AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Aralık 2006
2006'YI UĞURLARKEN: TÜRKÇE HÂLÂ DEVLET ELİYLE BOZULUYOR!

             Bir yıl daha bitti; koskoca bir yılda hem ülkenin hem Türkçenin sorunlarından biri bile eksilmedi, tersine sorunlara sorun değil sorunlar eklendi.

Demokrasilerin olmazsa olmazı olan çokseslilik adına bir gürültüdür sürüyor; sesini duyurmak isteyen, cumhuriyetin vazgeçilmez değerleri için kaygılanan, çocuklarımızın geleceğini düşünenler azınlıkmış gibi gösteriliyor. Duyarlı, kaygılı insanları “ulusalcılar” diye niteleyen bir bakan var; ulusalcıları her şeye “İstemezük!” diye tepki veren yeniçerilere benzetiyor. Gözlerden kaçan ya da kaçırılan bir şey var: Karşıdevrim dörtnala koşuyor; hem koşuyor hem de tüm değerlerin içini boşaltmak için vırvır edip duruyor. “Yanlış anlaşıldım” diyen diyene, boş atıp dolu tutturmaya çalışanın ödüllendirildiği yapay yarışlardan birinci çıkan çıkana… Baş belası iki kavramdan kurtulmanın yolları aranıyor; “laiklik” ile “irtica” yeniden tanımlanmalı imiş… Demokrasi gelişiyormuş, daha ne istiyormuşuz… “Millet” geçmişin haksızlıklarından kurtuluyormuş; “geçmiş”ten kasıt, 83 yıllık cumhuriyet dönemi olmasın sakın…

Kuşkusuz, biz Dil Derneği’nde etkin siyasa ile uğraşıyor değiliz. Ne ki uğraş alanımız, yani dil, doğrudan siyasa ile ilgili değil mi? Dilsiz ya da dili bireysel çıkar için kullanan siyasanın doğru algılanması, insanların birbirini doğru anlaması için bizlerin düşünce, ürün ve etkinliklerine gereksinim yok mu? Dil işlenmezse, edebiyatçı, bilimci üretmezse ne olur?

2006’da değişik üniversitelerde okuyan, değişik kentlerde yaşayan gençlerin aktarımı, devrim karşıtlarının yeniden eski masallara sarıldığını gösteriyor. Bu nedenle bir yılı daha uğurlarken söyleyecek sözümüz var; hem de çok, çoookkkk!

*

Şöyle biraz arkamıza bakalım; pek gerilere gitmemize gerek yok. Çünkü 2006’da yaşananlar, önceki yıllardaki sorunların artan ve ağırlaşan sonuçlarıydı.

2006 boyunca bize en çok, “Dilimizin durumu ne olacak?” diye soruldu. 2005’in sorusu da buydu, ondan öncesinin de… Ama 2006’da neredeyse her gün, her dakika soruldu; e-postalarımız şiştikçe şişti; kapı ve telefon zili susmadı. Övgü de aldık, tepki de… Tepki verenler haklıydı; ama biz de haksız değildik. Ortak noktamız kaygımızdı. Türkçenin başına gelenleri ve ülkemizin sıkıntılarını birlikte göğüslemeye çabalıyorduk. Neydi eksiğimiz? Beceriksiz miydik, sorunları hafife mi alıyorduk? Yeterince çalışmıyor muyduk? Toplumsal bir soruna, bireysel açıdan mı bakıyorduk? Burnumuza dek battığımız sorunların çözümünden bireysel ödül, alkış, övgü mü bekliyorduk? Adımız Hıdır, elimizden gelen budur, diye mi bakıyorduk? Birbirine benzer ya da benzemez sorular üreterek, gerçeklerden uzaklaşabiliriz elbette. Çoklarının yaptığı da bu değil mi?

*

Bütün ülkeye yayılan tabela kirliliği için elimizden gelenin çoğunu yapmaya çalıştık.  Bu konuda, AKP iktidarının hazırladığı yasa taslağına destek vermedik; bu nedenle 2006’da da tepki aldık, keşke haklı çıkmasaydık. Yasa taslağını hazırlayanların Türkçeyi sahiplenmek, korumak gibi bir derdi yoktu, TBMM’de yapılan bir toplantıda gözlerimizle görmüş, kulaklarımızla duymuştuk. Hazırlanan taslak göstermelikti; dostlar demokrat görsün… Biz de Türkçeyi seviyoruz, numarası…

Yasa taslağına destek vermediğimiz için bir öbek genç bilgisunar sayfalarında bize kızdı; sorunun çözülmesini istemediğimizi düşünerek öfkeli, suçlayan yazılar yazıldı. Deneyim ve birikimimiz gereği, amaçta birleştiğimiz gençlere anlayışlı yaklaşmamız gerekiyordu; öyle yaptık.

Halk, gerçek yurtseverler adı ve tadı yabancı her şeye tepkiliyken 2006’da “center, plaza…” adlı dev alışveriş merkezleri çoğaldı. Ankara’nın adı bozuldu “Ankamall” oldu, yapanlar en küçük bir utanma, çekinme duygusu sergilemedi. Esenboğa Havalimanının adına Anadolumuz bozularak “Anatolia” eklendi… Daha neler neler…

Bu iş, bu konudaki sorumsuzluk artık kabak tadı verdi. Derneğimiz adına İstanbul Barosu avukatlarından değerli bir dostun öncülüğünde yargıya gidiyoruz. Ama bir kez daha cumhuriyet savcılarına sesleniyoruz:

Kulağınıza birimizin kitabından, defterinden “yasalara muhalefet” kokusu aldığınızda, hemen bizi buluyorsunuz. Işıklandırılmış, deve dişi gibi yazılmış tabelalarda Harf Devriminin çiğnendiğini, Anayasanın 174. maddesine karşı çıkıldığını görmüyor, duymuyor musunuz?

*

12 Eylül anlayışının yarattığı bir devlet kurumu, ölçünlü dil ve yazımla oynamayı sürdürürken sessiz kalamazdık. Resmi TDK’nin Türkçe Sözlük’ünün okullara girmesinin, bütün toplumca kullanılmasının sakıncalı olduğunu söyledik; MEB’ye, YÖK’e ve ÖSYM başkanlıklarına dosya sunduk, yanıt alamadık. Doğrusu, MEB’den umudumuz da beklentimiz de yoktu. YÖK’ten hâlâ yanıt bekliyoruz; ama yüz yüze görüştüğümüz ÖSYM Başkanının yorumu, bakış açısı ise ancak düş kırıklığıyla adlandırılabilirdi.

Öğretmen, yazar, yayıncı örgütlerine de ulaşmıştık, bir yayınevi dışında, başkalarından da ses çıkmadı. Resmi TDK’nin Türkçe Sözlük’ü için hazırladığımız yazanağın bir bölümü bilgisunar sayfamızda duruyor; Türkçe için, aklın ve bilimin öncülüğüne, emeğe saygı için bu konuda birilerinin, kitle örgütlerinin bir gün mutlaka ses vereceği umudunu taşıyoruz.

Türkçe Sözlük tartışmalarımız sırasında şaşırtıcı bilgileri yine bilgisunar sayfalarından edindik. Ünlü reklam yazarları, TRT’de resmi TDK Başkanıyla yaptığımız tartışmada beni haksız bularak, konunun özüyle ilgilenmeyip kıyısından dolaşarak hem ağır yazılar yazdılar, hem bizimle işbirliği yapıyor diye kendi örgütlerinden ayrıldılar. Evet, en kolayı budur.

Türkçeyle yakından ilgileniyor sandığımız bir derneğin sitesinde ise yine özden uzaklaşan tartışma yazıları, bir araştırma, sorma, sorgulama inceliği gösterilmeden yayımlandı. Benim resmi TDK’nin sözlüğünden verdiğim örneklerin, sözlükte olmadığı bilgisizlikle sergilendi. Aynı sitede Dil Derneği’nin Yazım Kılavuzuna bakma zahmetine girilmeden yalan yanlış yazılar, yargılar birbirini izledi. Bunun adı da demokrasi olsa gerek.

*

2006’da derneğimiz 10. Genel Kurulunu yaptı: 2004-2006 arasında yaptığımızı yapamadığımızı, yalnız dernek üyelerine değil, Çağdaş Türk Dili adlı aylık dergimizde yayımlayarak ilgilenen herkese duyurduk. İki yılda 7 kitap yayımlamıştık; yalnızca Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu’nun yayımlanması bile koşullarımızı yakından bilenlerin de onaylayacağı gibi, büyük bir başarıydı. Gençlerin kürsüde olmasını sağlayacak gençlik kurultayları, Dil Bayramları ve bilimsel etkinlikler düzenlemek de uzaktan görüldüğü gibi kolay işler değildi. 26 Eylül 2006’daki 74. Dil Bayramına 43 cumhuriyet üniversitesinin omuz vermesi ise, basınımızın ilgisini çekmediği gibi yalnızca eleştirmeye koşullanmış kesimleri de rahatsız etti.

*

2006’da sayısız kuruma yazılı sözlü başvurarak katkı, destek istedik. Hayır diyen de yok, evet diyen de… Yaptıklarımızı yeterli, etkili bulmayanlara, özellikle de kuşatılmış durumdaki gençlerimize seslenmek istiyorum:

**Gençlerimiz tadı kaçmış masallarla, belgesi olmayan yalanlarla kandırılıyor. Hâlâ “içi geçmiş dinsel kişi, gök konuksal avrat…” yalanları, 1983 öncesindeki TDK’ye mal ediliyor. Bu yalanı duyduğunuzda kaynağını sorun, belgesini isteyin!

** Yukarıda karşıdevrimcilerin, geçmişin tozlu saldırı silahlarını kullandıklarını söylemiştim; gençlerden duyuyoruz. Sözde bilimci görünen kimi akademisyenler, Dil Derneği’nin her sözünün ve her eyleminin “sol, solculuk” koktuğunu, dernekte çalışanların “eski solcular” olduğunu söylemeye başlamışlar. Derneğin dili “ideolojik malzeme” yaptığını savunanlar varmış.

Bizim “ideolojimiz” Türk Devrimidir; bu devrimin en önemli dayanağı olan Dil Devrimini savunmaktır. Ülkümüzün yolunu da Atatürk’ün manevi mirası olan, akıl ve bilim çizer. Akıl ve bilimden, bize bu doğruları gösteren Türk Devriminden, Atatürkçülükten başka gerçek tanımayız!

Dün öncüllerimiz “solculuk, komünistlik”le suçlanıp karalanmıştı; belli ki eli, dili ve vicdanı karalar, bilimsel ortamlarda, bilimsel verilerle tartışmaktan yoksun oldukları için, eski hastalıkları kullanmaya başlamışlar. Vız gelir…

** Resmi TDK, Atatürk’ün Güneş Dil Kuramını ortaya atarak Dil Devriminden vazgeçtiğini söyleyip yazmaktadır. Asla doğru değildir; resmi TDK, Atatürk’ün vasiyetnamesini görmezden gelmektedir. Doğru olmayan bu savın arkasına saklanarak, Atatürk’ün kurumu sayılmak, Atatürkçü diye anılmak olanaksızdır.

*

Yalnız övgü, yalnız eleştiri, yazık ki yetmiyor; biz Dil Derneği’nde tek harf değiştirmeyiz, tek sözcüklük ödün vermeyiz. 19 yıldır dik duruşumuzu bozmadık; ama görüldüğü gibi Kenan Evren’in mimarı olduğu 1982 Anayasasının kimi maddeleri yerinden oynamıyor. Bu hukuk ayıbının silineceği umudumuzu bir gün bile yitirmedik; militarizmin gücüne sığınarak Atatürk kurumlarını yıkanların elbette tarih önünde sorumlu olduklarını, hukukun üstünlüğünün bu sorumluluğun ya da sorumsuzluğun gereğini yerine getireceğini biliyoruz.

2007’de daha örgütlü, daha güçlü bir Dil Derneği beklentisi olanlardan bizim de beklentimiz var. 85 metrekarelik bir yerde, kısıtlı teknik olanaklarla, trilyonlarla oynayarak Türkçeyi bozanlara karşı durmamız üye ödentileri ve kısıtlı yayın geliriyle olanaksız. 12 Eylül hukuksuzluğu sürüyor. Dil Derneği’nin yerini ve olanaklarını genişletmesi için, dilseverlerin desteğine gereksinimimiz büyük. Unutmayalım, bir, beş, on, elli liralık bağışlar bir araya geldiğinde daha çok yayın, daha çok etkinlik, daha güçlü ses demektir.

Bu duygularla bütün dilseverlerin, yurtseverlerin yeni yılını kutluyorum.

SEVGİ ÖZEL

 


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter