özellik, insan haklarına duyulan saygıdır. Onur kırıcı cezalar, Asurlulardaki acımasız yargılar, Hitit hukukunda yoktur. Onlardaki düşman vücutlarının parçalanması, yakılması, esirlerin kazıklara oturtulması ya da derilerinin yüzülmesi, kesilmiş insan kafalarından piramitlerin oluşturulması türünden davranışlar, Hitit ülkesinde yoktur.
     Kölelerin bile hakları güvence altında idi. Örneğin köleler özgür kadınlarla evlenebiliyorlar ve bu yüzden kadınlar özgürlüklerini kaybetmiyorlardı. Ancak kölenin başlık parası ödemesi zorunluydu. Böyle bir evlilik bozulduğunda, varlıklar ve çocuklar özgür vatandaşlar için öngörülen ilkelere göre paylaşılıyordu. Böylece varlık, kölelerin özgürlüğüne yol açıyordu.

     Doğulu ülkelerde, -hatta İbrahim Peygamber’in, kardeşi Sara ile evlendiği bu dönemde- sıkça rastlanan kardeş evliliği, Hititlerde ölüm cezası ile cezalandırılmıştır, yasaklanmıştır. Hatti ülkesinde erkek kardeş, kendi kız kardeşi ya da onların kız çocukları ile cinsel ilişkide bulunamaz. Bulunursa Hatti ülkesinde sağ kalamazdı. Bir anlamda kuzenlerin evlenmelerini bile yasaklamışlar.
     Hitit Ülkesi'nde kadın, saygın bir yere sahiptir. Kraliçelerin nerede ise krallar kadar haklara sahip olmalarından anlıyoruz ki Hititlerde erkek ve kadın eşitti. Harem yalnız kral sarayında vardı; halk arasında ise poligami geleneği yoktu. Kadın da boşama hakkına sahipti. Başlık parası vardı (kuşata-ivaru). Hititlerde nafaka da uygulanıyordu. Taliyana adlı kadına boşandığı kocası, her ay 5 kiloya yakın bakır, her kış başında da 3 metreye yakın yünlü kumaş vermek zorundaydı. Malların paylaşımı eşitti.
     Hattuşa'da kitaplıklarda, İÖ 3500 yıllarına ait, sekiz dilde yazılmış belgeler bulundu.
     Bir yılda 18 bayram (orak, harman, bağ bozma, uzaktakiler, yaşlılar, yıkanma, dağa götürme, yapı yapma, yakarma, tanrı anaları, ejder öldürme) kutluyorlardı. İnandıkları bin tanrıya ve bir o kadar da tanrı korkusuna karşın bu halk, ''Tanrı heykeline karşı içki içmek, tanrıyı içine almaktır'' diyecek kadar da bu dünyanın keyfini sürmüştür…
     Anadolu’da çeşitli adlar altında kutlanılan; örneğin Çorum’da çiğdem bayramı, doğuda Cicimama törenleri, Hititlerde “AN.TAH.SUMSAR” bayramıydı. Nevruz, belgelerle burnumuzun dibinde duruyor! En büyük tanrı Teşup, Fırtına Tanrısıdır. Fırtına Anadolu’da önemlidir.
     Hititler kendi ülkelerine Hatti ülkesi diyorlar. Yani kendilerini bu ülkenin yurttaşı sayıyorlar. Atatürk, bu uygarlığa kendi uygarlığımızın bir parçası olarak sahip çıktığı için, Ankara’nın simgesini Hatti Güneş Kursu olarak aldı; yani Anadolu siyasi birliğinin başşehri olan Hatuşaş’ı tapusuna geçirdi. Hititlere göndermeyle Etibank’ı, Sümerlere göndermeyle de Sümerbank’ı kurdurdu.
     Günümüzde ise Etibank, Sümerbank ve (Eti Maden kuruluşu ve Sümer Holding) satılarak ortadan kaldırıldı. Kimsenin sesi çıkmadı. Bunu izleyen ilk birkaç yıl sonra Avrupa ülkeleri, 'Anadolu’nun sakinleri Avrupalıdır, özünde bir Avrupa uygarlığıdır, Türkler bu uygarlığın üstüne oturmuşlardır, işgalcidirler' demeye başladılar.
     Kendi ayağına balta vuran böyle bir başka ülke görülmemiştir!"
     Celal Köksal’a yoğun katılımla izlenen konuşması, ardından da bağlamasıyla sunduğu dinletisi için içtenlikle teşekkür ederiz.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter