AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Eylül 2008
76. DİL BAYRAMI VE BATIK KURUMLAR

17 Ağustos 1999’u, büyük bir yıkımla, yitirdiğimiz binlerce insanın özlemi ve saygıyla andık. 17 Ağustos 1983 de kültür tarihimiz açısından bir yıkımın tarihidir. 17 Ağustos 1983, insan hakları ve hukukun üstünlüğü açısından asla bağışlanmaması, asla unutulmaması gereken bir yıkım günüdür.

Laik cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, 5 Eylül 1938’de eliyle yazdığı “vasiyetname”si çiğnenmiş, eliyle kurduğu Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları, Danışma Meclisinden çıkarılan 2876 Sayılı Yasanın 17 Ağustos 1983’te Resmi Gazete yayımlanmasıyla kapatılmıştır.

Atatürk, bu iki kurumu özellikle “dernek” tüzelkişiliğiyle kurmuş, vasiyetnamesini CHP’nin koruyuculuğuna “emanet” ederek bu iki derneğin geleceğini güvence altına almıştır. Kuşkusuz ulu önderimiz, bir gün eliyle kurduğu partisinin ve kurumlarının kapatılacağını, vasiyetnamesinin çiğneneceğini aklının ucundan bile geçirmemiştir. 12 Eylülcülerin kapattığı CHP yeniden açılmış ama dernek tüzelkişiliği taşımalarına karşın, yasa zoruyla birer devlet dairesine dönüştürülen Atatürk kurumlarının üzerindeki hukuk lekesini silmek, kimsenin aklına gelmemiştir.

Bu olayın üzerinden tam 25 yıl geçmiştir; Atatürk kurumları bugün, denize gömülen batık gemiler gibidir. Bu kurumların niçin kurulduğunu, niçin batırıldığını, yerini ve önemini herkes bilmekte ama onları su yüzüne çıkarmak için hiçbir siyasal iktidar parmağını oynatmamaktadır.

Türk Devrimiyle hesaplaşmanın, artık eylemli çabalara dönüştüğü günümüzde, “milliyetçi muhafazakâr” ya da “muhafazakâr demokrat” olduğunu ileri süren iktidarlar, elbette bu kurumları su yüzüne çıkarmak istemez; çünkü bu iki kurumu batırmak için çok çalıştılar. 1950’den sonra işbaşı yapan “milliyetçi” iktidarlar bu iki Atatürk kurumuyla niçin hep kavgalıydı? Sorunun yanıtı, 2008 Türkiyesinde yaşananlarla iyice açığa çıkmıştır. Çünkü Türk Tarih ve Türk Dil Kurumları, bir bütün olan Türk Devriminin en önemli iki dayanağıdır. Özellikle Türk Dil Kurumu’na yöneltilen “uydurukçuluk, solculuk, komünistlik, geçmişle bağları koparmak” gibi abuk sabuk suçlamaların, hâlâ TBMM çatısı altında söyleniyor olması bile, Türk Devrimiyle hesaplaşmanın boyutunu açıklar sanırım.

Atatürk; bilimci ve sanatçıların, bu iki kurumda hiçbir siyasal iktidarın güdümüne girmeden, baskısı altında kalmadan ulusun tarih ve dil bilincinin kökleşmesi için çalışmasını amaçlamıştı. Bir ulusun; dil, inanç ve dünya görüşü ayrılıklarına karşın, yurttaşlık ve yurtseverlik bağlarının güçlenmesi, o ulusu her türlü iç ve dış baskılardan korumanın, siyasal bağımsızlığa yönelik tehlikeleri zamanında görmenin koşuluydu. İşte bu iki kurum bu nedenle özerk ve özgür kimlikli birer dernek olarak kurulmuştu. Kurumların olağanüstü bir dönemde, akıldışı savlar öne sürülerek kapatılmasının ne anlama geldiği artık belli olmuştur.

Bir süre önce görevden alınan Türk Tarih Kurumu Başkanının ortaya attığı bilimsellikten uzak savları gibi, Türk Dil Kurumu’nun da ölçünlü dil ve yazım birliğini bozması; bu iki kurumun yasal boşluk, toplumsal güvensizlik nedeniyle yeterli uzman ve bilimci desteği bulamaması, siyasal iktidarlara göre tavır alması; Atatürk’ü haklı çıkarmıştır. 25 yıl, bir başka deyişle yarım yüzyıl içinde öyle akıl ve bilimdışı şeylere tanık olduk ki… Yinelemekten bıkmıyoruz, kez daha anımsatalım:

Başbakanlığa bağlı TDK’nin yanlışları, MEB eliyle, başta eğitim kurumları olmak üzere bütün ülkeye yayılmakta; 500’e yakın yayınının çoğunu, Türkiye Türkçesine ilişkin köklü çalışmalar değil, yandaşların yapıtları oluşturmaktadır. Bilgisayar ortamındaki sözlük ve kılavuzlarsa yanlışları derinleştirmekten öte anlam taşımamaktadır. TDK’nin sözlüğünde “okeylemek” gibi melez olanlarla safkan İngilizce sözcükler sıralanmakta, bütün dinsel kavramlar öne çıkarılırken Türk Devrimini anlatan kavramların hiçbiri yer almamaktadır. Çünkü resmi TDK’ye göre “devrim”in anlamı, “çevrilme, katlanma, bükülme”dir. Oysa Atatürk, bu iki kurumu, siyasal rüzgârlara göre “çevrilmeyecek, bükülmeyecek, katlanmayacak” birer dernek olarak kurmuştu. Bu dernekler, yürürlükteki yasalar, üyeleri eliyle kendilerini denetliyor ve üretken oluyorlardı. Örneğin 1983 öncesindeki TDK, bütün suçlamalara karşın toplumun bütün kesimlerine ulaşan çalışmalar yapmaktaydı; yasaklanan sözcüklerini, bugün “en muhafazakâr” kişiler bile kullanıyorsa, gittikçe artan dil kirlenmesini bir devlet kurumu yasal görevlerini kullanarak önleyemiyorsa, tarih Atatürk’ü binlerce kez doğruluyor demektir. Atatürk haklı çıktı; çünkü bugün dilimiz ve tarih bilincimiz devlet kurumları eliyle kirletilmekte, bozulmaktadır.

Atatürk’ün kalıtını çiğneyenlerle onların hık deyicileri, Atatürk’ün bu iki kurumu “akademi” yapmak istediği yalanına sarılarak, akılları sıra Atatürk’ü savunmaktadırlar. Oysa Atatürk, eliyle vasiyetnamesini yazarak son sözü kendisi söylemiştir.

Bu vasiyetname, Menderes ve Demirel hükümetlerinin yolunu kesmiş, kurumlar kapatılamamıştı; ama 12 Eylül hukuk tanımazlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun kalıtını çiğnedi. Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır; mallarını, parasını istediği yere bırakma özgürlüğü vardı; üstelik “miras bırakma” insan haklarının en eskilerinden biridir. Ancak Atatürk’le ve Türk Devrimiyle kavgalı olanlar, onun vasiyetnamesini çiğneyerek, bir daha arkalarına bakmayarak, büyük bir insanlık suçu işlemişlerdir. İşlemeye de devam etmektedirler. Atatürk’ün partisi CHP’nin de bu lekenin silinmesi için yeterli çaba içine girdiğini söyleyemeyiz. Eski bir CHP’li, bugün AKP’li olan Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın, bir ara Atatürk kurumlarının yeniden açılması için ne denli çabaladığını biliyoruz. Hukukçu kimliğiyle savunduğu bu düşüncelerini koruduğuna inanmak istiyor ve bu konuda bir adım atıp atmayacağını merakla bekliyoruz. Dil Derneği Yönetim Kurulu olarak yaptığımız ve yanıt bulmayan “görüşme” isteğimizin “tek” nedeni buydu.

25 yıllık yanlışlar, derin yaralar alan dil ve tarih bilincimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusuna saygısızlıktan, çocuklarımızın geleceğini çalmaktan başka bir anlam taşımıyor. Kurumların kapatılışın 25. yılında bütün siyasileri, bütün aydınları, hukuk kurumlarını ve çağdaş kitle örgütlerini, 25 yıldır ortak olduğumuz bu suça bundan böyle ortak olmamaya çağırıyoruz.

Çağırıyoruz da… Aydınların bile sesimizi duyduğundan zaman zaman kuşkuya düşüyoruz.

İşte, Dil Devriminin 76. yılına eriştik. Bugün Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun yerinde, eskisiyle yalnız adı benzeyen bir devlet dairesi var. Kuşkusuz 76. Dil Bayramını bu devlet dairesi de kutlayacak; yine Atatürk’ten, Atatürk’ün dile verdiği önemden söz edilecek; ucu açık içi boş, gerçek amacın arkasından dolanan, Türk Devriminin özünü yansıtmayan söylevler verilecek. Atatürk’ün kalıtı su gibi akıtılarak bayram kutlanacak ve sonra bu devlet kurumunun “akademisyen”leri bildiğini okuyacak.

76. Dil Bayramını da buruk bir coşkuyla kutlayacağız. En büyük sevinç kaynağımız, gençliğin olup bitenleri anlamak ve yanlışları görüp doğruyu yaygınlaştırmak için verdiği çabadır. Bir yanda Türk Devrimini anlayan, anlamaya çalışan bir gençlik; öte yanda açıkça kandırılan gençlik. Hepsi bizim çocuklarımız; yarınımız, umudumuz… Ne ki Türk Devrimiyle hesaplaşanların sürdürdüğü Türk Devrimini dışlayan eğitim politikaları, kendi çocuklarımızı bizden uzaklaştırıyor. Yurtseverlikten, yurttaşlık bilincinden… Geleceğe umutla bakmaktan, kendine güvenmekten… Dili yaralı bir gençliğin, gönlü de yaralıdır.

Tam 25 yıldır, bu yaraları sarmaya, iyileştirmeye çabalıyoruz.

76. Dil Bayramını bu duygularla İzmir’de, Zonguldak’ta, Ankara’da kutlayacağız. Başka illerden, ilçelerden yükselen sesleri duyurmaya çabalayacağız.

Belediyelerin, üniversitelerin, saygın kurum ve kişilerin her türlü katkı ve desteğiyle yolumuzda yürüyeceğiz! Bıkıp usanmadan bu hukuk ayıbını, ayıbı yaratanların da savunanların da gözüne gözüne sokacağız!

Türk Devriminin ışığıyla elbet bir gün, bu yıkıntıların altından çıkacağız!

Çıkacağız!

Mustafa Kemaller gibi çıkacağız!

 “Bağımsızlık Gülü” yurdun her köşesinde açacak! O gülleri çocuklarımızla koklayacağız;  çağdaş, laik, demokratik cumhuriyetimizin bağımsızlık sevdalısı yurttaşları olarak, inanç, dünya görüşü, köken ayrılıklarından varsıl mı varsıl bir ülke yaratacağız!

Umudumuzu koruyarak; aklın ve bilimin öncülüğüne güvenerek hep haykıracağız!

17 Ağustos yıkımlarını unutturmadan hep haykıracağız; sesimizi duyuyor musunuz!

Buradayız!

Hep burada olacağız!

*

Bize Türk Devrimini kazandıran Mustafa Kemal ve arkadaşlarını; 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün öncülüğünde Türk Dil Kurumu’nu kuran Samih Rıfatları, Celal Sahirleri, Ruşen Eşrefleri, Yakup Kadrileri; yaşamı boyunca ödün vermeden devrimleri savunan Ömer Asımları, Ataçları, Dilâçarları ve onlarca devrimciyi saygıyla anıyoruz!

Dil Devrimi sürüyor; sürecek!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter