AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ekim 2007
DİL BAYRAMINI KUTLADIK!

26 Eylül 2007 sabahı Anıtkabir’deydik. Ankara’dan, Ankara dışından gelen rektörler, üniversite, lise ve ilköğretim öğrencileri, Dil Derneği üyeleri, Dil Bayramı coşkusunu paylaşmak isteyen dilseverler… Hep birlikteydik… Yüzlerimizde Türk Devrimine inanmanın ışığı, yüreklerimizde devrimi geleceğe aktarma kararlılığı ile birlikteydik.

Bize laik cumhuriyetimizi ve devrimleri kazandıran ulu önderimiz Mustafa Kemal’le buluştuk; ona olan gönül borcumuzu bir kez daha dillendirdik. İsmet İnönü’ye saygılarımızı sunduk. Anıtkabir kalabalıktı; niçin toplandığımızı soranlar oldu. 26 Eylülün Dil Bayramı olduğunu bilen de vardı, bilmeyen de… Bayramdan habersiz olanlar, niçin toplandığımızı öğrenince üzülüp yakındılar. Böyle bir bayram, böyle bir zamanda neden ulusça kutlanmıyordu? Dil Devrimi ve Türkçe niçin herkes için gündemin temel konuları arasında değildi? Kuşkusuz bunlar Anıtkabir’de, bayram coşkusu içinde ayaküstü konuşulacak konular değildi; ama tüm yurtseverleri, ülkenin ve Türkçenin sıkıntıları kaygılandırıyor, kaygılar her ortamda dile getiriliyordu.

Dil Devriminin 75. yıla ulaşmasının kıvancını yaşarken gerçekte bizim sevincimiz de zaman zaman gölgelendi.

Atatürk ulusumuzun tarih ve dil bilincini kökleştirmek için iki dernek kurmuş, bu iki derneğin özgürce yaşaması için kalıtından pay ayırmıştı. Ancak 75. Dil Bayramında bu iki dernek de ortada yoktu. Çeyrek yüzyıl önce bir devlet örgütünün içine sıkıştırılan bu iki derneğin adına, mallarına, ürünlerine el konulmuştu. 12 Eylülcülerin seçtiği Danışma Meclisi, hukukçuların, aydınlanmacıların ve bu meclisin bir avuç üyesinin tepkisini göz ardı ederek Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kültür tarihimizden sildiğini sanmıştı. Danışma Meclisinin 1982 Anayasasının 134. maddesine dayanarak çıkardığı 2876 Sayılı Yasa, 17 Ağustos 1983’te Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

17 Ağustos, bizlere yalnızca 1999’daki Marmara Bölgemizi yerle bir eden yersarsıntısını değil, kültür tarihimizin bu büyük yıkımını da anımsatmaktadır. Bu yıkımın izleri de çok derin olmuştur. Çünkü Atatürk’ün kurumlarının yerine oluşturulan, Cumhurbaşkanının gözetiminde Başbakanlığa bağlı Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içine alınan Türk Tarih ve Dil Kurumları, Atatürk’ün kurumları olma özellikleri gibi, özerk ve özgür kimliklerini de yitirmişler; Türk İslam sentezini devletin eğitim ve kültür siyasasına dönüştürme rolünü üstlenen yapılar arasına karışmışlardı.

Aradan yaklaşık çeyrek yüzyıl geçti. Atatürk’ün kalıtı üstündeki hukuk lekesi silinemedi. Tersine, yapılan uygulamalarla Atatürk’ün maddi - manevi tüm kalıtı kirlendi. Özellikle ölçünlü dil ve yazım birliği açısından büyük bir kargaşa yumağı oluştu. Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun 51 yıllık birikimi bozuk para gibi harcandı.

26 Eylül, Türk Dil Kurumu’nun yaptığı ilk Türk Dili Kurultayının yıldönümü idi. İlk Türk Dili Kurultayı, 26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında toplanmıştı. 1932’de “Her Türk yurttaşı bu kurultayın doğal üyesidir” çağrısı yapılmış, Dolmabahçe’ye dönemin önde gelen bilim ve sanat insanları, tanınmış gazeteciler, her meslekten aydınlar, gençler ve en önemlisi halk katılmıştı. 2007’nin 26 Eylülünde de Dolmabahçe’nin konukları vardı; devlet töreni yapılıyordu.

26 Eylülde, Atatürk’ün açtığı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde de bir tören vardı. Özel ve lüks basılmış çağrılığı olmayan, televizyonların çoğunda yer alamayan bu törene 114 cumhuriyet üniversitesi rektörü omuz vermişti. Cumhuriyet gazetesinin duyurduğu, Çankaya Belediyesiyle kimi kitle örgütlerinin, devrime inanan kişi ve kurumların destek verdiği törende halk vardı, gençlik vardı, çocuklarımız vardı.

Kuşkusuz hepimizin dileği 75. Dil Bayramının ulusça kutlanmasıydı. Çünkü Dil Devrimi gibi, bayram da hepimizindi. Kişilere, kurumlara göre değişen devrim ve bayram anlayışı olmaması gerekirdi. 1932’den bu yana Türk Devrimine, Türk Devriminin en önemli dayanağı olan Dil Devrimine emek verenlerin düşüncesi buydu.

Ne yazık ki 1950’den sonra sıklıkla iktidar olan milliyetçi muhafazakâr anlayışla Dil Devrimine bakış açısı daralmıştı. Harf ve Dil Devrimleri iktidarların gözünde “solculuk, uydurmacılık, ulusu bir gecede geçmişinden koparan” eylemler sayılmıştı. 1960’larda Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimine ve 26 Eylül Dil Bayramına tepki olarak Karamanoğlu Mehmet Beyin ünlü buyruğunu verdiği tarih, bayram olarak kutlanmaya başlamıştı. Bu tavır, bilimsel açıdan da ulusal değerlere bakış açısından da yanlıştı. Çünkü Atatürk’ün yaptığı Harf ve Dil Devrimleri, geçmişle bağları koparmak değil, tersine dünü ve bugünü daha iyi anlamamızı sağlamıştı. Karamanoğlu Mehmet’in yüzyıllar önceki tepkisinin neden uzun ömürlü olmadığını kavrayamayanlar, Mustafa Kemal’in eyleminin anlamını da çarpıtmakta yarışıyorlardı. Çünkü Karamanoğlu Mehmet’in buyruğu gibi, Türkçenin sorunlarını tartışan ama kalıcı çözüm bulamayan Osmanlı aydınlarının çabaları da Mustafa Kemal’in başlattığı devrimlerle yaşama geçmiştir.

26 Eylül 2007’deki 75. Dil Bayramında, doğallıkla Dil Devriminin 75. yılında anlamakta zorlandığımız şudur:

Bir ülkeyi yönetenler, bilim ve sanat dünyasında söz sahibi olduğu bilinen kişi ve kurumlar, nasıl olur da kendi diline, kültürüne bu denli yabancılaşır?

75. Dil Bayramında kürsüye çıkan gençlerimiz, aydınlarımız, bu sorunun yanıtını açıkça verdiler. Aynı günlerde yapılan devlet törenlerinde Türkçe üzerine parlak söylevler verildi. Görünüşte herkes Türkçeyi seviyordu; herkes Atatürkçüydü. Ama devletin sesi olması gerekenler, koskoca bilimciler, ünlü sanatçılar, Türk Devrimi üstüne oynanan oyunları bilmezden gelerek ya da bilmeden konuşanlar, DTCF’de kürsüye çıkan deneyim ve birimleri sınırlı olan gencecik üniversiteliler kadar duyarlı ve kaygılı değillerdi. Yazık…

Her şeye karşın gençlik, bu bayramda da geleceğe ilişkin umutlarımızı tazeledi. Bize ulaşan onlarca ileti halkın bu konuda duyarsız olmadığını gösterdi. Ülkenin ve Türkçenin zor günlerden geçtiğinin bilincinde olmak, bu bilinci taşıyan gençlerin çoğaldığını, toplumsal duyarlılığın yükseldiğini görmek, 75. Dil Bayramında en büyük kıvancımızdır.

Dil Bayramı, yıldan yıla anımsadığımız bir etkinlik olarak kalmayacak, devrime inanıp emek vermenin, sahip çıkmanın övüncü gibi her günümüzü aydınlatacaktır. Mustafa Kemal’in dilde devrim yaparken amacı da buydu; dil sevgisini, dil bilincini tenimiz gibi kuşanmak, gözümüz gibi korumak…

Bize laik cumhuriyetimizi ve devrimleri armağan eden Mustafa Kemal’e ve devrimci arkadaşlarına, yaşayan, yaşamayan bütün devrimcilere sonsuz saygı ve sevgiyle…

SEVGİ ÖZEL
 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter