AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Mart 2006
DİLİMİZ DÖNDÜĞÜNCE

Gözünüz sayfamıza düştüğüne göre, dileriz yolunuz yolumuzla, sözünüz sözümüzle de kesişir. Bizim yolumuz belli. Usun öncülüğünde, bilimin ve sanatın aydınlattığı bir yol. Öncümüz Mustafa Kemal Atatürk… Sözümüz de belli. Mustafa Kemal’in sözü kulağımızda.

“Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk ulusu, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Mustafa Kemal’den aldığımız güçle “ussal, yeni, ileri, çağdaş, bilimsel, sanatsal…” verilere tutunarak ulusal ve evrensel değerleri harmanlamaya bakıyoruz. Amacımız, Türk Devrimine emek vermek… Bizler, Kurtuluş Savaşıyla yurdunu, Türk Devrimiyle de halkını yayılmacıların oyunlarından ve bilgisizlikten kurtaran Mustafa Kemallerin ardılları olarak adımlarımızı daha büyük, korkusuzca atmayı bir zorunluluk sayıyoruz. Yakınmak, yılmak, bıkıp usanmak hiç işimiz değil; yakınanlardan yakınıyoruz yalnızca. Ne ki haklı ve ussal sorulara da duyarsız kalamayız.

“Eyvah, Türkçe elden gidiyor… Televizyonlar, radyolar niçin bu denli duyarsız? TV’lerde “Gelicam, yapicanız... Ne diyon gız? Canlı peformansını göster hadi…” diyenleri kimse duymuyor mu? Ya o tabelalar? Yiyecek içecek adları? Giysilerimiz? Kendi ürününe Türk Malı yerine “Made in Turkey” yazmak, nasıl adlandırılabilir?

Türkçe yıllardır sözcük sözcük çiğneniyor; ulusal kimliğin ayaklar altına alınmasını onur sorunu yapmak, niçin tutuculuk sayılıyor? Çocuk ve gençlerimize Türkçe adına neler öğretiliyor? Yabancı dille öğretim yerine, herkes için sağlıklı yabancı dil öğretimini örgütlemek bu denli zor mu? Duydunuz mu, ilköğretimde abece “e”den başlatılıyormuş; adı “Elif” olan kızları örnek göstererek, minicik çocuklara “Bu harfe elif de denir çocuklar diyen, öğretmenler varmış…

Bir yanda bunlar ve daha niceleri, öte yanda tepeden tırnağa anlaşma zorluğu yaşamanın sıkıntıları… Her geçen gün dil sorunları büyüyor.

Ülkeyi yönetenleri, yönetilenler şaşkınlıkla izliyor. Basın yayın organları “Halk bunu istiyor” diyerek adı, içeriği tartışılabilir izlencelerini haklı göstermeye çalışıyor. Gençler, büyük bir düş kırıklığı içinde terk edilmişlik duygusuyla savruluyor; toplumun dil bilinci yara üstüne yara alıyor.

Biliyorum, bu satırlar kimi okurlarımızı kızdıracak… Bilmediğimiz bir şey söyleyin diyen de olacak; toplumu karamsar yapmakla suçlayan da…

Alıştık bu tür tepkilere… Sorunların üstünü örtüp sığ sularda gezinenlere alıştık. Suçlamanın; belgesiz, dayanaksız her sözün “düşünce özgürlüğü” adına tartışılmasına, bu tavrın aydın sorumluluğuyla açıklanmasına da alıştık.

“Tesettür, ulema, takıyye…” gibi eski sözcüklerin diriltilmesine, “garip gureba” gibi bugün için anlamsız ikilemelere; her olayın, durumun “hayırlara vesile olması”na, her sözün “inşallah”la başlayıp bitmesine alıştırıldık.  “Günaydın”ı tatile çıkardık; “selamünaleyküm”le yetinmeyip “selam’s” sunuyor, “hello” ile esenleşiyoruz. “Hoşça kal”ı zayıf buluyor kimileri, “İyi günler! İyi geceler!” küçümseniyor… “Allaha emanet ol”uyoruz, “Hayırlı günler”le, “Baybay”la esenliyoruz herkesi… Yakında teyzeler, halalar, yengeler, dayılar, amcalar tek sözcükle anılacak. Bütün yeğenler “kuzen/kuzin” olmadı mı? Bütün iletişim “Oldu! Tamam”la başlayıp bitmiyor mu? Telefonda “Size geri döneceğim” diyen mi ararsınız, çay, kahve içmeyi bırakıp “alan”lar mı? Çorbalar yeniyor, fasulyeler soyuluyor.

Tamam! Kızmayın… İçinizi kararttım. Amaaaa…“Kirlenmek güzeldir”e kızmıyorsanız; çocuklarınıza “büyümix” içiriyorsanız; adı tadı yabancı olan hiçbir şeye tepki göstermiyorsanız… Çocuklarınıza verilen kitapları karıştırmıyorsanız… Yabancı dille öğretime tepki vermiyorsanız… “Gayri safi milli hasıla … dolar” diyenleri kuzu kuzu dinliyorsanız… “Garip gureba”nın içinden geldiğini söyleyenler “batıl batı”yı komşu kapısından yakın kılmışken, “garip gureba” kalmayı… Televizyonların, gazetelerin vurdumduymazlığını…  Bütün bunları… “Bana ne? Ben mi düzelteceğim…” tavrıyla içinize sindiriyorsanız…

Söyleyin, içinizi karartan biz miyiz? Dilimiz döndüğünce anlatıyoruz işte, sıkıntıları da sevinçleri de… Bu satırlar kızdırdıysa sizi, öfkenizi yönelteceğiniz adres (adresler) belli…

Dil Derneği olarak “Türkçesi varken!” dedik, yansıması biraz zaman aldı; ama iyi oldu. Bir kez daha “Haydi!” diyoruz.

Adı tadı yabancı olan, yabancıya özenilerek uydurulan ne varsa, gelin örgütlü biçimde tepki verelim. Biz hazırız!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter