AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Haziran 2006
DİL BİLİNCİMİZ AŞINIYOR

            “Bilinç Aşınması Ne Zaman Hızlandı?”

            Yıllardır “Migros” adını içimize sindirememişken büyük işadamlarımız, saygın girişimcilerimiz Ankara’nın Akköprü semtindeki “Migros”un adını “Ankamall” yapmaya karar vermişlerdi. “Sermaye” karar vermesin bir kez… Karar uygulandı. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de büyük alışveriş merkezinin açılışını yaptı. Sayın Demirel’in, bu ada tepki göstereceğini düşünenler, büyük bir düş kırıklığı yaşadı.

            Sayın Demirel 60’lı, 70’li yıllarda özleşen Türkçeyi “uydurukça” sayan başbakandı; bu yıllarda kurduğu hükümetlerin Milli Eğitim Bakanları da Türkçe sözcükleri yasaklamak, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nu kapatmaya çalışmakla tanınıyordu. 1977’de kurulan Milliyetçi Cephe Hükümetinin programında özleşen Türkçeye bakış, Türk İslam sentezi penceresindendi. “Olanak, olasılık, yanıt…” diyen memurun canına okunuyor; insanlar kullandıkları dile göre mimleniyordu. Ulusal kimliğin tanımında “din” öğesi baskın olmaya başlamıştı. İktidar “milliyetçi muhafazakâr”dı. Bu nasıl bir “milliyetçilik”se, Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimiyle kazanılan sözcüklere, terimlere düşmandı. Yabancı adlandırma o dönemde hızlandı; çünkü serbest ekonominin “özgür” girişimleri için “sağ selbes”ti. Bu serbestlik doğallıkla dile de yansıdı. Ancak bu durum bir çelişkiyi de içinde barındırıyordu: “Milliyetçi muhafazakâr” girişimciler eski dille konuşmayı, araya yabancı sözcük serpiştirmeyi seviyor, her fırsatta yüzde 99’u Müslüman ülkeden söz ediyor; nedense ürünlerine Arapça ya da Farsça değil de İngilizce ad koymayı yeğliyorlardı.

            İşyerinizin Adı Niye Yabancı?

            “İşyerinizin adı niye yabancı?” diye sorduklarımız, “Elhamdülillah Türk ve Müslüman”dı. Yoksa biz “AB karşıtı mıydık, küreselleşmeden haberimiz yok muydu?” Ülke gelişiyordu; şekerine çöreğine yabancı ad koymanın ne sakıncası vardı? Ürünlerimiz dünyayı dolaşıyor; biz Türkçe diyerek “tutuculuk” yapıyorduk. Ne yani, yabancılara hizmet verilmeyecek miydi? “Red Shoes”un sahibi, yılda kaç yabancıya ayakkabı satıyordu? Burası bizi ilgilendirmezdi. İlgilendirmezdi; çünkü kendi ülkemizde konuktuk.

            “Milliyetçi muhafazakâr” iktidarlar Türkçeyi hiç sevmediler. Bu sevgisizlik eğitimin özüne yansıtılıp Türkçeyi sevenler cezalandırılınca, dile güvensizlik büyüdü. Yabancı dil öğrenemeyen, işyerine, ürününe yabancı ad veremeyen, büyük küçük herkes işsiz aşsız kalacağına inandı. Ürününe, işyerine yabancı ad verenler de satışın arttığını ileri sürmeye başladı. Oysa adı “yabancı”, orta ölçekli dükkânları ertesi yıl yerinde bulamıyorduk. Otellerin neredeyse hepsinin adı yabancıydı; ama yıllardır beklenen “turist patlaması” bir türlü gerçekleşmiyordu. Küreselleşmenin küresi hızlı dönüyor, bir yanı hızla yeşerip öte yanı ağır ağır pembeleşen sermayeye tutunamayanlar yerle bir oluyordu. Ayrımında değildik; küreselleşmenin, yönünü ve hızını iyi saptayamadığımız küresi, dilimizi de içimizi de eziyordu. Sonunda yabancı hayranları, kendi toplumlarına ne denli yabancılaştıklarını, bu yabancılaşmanın bütün topluma zarar verdiğini göremeyecek duruma geldiler.

            Örnekler bilinç aşınmasının en acı kanıtları değil mi?

 Sağ Olsunlar, Dile “Yeni” Sözcük Kazandırıyorlarmış!

“Ankamall” adı, bir yıllık yoğun çalışmanın ürünüymüş… “Anka”, Ankara’nın en anlamlı kısaltmasıymış… Arapça ya da Farsça bir sözcük seçmek yerine, uluslararası “mall” ile ne güzel bir sözcük türetilmiş… Şu sözcük türetme yeteneğine bakın… Alışveriş merkezinin sahipleri, işyerine, aile adı mı koysalarmış… Türk girişimcinin ulusal kimliğimiz olan dile bakışını yansıtan “Ankamall”ın sonu “moll” diye okunuyor! Hayır, “mal” diye okuyanlar da var… Şimdi ne olacak? Genç satıcı dükkânına “Pabuçisko” demiş ne olmuş... “Pabuç Türkçe, isko İspanyolca…” Ayıp ve yasak değil, olabilirdi de ama İspanyollarla en küçük bağı yok, “Elhamdülillah Türk!”

            Yüzlerce kez yazdık, konuştuk… Kampanyalar düzenledik, binlerce imza topladık… Sağır duvarlara çarpıyor hepsi. Dil bilinci aşınanlar güçlü, dil sevgisi gittikçe büyüyenler güçsüz… Böyle sanılıyor. Dil bilinci aşınanlar, öfkenin giderek büyüdüğünü, dil duyarlığının gittikçe yükseldiğini göremiyorlar. Görmek istemiyorlar… İşin ilginç yanı,  adı yabancı da olsa, bir tek işyeri olanlar, ekmek teknesinin kuruduğunun ayrımında değil. Holdingler “tower”lar içinde… “Center”lar, “plaza”lar ışıl ışıl… “Showroom”lar göz alıcı… Ne ki yaldızları doğal değil. Sonradan olma… Şimdilik, yükselen dil duyarlığını, tepkili sesleri duymadan gönül rahatlığı içinde yaşıyorlar. Ya iki gözü, “tek” ekmek teknesinde olanlar…

            Bilindik sözdür; böyle gelmiş böyle gitmez… Hiçbir olumsuzluk, hiçbir karanlık sonsuza dek sürmemiş… Süremez… Zaman alır belki; ama sürmez… Sürmemeli…

Adı yabancı olan yerden yiyecek giyecek almazsak ne olur? Aç ya da açık mı kalırız? Siz hiç, adı yabancı yerde kebap yemediği, adı yabancı olan tatlı, şeker almadığı için öleni duydunuz mu?

            Ne Yapmalı, Nasıl Etmeli?

Büyük alışveriş merkezlerinin, yeme, içme, konaklama yerlerinin sahipleri: Ülke yaşamına katkınızı, gelin Türkçeyle düşünerek pekiştirin! Türkçe adlandırmaya örnek, yaşanacak ulusal coşkuya öncü olun! İlköğretim okullarında bile Türkçeyi kurtarma öbekleri kuruldu; çocuklarımız da mutsuz, karamsar… Çocuklarımızın sesini duyun, halka kulak verin! Eskisinin yerine asacağınız Türkçe tabelalar, geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın Türkçeye  güvenini pekiştirecek!

 Dostlar, arkadaşlar, hiçbirimizin Türkçenin kurallarını bozma yetkisi yok! Adlandırmada “x,q,w”yi kullanarak Anayasayla korunan Devrim Yasalarını çiğnediğinizin ayrımında değil misiniz? Ey cumhuriyet savcıları, bizi duyuyor musunuz? Biz yasalara uymak, siz de uymayanı uyarmakla yükümlü değil misiniz?

 Basın yayın organlarının saygın sahipleri, saygın yöneticileri: Gazetelerinizin, dergilerinizin, televizyon ve radyolarınızın dil özensizliği, toplumun dil bilincini köreltiyor. Her şey halk içinse, inanın, halk bu türlüsünü istemiyor. Televizyon ve radyolardaki türlü izlenceler, gazete ve dergilerdeki yazılar, haberler, doğru ve etkileyici bir dille sunulmalıdır. Kimi eğlence, yarışma izlencelerinde, kimi dizilerde sıklaşan yerel dil kullanımı, ortak dile büyük zarar vermektedir. Sizden beklentimiz, kurumsal adlarınız, adreslerinizi düşünmekten başlayarak, toplumu bilgilendirme, eğlendirme işlevinizi doğru, etkileyici Türkçe ile yerine getirmenizdir!

            Üç Beyaz Tutkumuzu Diriltmeliyiz!

            Dünyanın hiçbir yerinde “arı” dil yoktur. Kültürel, uygulayımbilimsel alışverişler doğaldır; bu alışverişler sözcük alışverişini de kaçınılmaz kılar. Ancak hiçbir ülke, bizim gibi kapılarını yabancıya, yabancı sözcüklere ardına dek açmamıştır. Hangi ülke, hangi AB ülkesi, kendi işçisinin, işadamının, sanatçısının, girişimcisinin emeğine “Türkçe ad” koyarak bize sunuyor? Başkentinin adını bozarak, arkasına yabancı ek ya da sözcük getirerek alışveriş merkezleri açan ülke var mıdır? Anadolu’yu “Anatolia”, Ankara’yı “Angora”, Türkü “Turc, Turca” yapmak; Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları arasındaki güzellik yarışmasında, dal boylu kızların boynuna “Miss Turkey” asmak, nasıl bir duygudur?

            Yokluk, yoksunluk içinde görkemli bir Kurtuluş Savaşı veren bu ulus, cumhuriyetin ilk yıllarında bezini kendi pamuğundan dokuduğu, ekmeğini kendi buğdayından yoğurduğu, şekerini kendi pancarından yaptığı için, Osmanlının borçlarını da ödemiş; yayılmacıların karşısında dimdik durmayı başarmış, aşağılık duygusu taşımamıştı. Ya şimdi? Doğmadık bebeler borç altında! Üstelik bu bilinç aşınmışlığı sürerse, dünyaya gözünü açacak bebeler, “Hello!” ile karşılanacak. Hayır, böyle düşünmek bile korkutucu! Yine başaracağız. Atatürk’ün manevi mirası olan “akla ve bilime” sarılarak dirilteceğimiz ulusallık bilinciyle, ulusal ve evrensel değerleri bilgiyle büyütüp sanatla parlatarak dilimizin kurtuluş savaşından utkuyla çıkacağız! İnancımız, kökenimiz, dünya görüşümüz ne olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olarak, öncelikle eğitimde, sağlıkta, hak aramada ortak dille anlaşmak zorundayız. Bu dil, Türkçedir!

            Kendimizce derinleştirdiğimiz bireysel mutsuzluktan, karamsarlıktan arınalım; tepkimizi örgütlü biçimde yükseltelim. Dil Derneği’ne destek olarak, maddi manevi açıdan güçlenmesini sağlayarak, Kuvayımilliyeciler gibi tek yürek olalım.

            Uzattığımız eli tutun; çünkü bir elin sesi çıkmaz…

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter