AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ekim 2006
MİLLİ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK’İN
TÜRKÇEYE İLİŞKİN YARGILARI DOĞRU DEĞİLDİR!

             Aşağıdaki haberi Milli Eğitim Bakanlığının bilgisunar sayfasında bulduk, isteyen açıp bütününü bulup okusun; biz, bir bölümünü buraya MEB sayfasından yazım ve anlatımına dokunmadan, “olduğu gibi” aktarma gereksinimi duyduk:

            ***

            Bilkent Üniversitesi ile Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) tarafından organize edilen Büyük Türk Dili Kurultayı’nın açılışı Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Kurultayın açılışında konuşan Millî Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Türkçe’nin geniş bir coğrafyada kullanıldığına işaret etti.

            “(…) Türkiye’de Türkçe üzerinde uzun yıllardır süren bir tartışma yaşandığını kaydeden Bakan Çelik, şöyle konuştu: “Öz Türkçe nedir? Öz Türkçe meselesine bir tanım getirmediğimiz sürece bu kargaşa, bu kaos, bu kavga sürüp gidecektir. Köken itibarıyla Türkçe olmayan bütün kelimeler öz Türkçe kapsamının dışında mıdır? Öz Türkçe toplumda genel kabul görmüş kelimelerin bütününe verilen bir isim midir? Bunların tespitlerini yapmamız lazım. Eğer bütün kelimelerin etnik yapısını, etnik kökenini, bütün kelimelerin milliyetini sorgulamaya kalkışırsak, dil diye birşey kalmaz, biz Türkçe'ye en büyük fenalığı yapmış oluruz”.

            “Türkçeleşmiş bütün kelimeler bize göre Türkçedir” diyen Bakan Çelik, bazı kelimelerden örnek vererek, Türkçe kökenli olmadıklarına işaret etti. Çelik, şunları kaydetti: “Bülbül, gül kelimeleri öz Türkçe değildir. Ama bülbülden de gülden de vazgeçmemiz söz konusu değildir. Bugün Türkçe’de kullandığımız balık isimlerinin yüzde 90’ı Rumca kökenlidir. Eğer duvar, fakülte, müzik kelimeleri sizin için bir anlam ifade ediyorsa, size bazı şeyler çağrıştırıyorsa bu Türkçe’dir, yerleşmiş olan kelimelerdir. Bunlardan vazgeçmemiz, bunları yok saymamız mümkün değildir. Cumhuriyet'in başında da dilde sadeleştirme, arılaştırma faaliyetleri yapıldı, daha sonra Büyük Atatürk Güneş Dil Teorisi ile aslında girilen bir çıkmazdan ustaca geri döndü. Eğer armudun sapı, üzümün çöpü hesabı yaparsak, ‘şu Türkçe değil, bu Fransızca’dan gelme, bu Farsça’dan gelme’ diye bir ayıklama faaliyetine girersek, kendi dilimizi, Türkçemizi katletmiş oluruz. Şüphesiz ki gereksiz şekilde yabancı kelimelerin Türkçe’ye boca edilmesine hepimizin karşı çıkması lazım.”

            Bir insanın düşünme kapasitesinin bildiği kelimelerle sınırlı olduğunu ifade eden Bakan Çelik, “Duru Türkçe’ye evet, ancak kuru Türkçe’ye kesinlikle hayır. Öz Türkçe gibi kaygılarla birileri bize kuru Türkçe tavsiye ediyorsa, bunu elimizin tersiyle itmeliyiz” dedi.

            “Öz Türkçecilik kaygılarıyla atılan, kültür dünyasından silmeye çalışılan kelimelerin büyük çoğunluğunun, Türkiye ile Türk dünyası arasındaki ortak bağlar olduğunu” söyleyen Millî Eğitim Bakanı Çelik, “Bu kelimeleri attığımız zaman biz dil açısından Türk dünyasına yaklaşmıyoruz, bunlar bizi uzaklaştırıyor” diye konuştu.

            Türkiye’de dilin bir tartışma alanı olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade eden Bakan Çelik, Türk dünyasıyla asgari müşterekte biraraya gelinmesi için çalışılması gerektiğini belirtti. Bakan Çelik, “Türkiye’de dil davası aynı zamanda gönül yarasıdır. İnsanlar kullandıkları kelimelere göre kategorize ediliyor. İdeolojik sebeplerle, şu veya bu sebepten dolayı dilimizi ideolojilerin çatışma alanı haline getirmemeliyiz” dedi.

            Dilin, kültürün en önemli taşıyıcı unsuru olduğunu vurgulayan Bakan Çelik, dil yok edilirse kültürün de yok olacağını kaydetti.

            ***

            Sayın Çelik’in konuşmasını özetleyen bu habere ilişkin olarak ilkin üzüntümüzü dile getirmek isteriz. Türkiye Cumhuriyeti’nin hem bilimsel sanı, hem de yazıncı olan Milli Eğitim Bakanı Sayın Çelik cumhuriyetin 83., Dil Devriminin 74. yılında hâlâ “Öz Türkçe meselesi”ne tanım arıyorsa, bundan bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları adına “üzüntü” duyulması gerekir. Sayın Çelik’in bağlı olduğu siyasal anlayış da laikliğe, “irtica” kavramlarına yeni tanımlar arayışında değil mi?

            Sayın Çelik’in konuşması, yazık ki “dil”e “siyasal pencere”den bakan anlayışın eski huyundan vazgeçmediğini kanıtlamaktadır. “Akademisyen” olan Sayın Bakan, Dil Devrimini sevmeyen, benimsemeyen öncüllerinin bilimsel dayanaktan yoksun savlarına tutunmaktadır.

            Sayın Bakana sormak isteriz:

Siz bugüne dek “gül, bülbül” gibi sözcükleri ille de Türkçeleştireceğiz denildiğini duydunuz mu, bir yerde okudunuz mu?

“Duru Türkçe” sizce nedir; bunlara örnek vermek durumunda değil misiniz?

 “Duru Türkçe’ye evet, ancak kuru Türkçe’ye kesinlikle hayır. Öz Türkçe gibi kaygılarla birileri bize kuru Türkçe tavsiye ediyorsa, bunu elimizin tersiyle itmeliyiz” derken, size “kuru” Türkçeyi tavsiye eden “birileri” kimlerdir?

Siz hiç, Dil Devriminin 74 yıllık akışı içinde “imkân, cemiyet, mesele, problem…” yerine,  “olanak, toplum, sorun…” gibi sözcüklerin kullanılmasını dayatan kişi ve kurum duydunuz mu?

Yeryüzünde “arı” dil var mı? Dil Devrimini savunanların, dilden bütün yabancı sözcükleri atmak istediğine inanıyor musunuz? Yoksa Dil Devrimini sevmeyenlerin yarattığı kaygıyla mı konuşuyorsunuz?

Bilimsel sanınızla bu konuları ne kadar incelediniz? Bilimsel bulgularınız nedir?

“Cumhuriyet'in başında da dilde sadeleştirme, arılaştırma faaliyetleri yapıldı, daha sonra Büyük Atatürk Güneş Dil Teorisi ile aslında girilen bir çıkmazdan ustaca geri döndü” yargınızı hangi belge ve bilgilere dayanarak oluşturdunuz?

“Öz Türkçecilik kaygılarıyla atılan, kültür dünyasından silmeye çalışılan kelimelerin büyük çoğunluğunun, Türkiye ile Türk dünyası arasındaki ortak bağlar olduğunu” söylerken bilim adamı kimliğinizle dilden sözcük atılabileceğine inanıyor musunuz? Sözünü ettiğiniz “kelimelerin büyük çoğunluğu”na hangi örnekleri verebilirsiniz?

Yabancı sözcüklere gösterdiğiniz engin hoşgörüyü, Dil Devrimiyle halk ağzından derlenerek, eski kaynaklardan taranarak sözvarlığımıza katılan, Türkçenin kök, gövde ve ekleri kullanılarak türetilen Türkçe sözcüklerden niçin esirgiyorsunuz?

Türkçe sözcükleri sevmemeyi neyle açıklıyorsunuz?

Kendi dilini sevmeyenler “milliyetçi” diye anılabilir mi sizce?

Gelelim öz Türkçeyi yeniden tanımlama savınıza… Sayın Bakan böyle bir tanımlama yapmak için çok geç kaldınız. Çünkü Türkçe çoook önde gidiyor… Hem de Dil Devrimini yadsıyanların düşünemeyeceği kadar önde…

Bakan Çelik, “Türkiye’de dil davası aynı zamanda gönül yarasıdır. İnsanlar kullandıkları kelimelere göre kategorize ediliyor. İdeolojik sebeplerle, şu veya bu sebepten dolayı dilimizi ideolojilerin çatışma alanı haline getirmemeliyiz” demiş. Demiş; ama bunu derken öncüllerinin açtığı “gönül yarası”nın kabuğunu kaldırıvermiş.

Dil Devrimine inananlara türlü adlar yakıştıran, sözcük yasaklayan, yeni sözcükleri kullananları cezalandıran, hep “milliyetçi muhafazakâr”lar olmuştur. Demek ki dili kendi anlayışlarına, siyasetlerine araç yapan, hep “milliyetçi muhafazakâr”lar olmuştur. Yazık ki insanlar, “kullandıkları kelimelere göre kategorize ediliyor” diyenler de “kategorize” edenler dehep aynı takımdandır.

Bu aslı astarı olmayan, bilimsellikten yoksun savlardan, bu inattan bıktık yorulduk artık. Anlatmaktan, kaynak göstermekten bıktık… Dilimizde tüy bitti… Atatürk’ün, Güneş Dil Kurumanı, dilde devrimden caymak için ortaya attığı doğru değildir. Ulu önderin dilde devrimden caydığı doğru değildir. Yazık ki Sayın Bakanın bu savları doğru değildir.

Isıtılıp ısıtılıp ortaya atılan, doğruyla en küçük ortak noktası olmayan bu savların ulusa, ulusal kimliğimiz olan Türkçeye verdiği zararı anlayalım artık. Anladığımız şu…

İnsanların kendi diline böyle bilimdışı savlarla yaklaşması, çoktan modası geçmiş tutarsızlıkları yineleyip durması…

Öz Türkçe demenin dil sevgisi taşıyanlara zararı nedir? Kaldı ki öz Türkçe, Atatürk döneminin bir tanımlamasıdır. 1930’larda Cep Kılavuzları yapılırken sıklıkla kullanılmış, dilde devrime ivme kazandırmış bir kavramdır. Buyurun yeniden tanımlayın… Ama önce Milli Eğitim Bakanının şu tümcelerini tanımlamak gerekmez mi?

“Öz Türkçe nedir? Öz Türkçe meselesine bir tanım getirmediğimiz sürece bu kargaşa, bu kaos, bu kavga sürüp gidecektir. Köken itibarıyla Türkçe olmayan bütün kelimeler öz Türkçe kapsamının dışında mıdır? Öz Türkçe toplumda genel kabul görmüş kelimelerin bütününe verilen bir isim midir? Bunların tespitlerini yapmamız lazım. Eğer bütün kelimelerin etnik yapısını, etnik kökenini, bütün kelimelerin milliyetini sorgulamaya kalkışırsak, dil diye birşey kalmaz, biz Türkçe'ye en büyük fenalığı yapmış oluruz.” 

Dil Devriminin 74. yılında bu tümceleri tanımlayabilen beri gelsin… Örneğin bizim bilgi ve birikimimiz “Öz Türkçe toplumda genel kabul görmüş kelimelerin bütününe verilen bir isim midir?” gibi bir soruyu yanıtlamaya da anlamaya da yetmiyor.

***

Ölçünlü dil ve yazım birliğini bozanların ödüllendirildi; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer dışında kalan devlet büyüklerinin 74. Dil Devrimine inanmadan Dil Bayramı kutladığı bir 26 Eylülü daha geride bıraktık.

Vay devrimlere inanmayanların haline… Vay gençlerin dil sevgisini görmek istemeyenlerin haline…

26 Eylül 2006 sabahı 43 üniversitesinin desteğiyle, yüzlerce gencin coşkusuyla gittik Atatürk’ün yanına… Aynı gün olağanüstü bir bayram töreni yaşadık. Dil Bayramını baştan sona sunan AÜ, Fen Fakültesi 3. öğrencisi Aslı Gökdemir’in sevinci, coşkusu salondan taştı, ülkedeki bütün yaşıtlarına ulaştı. 43 üniversitenin pek çoğundan gelen gençlerin temsilcileri koşarak çıktıkları kürsüden dil sevmezlere ders olacak iletiler verdi.  Bu yıl Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülünü kazanan Necati Tosuner gibi dostlarımızla birlikte, öğretim üyesi ve görevlileri, dilseverler gençlerin başarısıyla gönendi.

Tam bu sırada Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de yukarıya aktardığımız konuşmasını yapıyormuş. Artık diyecek sözümüz yok… Nasıl olsun ki… Sayın Çelik hem bakan, hem de akademisyen… İstediği gibi konuşur.

Yineleyelim: Yalnızca üzüntü duyduk. Yazık!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter