AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Eylül 2006
74. DİL BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!

            Her yıl olduğu gibi bu 26 Eylülde de Dil Bayramını kutlayacağız. Hani, 1950’den sonra siyasal erki sahiplenenlerin, sözde akademisyenlerin, sözde yazarların, Türk Devrimini sevmeyenlerin hiç anımsamak istemedikleri Dil Bayramını…

Söze böyle başlamak istemezdik. Örneğin 74. Dil Bayramının, 26 Eylül 2006’da bütün okullarla, bütün kitle iletişim araçlarıyla, bütün bilimci ve sanatçılarla, elbette halkın bütünüyle kutlanacağına ilişkin sevincimizi paylaşmak, coşkumuzu dillendirmek isterdik.

Olmuyor… Olmuyor… Niçin?

Bu soruyu en çok gençler soruyor. Onların başka soruları da var… Yanıtlarsak, “Toplumda dil ayrılığı yarattığımızı” öne sürenlerin çatlak sesleri duyuluyor; susarsak kendimize, ülkemize, Türk Devrimine saygısızlık edeceğimize inanıyoruz.

Kuşkusuz susmayacağız!

Niçin susmayacağız?

Mustafa Kemal’in “manevi mirası” olan “akıl ve bilim”den başka doğru, başka gerçek tanımadığımız için… Dün susmadık, bugün susmayacağız; yarın da susmayacak olan kuşaklara öncülük edeceğiz… Susmayacağız!

Tıpkı öncüllerimiz gibi… Mustafa Kemaller, Samih Rıfatlar, Celal Sahirler, Ruşen Eşrefler, Ömer Asım Aksoylar gibi, Nurullah Ataçlar, Agâh Sırrılar… ve onlarca devrimci yaşam boyu susmadı, şimdi de yürekli, bilime ve Türkçeye saygılı devrimciler susmuyor…Evet!..  Susmayacağız!

Dil Devriminin anlam ve önemini anlatmak, devrim bilincini gelecek kuşaklara aktarmak için aklın yol göstericiliğinde, bilimin ışığında yürümeyi sürdüreceğiz. Bireysel yitiklerimiz olabilir; ama toplumsal kazançlarımız her şeyin önünde, her şeyin üstünde.

 Dil Devrimi niçin yapılmıştı? Ulusun dil bilincini kökleştirmek için… Türkçenin bilim ve sanat dili olduğunu kanıtlamak için… Özgür düşünceli bir toplum yaratmak için… Özgürce düşünen bir toplumun kendi diliyle yaratıcılığını sergilemesi, düşünce üretmesi, sorması, sorgulaması için…

Dil Devrimine niçin karşı çıkıldı; niçin hâlâ karşı çıkılıyor?

İşte bu soruların yanıtı, salt Dil Devrimiyle sınırlı değil!..

Laiklik, niçin bir türlü sindirilemiyor; niçin saçma sapan tanımlanıyor? Laik öğretim dizgelerini yok etme çabaları niye sürüyor? Atatürk ve ilkeleri, bağımsızlık savaşımız, Lozan Antlaşması vb. niçin abuk sabuk tartışmalarla yaralanıyor? Kadınlarımız, çocuklarımız niçin bilimsel bilginin dışına taşınıyor? Kendini “milliyetçi muhafazakâr” ya da “demokrat muhafazakâr” diye tanımlayanlar, niçin bu tanımları “Atatürkçülük”le bağdaştıramıyor; niçin kimi yazarlar, sözde akademisyenler basın yayında, sınıflarda “Kemalist” olmamakla övünüyor? Yayılmacıların Türk Devrimiyle hesaplaşan buyrukları niçin Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin önüne geçiyor; yeraltı ve üstü zenginliklerimiz niçin bölük bölük satılıyor?

Atatürk’ün vasiyetnamesi niçin çiğnendi? Kurumları niçin kapatıldı?

Bu sorulara dürüstçe yanıt verebilen ya da bu soruların doğru yanıtını arayan herkes, Dil Devrimine niçin karşı çıkıldığını da biliyor ya da aklını, belge ve bilgileri kullanarak bulacak demektir. Bu karşı çıkışın adı, karşıdevrimdir. Karşıdevrimin, 1950’den bu yana bu soruların yanıtını bilenleri susturma; yanıt arayanları korkutma, sindirme çabalarını da sürdürmektedir.

Bunları biz uydurmuyoruz; belgeler, bilgiler ortadadır. Ancak 1950’den bu yana eğitim dizgelerinden Atatürk ilke ve devrimleri silinmeye çalışıldığı, araştırıp soruşturan aydınların ensesinde boza pişirildiği, özellikle gençlerimiz sindirildiği için Atatürkçü düşünce, devrim coşkusu yara almıştır.

*

26 Eylül 1932 ilk Türk Dil Kurultayının, Dolmabahçe Sarayında toplandığı gündür. Bu kurultay, Atatürk’ün öncülüğüyle 12 Temmuz 1932’de kurulan Türk Dil Kurumu’nun çalışma kurullarını, konularını belirlemek için toplanmış ve kurultaya verilen bir önerge ile “Dil Bayramı” olarak kutlanması kararlaştırılmıştır.

Atatürk 9 gün süren kurultayı başından sonuna dek izlemiş, ölümüne değin de dil çalışmalarının yalnızca izleyicisi olarak kalmamış, tam içinde olmuştur.

Bu ilk kurultayda Atatürk’e övgü düzenlerden kimisi, örneğin Fuat Köprülü ve başkaları, Atatürk’ün ölümünden sonra Dil Devriminin olduğu gibi Türk Devriminin de karşısına geçmişlerdir. Köprülü, 26 Eylülü “Türk rönesansının başlangıcı” ilan etmişken, 1950’de Demokrat Partiden milletvekili olunca, bu sözlerini yadsıyarak devrimin akışını değiştirmek isteyenler arasında yer almıştır.

Çok örnek vardır; dün kalabalık önünde söylediğini bugün başka kalabalıklar önünde yadsıyan çoktur. Sorun, bu kişilerin ikiyüzlülüğünün yüzlerine vurulamamasıdır. Ne yazık ki bu toplumsal zayıflık, bugün de sürmektedir.

Türkiye, 1950’den bu yana bu ikiyüzlülüğün bedelini ödemektedir. İşine gelince Atatürkçü olan, gelmeyince Atatürk’ü açıkça yeremediği için devrimlere saldıranlar, ne yazık ki ya iktidar olmuş, ya da iktidarlardan destek almışlardır.

İşte bu nedenle Dil Bayramları ulusça ve coşkuyla kutlanamamaktadır. Karşıdevrim, Atatürk’ün ulusa armağan ettiği değerleri, ilkeleri tersyüz etmek için aklı, bilimi, sanatı yadsıyan türlü yollar bulmaktan geri durmamıştır. Örneğin Atatürk’ün öncüsü olduğu Dil Bayramını reddedenler, kültür tarihimiz için önemli bir çıkış olduğunu yadsıyamayacağımız Karamanoğlu Mehmet Beyin ünlü fermanını söylediği tarihi anımsayarak, 1960’larda birdenbire yeni bir “dil bayramı” yaratmışlardır. Mehmet Beyin fermanı, “Bundan böyle her yerde Türkçe konuşulacaktır” anlamı taşır; Mustafa Kemal ne yapmıştır? Mehmet Beyin 1200’lerde yaktığı Türkçe ateşini, 1932’de Mustafa Kemal parlatmıştır. Ancak 1960’lardan bu yana, Karaman’a doluşan devletin üst düzey temsilcileri bu gerçeği dillendirmezler. Bunun iki nedeni vardır; bilgi yetersizliği ve art niyetli oluş…  1950’den bu yana her 26 Eylülde devlet büyükleri ya suskun kalmakta, ya da içtenliksiz iletilerle günü kurtarma yolunu seçmektedirler.

Mehmet Beyin fermanının ömrü ne kadar sürmüştür? Bunun için Osmanlı İmparatorluğunun son döneminde aydınların dil tartışmalarını okumak, dil sorunlarıyla ne denli bunaldıklarını anlamak yeterlidir. Mehmet Bey bu fermanıyla Arapça ve Farsçanın saldırısına uğrayan Türkçeye sahip çıkmış; bir bakıma Türkçenin zamanla ne duruma geleceğini o günden görmüştür. Ama bizim Osmanlıcayı Türkçeden çok seven sözde milliyetçilerimiz, bu gerçeği anlamak istemezler. Bilgisizlikleri ve art niyetli oluşları buradan bellidir. Bu ikiyüzlülerin, Türkçeye yiğitçe sahip çıkan Karamanoğlu Mehmet Beyi olduğu gibi, Türkçenin bilim sanat dili olması için yolu açan Mustafa Kemal’i de ağızlarına alma hakkı yoktur aslında.

Biz Karamanoğlu Mehmet Beyle Mustafa Kemal’in dil sevgisinin özdeş olduğuna inanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’ten önceki geçmişini tarihsel, kültürel değerlerimiz olarak görüyoruz. Cumhuriyetle başlayan devrimler, tüm yenilikler, karşıdevrimcilerin söylediği gibi geçmişi silmek için değil, köklü bir tarihi, zengin bir dili olan Türk ulusunun çağdaş dünya içinde kendi değerleriyle yer alması için yapılmıştır. Türk Devrimi bize olumsuzluklardan ders çıkarma, akılcı, bilimsel sanatsal ve halk için olan her şeyi çoğaltma bilinci vermiştir.

Bunun için de tek aracımız dildir. Dil Devrimi bu nedenle önemlidir, Dil Bayramı bu nedenle özel bir gündür.

Türk Devrimini tersine çevirmeye, Dil Devrimini yadsımaya çalışanlar aslında sınıfta kalmıştır. Şimdiki karşıdevrimcilerin 40-50 yıl önce Türkçe sözcüklere savaş açan ağa babaları da onların ardılları da Türkçenin gücü, Dil Devriminin başarısı karşısında yenik düşmüştür. Dil Devrimi geçmişle ya da dinle bağları koparan, kuşaklar arası kopukluk yaratan, “maksatlı” bir eylemmiş de… Artık sözcük yasaklayabiliyorlar mı? Denesinler de görelim… Devrimle kazanılan sözcükler olmadan “ulusa sesleniş” yapabilirler mi? Hangi Osmanlıca ile seslenecekler… 1970’lerde Türkçe sözcüklerle alay eden, sözcük yasaklatan eski başbakanlardan biri, bugün eli cebinde kanal kanal dolaşıp yasaklattığı sözcüklerle “demokrasi dersi” vermiyor mu? Türkçe bu kendini yadsıyanı nasıl da hizaya getiriyor… Devrim karşıtı sözde akademisyenler, sözde yazarlar nece konuşuyor? O savundukları eski dille ne çamlar devirdiklerini Ömer Asım Aksoylar kanıtlamadı mı? Şimdi de gülünç olmuyorlar mı?

26 Eylül 2006’da da birtakım resmi kurumların gençlikten, halktan kopuk göstermelik bayram törenleri düzenleyeceğini, salonu dolduran devlet görevlilerine göstermelik iletiler verileceğini biliyoruz.

Bugün çok işimiz olduğunu; ülkeyi de Türkçeyi de aynı tehlikelerin kuşattığını da biliyoruz.

74. Dil Bayramının bu nedenle sıradan bir günmüş gibi algılanmamasını diliyoruz. 74. Dil Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak dili, ulusal kimliği olan Türkçeye Mustafa Kemal gibi sahip çıkma günü olarak algılanmalı ve öyle kutlanmalı.

Ne iyi ki cumhuriyet üniversitelerinde, her aşamadaki okulda, kurum ve kuruluşta geçmişten ders çıkarmayı bilen, geleceğe yönelik olarak Mustafa Kemal’in “akıl ve bilimi” öngören ilkelerine sımsıkı tutunan aydınlarımız var!

Dil Derneği’nin öncülüğünde kutlanacak 74. Dil Bayramına üniversite rektörlerinin ve gençlerin omuz vermesi geleceğe ilişkin umutlarımızı çoğaltıyor.

SES BAYRAĞIMIZI ARTIK GENÇLİK TAŞIYOR!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter