AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Bir Dilseverin Seslenişi: "Dilimiz"

Tamay Açıkel, Adapazarı'nda yayımlanan Bizim Sakarya gazetesinin köşeyazarı. Okulların açıldığı günlerde, 3 Eylül 2009'da gazetede yayımlanan "Dilimiz" başlıklı yazısını Dil Derneği üyeleriyle paylaşmak dileğiyle bize gönderdi.
      Sayın Tamay Açıkel'in duyarlı tepkisine teşekkür ediyor, yazısını aşağıda yayımlıyoruz.


DİLİMİZ

      Okulların açılmasına ne kaldı!
      Heyecansız, yeniliksiz, alışılmış hazırlıklarla başlayacak yine, yeni öğretim yılı…
      Eğitim, öğretim ne yazık ki sınava hazırlanmaya, sınav kazanmaya indirgendi… Tamamen bireyci, sağlıksız, sonsuz bir yarışa.
      Bugün açıklanan TOEFL sonuç değerlendirmesine göre Avrupa'da sondan ikinci, dünyada da 161 ülke arasında 93'üncü olmuşuz.
      Uluslararası bir sınav bu. İngilizce düzeyinizi ölçüyor. İngilizce eğitim veren okullara öğrenci kabul ederken ve iş başvurularında geçerli bir ölçüt.
      Okullar açılıyor yakında… Anadilini doğru dürüst öğrenemeyen, daha kötüsü, bile bile bozan bir gençlik için kaygılanmıyor muyuz? Yabancı dili de yarım yamalak olacak bu kuşağın, gayet normal… Dünyayı, doğayı; insanı, insanlığı düşünüp tartması, algılaması da…
      Telaşlanmıyor muyuz?
      Feyza Hepçilingirler, "Dili, temizlesinler diye, kirletenlere bırakamayız. Temizledikleri iddiasında bulunanlara bile bırakamayız hatta. Dil biziz çünkü. Kendimize gösterdiğimiz ya da gösterilmesini hak ettiğimize inandığımız saygıyı dilimizden esirgeyemeyiz" diyor.
      Yapay bir güzellik yaratmak değil, onda var olan güzelliği keşfetmek, ortaya çıkartmak olmalı işimiz, görevimiz. Bir de dışarıdan gelen saldırıları, küçük büyük demeden püskürtmek!.. Dilimizde kesin bir karşılığı varken yabancı sözcük kullanmaya özenmemek, özendirmemek…
      Tam 60 yıl önce, dilbilimcimiz Suat Yakup Baydur da şöyle diyor: "Camide Arapça dinleyen bir Türk düşünün: Kendisini anlamadığı sözlerin büyüsüne kaptırmış koyuvermiştir; Arapçasını dinlediği o şeylerin Türkçeye çevrilmişini okumaya başlarsanız derin bir uykudan uyanır gibi kendine geliverir. Birçoklarımızın yabancı dillere ve kelimelere karşı duyduğu hayranlıkta bu tür bir büyünün büyük payı vardır."
      Yazar, İngilizceden, Fransızcadan, Arapçadan örnekler veriyor… Ve o kullanmaya bayıldığımız yabancı sözcüklerin büyüsünü çözüyor. Ancak bunun, uzun çalışmalarla ulaşılacak bir bilgi birikimini gerektirdiğini, oysa anadilimizin sözcüklerinin bizim için az çok saydam olduğunu, onların içini görebileceğimizi, yapısını sezebileceğimizi söylüyor ve yazısını şöyle bitiriyor:
      "Her ulus dilini işleyerek kendine gerekli kavramları, adları yaratmıştır. Biz de artık mal bulmuş Mağribi gibi yabancı kelimelere saldırmayalım, ‘buna Türkçe ne denebilir, Türkçesi nedir?’ diye düşünmekten korkmayalım…"(Ulus/1949- Büyü ile Gerçek)
      Ah ah!.. Ya bilgisiz, özensiz çevirmenlerin Türkçede yeri olmayan, Amerikan İngilizcesinden birtakım deyişleri, vurguları basın yayın yoluyla dilimize bulaştırmalarına ne demeli? 60 yıl önce hiç olmazsa bu yoktu. Üstelik veba hızıyla yayılıyor ve ne yazık ki yanlış doğruyu götürüyor!
      Nasıl bu kadar çabuk benimseniyor, anlamıyorum!
      Anlamıyorum dedim de çarpıcı bir örnek geldi aklıma… Kimse kusura bakmasın ama!..
      Bugüne kadar yokmuş da eksikliği duyuluyormuş gibi pek sık kullanıyor herkes şu aralar… Dedim ya, alınmasın kimse:
      Eskiden insanlar, kendilerine açıklanan ya da öğretilen bir şeyi anladıklarında, "hıı, evet anladım" falan derlerdi. Siz bir şeyden söz ediyorsunuz diyelim; karşınızdaki kişi, bazen "hıı…", bazen "evet…" diyerek sizi dinlediğini belli ederdi. Şimdi öyle değil. Şimdi "anladım" diyor! Hem de peş peşe… Böylece boşu boşuna bir "anladım"dır gidiyor!.. Sıradan bir konuşmanın anlaşılmaması asla söz konusu değilken "anladın mı?" diye sormayacağıma göre, ben böyle bir yanıt beklemem ki karşımdan. Eminim siz de beklemezsiniz.
      Atasözlerini, deyimleri bozmak kadar rahatsız edici buluyorum bu çeviri Türkçesini…
      Atasözü bozmaya da bir örnek verelim, yeri gelmişken:
      "Kol kırılır yen içinde" diye bilir, böyle söylerdik; biçimi de anlamı da çok güzeldi. Tansu Çiller bir kez yanlış kullandı, ondan sonra herkes öyle söyleyip yazmaya başladı: "Kol kırılır, yen içinde kalır!"
      Atasözleri kalıplaşmış sözlerdir. Dilimizin özleştirilmesi çalışmalarının öncülerinden Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nde bu kuralı şöyle açıklar:
      "Her atasözü, belli bir kalıp içinde, belli sözcüklerle söylenmiş olan donmuş bir biçimdir. Sözcükler değiştirilip yerlerine –aynı anlamda da olsa- başka sözcükler konulamayacağı gibi sözdiziminin biçimi de bozulamaz. Böyle değiştirmeler yapılsa ortaya çıkan söz -anlam değişmese dahi- atalarsözü diye anılmaz. Örneğin 'Çalma elin kapısını, çalarlar kapını' sözü de değiştirilerek 'Elin kapısını çalma, kapını çalarlar' biçiminde söylenemez."
      Yani canınız uyak (kafiye) istedi diye bir atasözünü değiştiremezsiniz. Ünlü biriyseniz, hele başbakansanız çok daha fazla dikkat edeceksiniz. Etmezseniz, yaptığınız yanlış böyle örnek gösterilir işte, yıllar geçse bile.
      Ne dili başıboş bırakabiliriz ne gençliği… Çünkü ikisi de bizim geleceğimiz.
      Tamay Açıkel
 

Bizim Sakarya gazetesinin bilgisunar adresi: www.bizimsakarya.com.tr

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter