AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Mart 2007
KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARIYLA GELEN ÖZGÜRLÜK

           Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, koşula bağlı olmayan, bağımsızlığının değerini bilen bir ülkenin “özgür” bireylerinin, “özgür” basın yayın organlarının, düşüncelerini özgürce dile getirmesi demek olan “özgürlük” konusunda özgüven eksikliği içinde bulunduğumuz günlerden geçiyoruz. Ne yazık ki günler, haftalar akıp gidiyor; kısır tartışmalar, içi boş söylevler, kendi bildiğini okuyan basın yayın bütün zamanımızı alıyor. Kimilerinin özgürlük anlayışı, cep telefonlarının kapsama alanından daha dar. İşine gelmediği zaman, ya yanlış anlaşılma ya “Alo, duyamadım…” özrüne sığınılıyor ya da suçlama, cezalandırma kolaylıkları devreye giriyor. Yönetenler gibi yönetilenler de “düşünce özgürlüğü”nü benimsemiş değil. Her geçen gün bu kavramdan uzaklaşıyoruz.

            Televizyonları izlemek, birkaç gazeteye bakmak, toplutaşım aracında, alışveriş yerlerinde konuşulanlara kulak kabartmak yeterli. Çoluk çocuğumuz reklamların, kimi televizyon dizilerinin diliyle “dili kullanma becerisi” edinir duruma getirildi. Çünkü örnek alabilecekleri ana babanın, öğretmenin ya da üçüncü kişilerin de dil kullanma becerisi artık görsel basınla sınırla. Öğretmen ve ana babalara haksızlık yapmak istemeyiz; bunca olumsuzluğu aşmaya çalışan öğretmenleri, ana babaları bu yargımızın dışında tutuyoruz. Kaldı ki bu yargımızı pekiştiren de bilinçli öğretmen ve ana babaların yakınmaları, sorunlara çözüm bulma çabaları, çırpınışlarıdır.

            İlköğretimde görevli bir öğretmen, elindeki Türkçe kitabını gösteriyor ve haykırıyor: “Bir çocuk, şu kitapla asla ulusal kimliği olan dili tanıyamaz, sevemez… En kötüsü bilmediği, sevmediği bir dille düşünemez…”

            Bir başka Türkçe öğretmeni, “ödev yapmakta” ve konuşmakta zorlanan öğrencilerinin “100 temel eser” arasındaki kitapların özetlerini kopyaladıklarını, ana babalar ve meslektaşları arasında bu yolu savunanlar olduğunu anlatırken hüznünü saklayamıyordu. Öğrencilerin neredeyse hepsi, TV’lerdeki bütün izlencelerin adını ve içeriğini biliyor, bunlardan söz ederken birden kendilerinin olmayan yapay bir ses tonuyla ve anlamını bilmedikleri yabancı sözcüklere ya da argo ve senlibenli bir biçeme yaslanıyorlarmış. Dahası ders aralarında sınıflarda “pop star” yarışmaları düzenleniyor, birkaç çocuk TV’lerdeki “jüri”ler gibi konuşuyormuş. İşin ilginç yanı, dayak yediğini, baskı gördüğünü bildikleri, okula sık sık yüzü gözü mosmor gelen 12 yaşındaki bir kız, artık babasıyla düğünlere gidiyor, “fevkaladenin fevkinde performans” gösteriyor, iyi de para kazanıyormuş. Görünen o ki, 12 yaşındaki kızımız, artık “özgürleşmiş.” Öğretmenin söylediğine göre konuşma özürlü izlenimi veren, başarılı olamayınca utanan bu çocuk ve yaşıtları, okulda, birer “sanatçı” ya da “kurtarıcı” adayı gibi dolaşıyorlarmış. Gerçekte çocuk ve gençlerde bu davranış biçimi olağandır, onlar hoşlandıkları, beğendikleri kişilere benzemeye çalışırlar; ama şimdi “örnek” alınan her şeyin bizleri, basın yayını, eğitimcileri, ana babaları kaygılandırması da üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır.

            Pencereden yola bakarsanız, bir “cafe”ye girip liseli-üniversiteli gençlere yakın masalara oturup onları izlerseniz, kızların ve oğlanların yürüyüşlerinden, hangi TV “star”ına benzemek istediğini çıkarabilirsiniz. Gençler kendilerine bu doğrultuda yapılan eleştiriyi de büyük olasılıkla “özgürlüklerinin kısıtlanması” olarak değerlendireceklerdir. Çünkü her gazete ve TV’de, vurdulu kırdılı bir dizinin kaldırılması “sansür, özgürlük kısıtlanması, halkın istencine karışma” olarak anlatılır ve yaygara koparılırken, iktidarı eleştiren gazetecilere ve TV’ye uygulanan baskı karşısında susulan bir ortamda, gencin özgürlükten ne anladığını kestirmek zordur. Üstelik bu gençler, kendi dillerinin kimi sesleri silinerek düşünmeye de zorlanmaktadır. Onlar artık “genç” değil, “gnc”dir; onlar artık ünlü harfleri silerek, ekleri yok ederek hızlı “mesaj” çekme yarışına sokulmuşlardır ve bu onların özgürlüğüdür.

            Kitle iletişim araçlarıyla gelen özgürlük rüzgârı, ilkin basın yayını savurmuş, onu basın yayından “medya”ya dönüştürmüştür. Adresinden, adından da Türkçeyi silen “medya”dan dil kullanımında özen beklemek ne denli doğrudur bilemeyiz. Aynı “medya” Anayasanın 174. maddesiyle korunan Harf Devrimini çiğnemekte, bir tek savcı bunu görmemektedir. Çünkü “medya” özgürleşmiştir. Özgür “medya”, seslendiği ülkenin dilini bozmakta da özgür olacaktır kuşkusuz. “Dicle” adındaki “i”yi eski yazıyla yazmak yasalara göre suçtur; “w,q,x”i uluslararası adlandırmalar dışında kullanmak da öyle…

            Yazık ki gülmeceyi sözcükleri bozma oyunu sananlar, sözcük bozarak, sözünün arasına argo, sövgü katarak güldürmeyi başarıyorlar. “Delikanlı” bir oyuncu ile takımı, konu kıtlığı çekiyor olmalılar ki sözcüklerin canına okuyarak çok izlenme çabasındalar. Reklamda bir Türkçe öğretmeni var, “kal gelen, falan olan…” öğrencilerin arasında kalmış. Tatlı bir ürünü tanıtanlar, neyi acılaştırdıklarının ayrımında bile değiller. Ağız dolusu TV’lerde, sokakta “Ohhaaa!” çeken çekene… Yerli dizilerde Türkçeyle esenleşen kalmadı gibi. Ünlülerin çoğu yetiştiği bölgenin ağzıyla konuşuyor; kötü konuşanların asılları ile ünlü olmak isteyen kopyaları sarmış beyazcamı, radyoları…

            Özgürleşiyoruz ya… Ağzına geleni söylemek özgürlük… Düşüncenin tartısı nedir bilen beri gelsin… Söylensin yeter ki, her söylenileni düşünce sanan çok nasılsa… Bakalım daha ne kadar özgürleşeceğiz… 

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter