AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Aralık 2007
YENİ TÜRK ABECESİYLE NEDEN UĞRAŞIYORLAR?

            Kasım 2003’te gazetelerde bir haber vardı. AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi G. Verheugen Kürtçe adlarda “w,x,q” harflerinin kullanılmamasını eleştiriyordu. Bir Alman olan Verheugen’in ülkesinde yaşayan ve adı “Yaşar, Doğan, Türkân, Ümit, Özgür, Çetin…” vb. olan binlerce Türk, her yerde “ö,ü,ğ,ş,ç” gibi harflerini kullanabiliyorlar mı? Bu tarihten dört yıl sonra (Kasım 2007’de) ülkemize buyuran Britanya İçişleri Bakanı Jack Straw adlı kişi de gelir gelmez ilkin, “Türkiye'nin Kürt alfabesinde yer alan 'yasaklı harfler' konusunda nasıl bir düzenleme yapacağını” sormuş. Meraktan çatlıyorlar, Türk Devriminin bütünü ne zaman alaşağı edilecek… Adamlar, siyasal ve ekonomik bağımsızlığınıza el atmışlar bir kez, elbette kültürel bağımsızlık da tanımayacaklar. Çanak tutan kim, ulusal ve everensel değerleri umursamayan, “iktidar” olabilmek için içerde ve dışarda her konuda, gözünü ve gönlünü karartarak ödün verenler…

            Ne yazık ki, 1950’de başlayan karşıdevrim süreci, günümüzde dış desteğini de pekiştirerek hız kazanmıştır. Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Zaman gazetesinin yabancı ortaklı parçası “Todays Zaman”a verdiği demeçte, Türk abecesinde kimi değişiklikler yapılması çalışmalarının başladığını söylemiş. Bizim İçişleri Bakanı da Britanya İçişleri Bakanını bu doğrultuda rahatlatmış. En acısı, yine gazetelerden öğreniyoruz, dileriz yanlış haber olsun; resmi Türk Dil Kurumu’nun Başkanı Prof. Dr. Haluk Akalın, “x,q,w harflerinin kullanılabilmesi için 1928 yılında çıkarılan Yeni Türk Harflerinin Tatbiki Hakkında Kanun'da değişiklik yapılmasının zorunlu olduğunu” söylemiş. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in orta bir yol tutturduğunu da yine gazetelerden öğreniyoruz. Bakan Çelik, “x,q,w harflerinin alfabede kullanılmasına ilişkin talebin yeni olmadığını, Türk Cumhuriyetleri'nin bu taleplerini halen sürdürdüklerini” bildirmiş. Türk cumhuriyetlerinin bu isteklerini Turgut Özal döneminde yoğunlaştırdığını, Özal’ın bu konuda kimi girişimleri olduğu da basına yansımıştı.

            Evet, yeni Türk abecesi üzerine tartışmalar yeni değildir; Harf Devriminden bu yana yaklaşık 80 yıl geçmesine karşın, özellikle içimizdeki devrim karşıtları, bu konuyu bilinçli olarak “sorun” saymakta ve gündemde tutmak için hiçbir fırsatı kaçırmamaktadırlar. Bu kesimin derdi “q,x,w”nin abecemize eklenmesi değildir; Harf Devrimini güvence altına alan yasanın delinmesidir; açılacak delikten neler geçirileceği ise sır değildir.

            Söylenenlere bakınız, Harf Devrimi, “milleti bir gecede cahil yapmış”; bu ancak “cahil”lerin savunabileceği, dayanaksız bir savdır. Cumhuriyet öncesinde toplumun büyük çoğunluğunun okuryazar olmadığı bilinirken, kaynaklar ortadayken, okuryazarlar arasında azınlıklar, büyük kentlerde yaşayanlar çoğunluktayken, kadınlar arasındaysa okuma yazma oranı neredeyse sıfırken zaten okuryazar olmayan bir halk, bir gecede nasıl “cahil” yapılır? Bırakın kaynakları, belgeleri; bizler, imparatorluk döneminin gençleri olan ninelerimizi, dedelerimizi tanıdık. Cumhuriyet öncesinde “ümmi” olan bu insanlar, yaşları epey ilerlemişken, “halk mektepleri”nde kısa zamanda okuryazar oluyorlar. Ne ki kimileri Türk Devrimini yalanlara sarılarak sarsmak, yok etmek için kendi geçmişini “yadsıma” politikasıyla yabana, yabancıya yaranma yarışına girmiştir. İsterdik ki abecemize bile karışan Britanya İçişleri Bakanına, AB bilmişlerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı, “Siz işinize bakın, bizim abece sorunumuz filan yok!” diyebilsin.

            Ne acı, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bakanları, bakıyor yalnızca?

            Halkın bir gecede bilgisizleştirdiğini söyleyenlerin bir savı daha var; abecemiz, Türk cumhuriyetleriyle anlaşmamızı zorlaştırıyormuş. Bir başka bilgisizlik örneği… Önce şunu belirtelim: 1990’lı yılların başında DYP-SHP koalisyonu sırasında Türk cumhuriyetlerinin kültür sanat kurumlarının yetkilileri, uzmanları sık sık Türkiye’ye geldiler; öylesine önyargılı gelmişlerdi ki… Kiril yerine kullanacakları abecede harf sayısını tartışırken çoğunun, bizim Harf ve Dil Devrimlerine çok tepkili olduğunu, bu ülkelere Türkiye’den giden ve pek keskin “milliyetçi, maneviyatçı” olan birtakım profesörlerin, yazarların, “kardeşlerimizi” adam akıllı doldurduklarını gözümüzle görmüş, tepkilerini dile getirirken tıpkı bizimkilerin ağzını kullandıklarını kulağımızla duymuştuk. Çoğu kırık plak gibi aynı noktaya takılmıştı; dönüp dönüp Harf ve Dil Devrimlerinin hem geçmişle hem de Türk dünyasıyla bağları kopardığını, Arapça ve Farsça sözcüklerin “ata yadigârı” olduğunu dile getiriyordu. Onlara göre de Dil Devrimi “uydurukçaydı” ve Türk dünyasını parçalayıp yok etmekten başka amacı olmayan “komünizmin” oyunuydu. Bugün de bilimsellikten yoksun böylesi savlar uçuşup duruyor.

Neden herkes bizim Türk Devrimiyle kazanılan birikimlerimizden vazgeçmemizi istiyor? Abecemize hem Arap, hem Latin kökenli abecelerden harf eklersek Türk cumhuriyetleriyle şıkır şıkır anlaşabileceğimizi söyleyenler, niçin Türk cumhuriyetlerine şöyle önerlerde bulunmuyorlar?

Bizim yaklaşık 90 yıllık Türk Devrimi deneyimimiz var; yeni abecemizi çocuklar bile kendi kendine öğrenebiliyor; yeni abecemizin Türkçenin seslerini karşıladığını yaşayarak gördük; yazı ve dili yenileştirme çabamızla Türkçenin kendi olanaklarını kullanma, işletme yolunu açtık, halk ağzındaki ve eski kaynaklardaki tüm sözcükleri canlandırdık; gelin bu deneyimimizden siz de yararlanın!

            Türkçe bir anadildir; birçok anadilde olduğu gibi, lehçeleri bulunmaktadır. Türk cumhuriyetlerinde kullanılan Türkçeyle Türkiye’de kullanılan Türkiye Türkçesinin yapısal özellikleri aynıdır; ancak zamanla sözvarlığı açısından büyük bir farklılaşma olmuştur. Nasıl Türkçe yüzyıllarca Arapça ve Farsçanın yanı sıra batı dillerinden de sözcük almışsa, bu durum öteki lehçeler için de söz konusudur. Türklerin İslamla ve Acem kültürüyle tanışmalarından sonra daha çok dinsel etkilerle Anadolu’da kullanılan Türkçe gibi öteki lehçeler de Arapça ile Farsçadan çok etkilenmiştir. Doğallıkla Türkçenin lehçeleri de çevrelerindeki bilimsel, sanatsal, teknolojik alışveriş içine girdikleri dillerden etkilenmiştir.

            Türkiye’de Harf ve Dil Devrimleri yapılmadan önce bütün Türklerin anlaşabildiğini savunmak, insanları kandırmaktan, bu durumdan yararlanmaya çalışan yayılmacılara fırsat tanımaktan başka işe yaramaz. Türk cumhuriyetlerinde kullanılan Türkçeyle yazılan kitaplara, konuşmalara baktığımızda, Azerice dışında öteki lehçeleri anlamamız kolay değildir. Ayrıca Özbekçe, Türkmence, Kırgızca vb. konuşanların birbirleriyle anlaştığını söylemek de kocaman bir yalandır. Ne ki Türk Devrimine kara çalan siyasal gösterilerle değil ortak akılla, bilimsel çabalarla, sanatsal etkinlikleri sıklaştırarak anlaşma yolu bulabiliriz.

            Kısaca söylersek Türk cumhuriyetleri kendi özgür istençleriyle abecelerini belirlerken, bizim deneyimlerimizi yeterince irdelememiş, dahası devrimleri kötüleyenlere kulak vermişlerdir. Suçlu olan Türkiye midir, Türk Devrimi midir? Önyargılı AB bilmişlerinin buna karışmaya hakkı var mıdır?

            *

            Şimdi işin içine AB’nin, ABD’nin dayatmalarıyla “daha çok demokrasi” maskesi altında, abece değişikliği yapılarak “Türk-Kürt yakınlaşması” sağlanacağı masalı da eklendi. Acı olan, aklı başında bilinen Türk ve Kürt aydınlarının gerçeklerin çarpıtıldığını bile bile, bizi nereye sürükleyeceği belli olan bu akıntıya kürek çekmeleridir.

            İster Alman anlatsın, ister İngiliz… Bu ülkede Türk-Kürt yakınlaşması masalını, tam tersinden dinlemek (ya da okumak) gerekir. Biz, yüzyıllardır dünya görüşü, kökeni ve inancı ayrı olan insanlar birlikte yaşıyoruz. Kökeni ve inancı farklı yurttaşlar ülkenin her köşesinde yuva ve iş sahibidir; cumhuriyetin ilk meclisinden bu yana devletin, kimi kurumların en tepe noktalarında yer almışlardır. Ancak bu birlikteliği biz, köken ayrılığı nedeniyle değil bilinç eksikliği yüzünden, bir bütün olarak ele alacağımız sorun ve sıkıntıları çözmekte kendi olanaklarımızı sahiplenerek kullanmayı başaramadık. Çünkü 1950’den bu yana gözü ve kulağı ülkenin içinde değil, dışında olan ve egemen olabilmek için ulusal çıkarlardan ödün veren iktidarlara mahkûmuz. Türk Devriminin aydınlattığı yolda, ortak akılla farlılıklarımızı varsıllığa çevirmemiz, birlikte yürümemiz istenmiyor; sorun budur. Bugün bölgeler arasında, dahası mahallelerde bile var olan eğitim ve gelir dağılımındaki uçurum, Türk, Kürt, Çerkez, Laz ayrımı yapmadan, ortak duyarsızlığımız, sorumlulukları paylaşamamamız yüzündendir; bireysel öncelikler, çıkarlar, ulusal öncelik ve çıkarların önüne geçmiştir; en can alıcı sorun budur. Uğur Mumcu’nun deyişiyle bizi “petrol bekçisi” yapanlar, Türkleri mi daha çok seviyor, Kürtleri mi? Hiçbirimizi sevmedikleri apaçık değil mi? Birbirimizin canını yakan silahlar nereden geliyor?

            İlk düşünmemiz gereken yurttaşlık bağlarımızdır; kökenimiz, inancımız ne olursa olsun, bu ülkenin bütün zenginliklerinden birlikte yararlanmak, acımıza birlikte ağlamak, sevinci birlikte paylaşmak zorundayız. Bu duygusal bir söz değil, yaşamsal bir gerçektir. Bunu başarabildiğimizde, akılcı ve bilimsel verilerle ortak akıl üretebileceğimizi, bütün yurttaşların anlaşma aracı olan Türkçe ile Kürtçenin farklı kökenlerden gelen iki dil olduğunu, Türk abecesiyle ses ayrılıkları olan başka dillerin yazıya geçirilemeyeceğini kavrarız.

            Türkçede olan kimi sesler, Kürtçede de yoktur; başka dillerde de. Bir başka deyişle Türk abecesine “q,x,w” alınırsa ancak Britanya İçişleri Bakanı Jack Straw gibilerin gizli planlarının kapısı açılır. Adam ne diyor, “Türkiye'nin Kürt alfabesinde yer alan 'yasaklı harfler' konusunda” nasıl bir düzenleme yapılacak? Çeviri yanlışı değilse eğer, ne demek Türkiye'nin Kürt alfabesi, ne demek yasaklı harfler? AB ülkelerinin çoğunda da konuşulan başka diller var; ama hepsinde de çoğunlukta olanların dili ortak ya da resmi dil. Bu ülkelerden birinde İngiliz, Alman, Fransız olmayan biri bakan ya da belediye başkanı olsa, bakanlık ya da belediye olanaklarını ve bu kimliğini kullanarak resmi dilin dışında yazışmalar yapsa, yeni yıl iletileri gönderse, afişler assa... Bu eylemlerden hiçbirini yapamazlar. AB ülkelerinin kimisindeki Türk milletvekilleri, partilerde, belediyelerde görev alanlar hangi dili kullanıyor? Almanya, oradaki milyonlarca Türkün, Türkçe eğitim görmemesi elinden geleni yapıyor. Peki,  Bay Verheugen ne demeye bizim abecemize karışıyor? Dikkat edilirse, dünyanın her yerinde dış kapının mandalları, bizimle bizden çok ilgileniyor. Neden?

            Anadolu, bilinçsiz iktidarların birçok zenginliği satışa çıkarmasına karşın, hâlâ emperyalizmin ağzının suyunu akıtan bir coğrafya da onun için…

            Bıraksınlar sorunumuz varsa, biz kendi aklımızla, bilimsel yolları kullanarak çözelim; ama fener alın, bunu aslan gibi dile getirebilecek devlet adamı, aydın arayın! Nasıl başka ülkelerde ortak dille eğitim alınıyor; başka dilleri konuşanlar azınlık sayılmadan derneklerini kuruyor, sanat kurumlarını oluşturuyor, yayın yapabiliyorlarsa, biz niye başarmayalım? Düğünlerde, şenliklerde türkülerimizi Türkçe de söyleriz, Kürtçe de… Zaten söylüyorduk; aramıza kara kediler haince girmeden önce.

            Atatürk devrimleriyle kazanacağımız olgunlukla, bilimin sanatın ışığıyla aşılmayacak duvar olamazdı; hâlâ treni kaçırmış değiliz. İçerdeki aymazlardan cesaret alan dışarıdaki doymazlar, içimizden birilerini azınlık konumuna düşürmeye kalkışıyor, abeceye bile karışmalarının başka ne anlamı olabilir?

SEVGİ ÖZEL
 

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter