AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Kasım 2008
DEVRİM Mİ? "İNKİLAP" MI?
DEVLETİN İKİ BÜYÜK KURUMUNUN KAFASI NİÇİN KARIŞIK?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın bilgisunar sayfasıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nınkini açtığımızda, biri eğitimin, öteki kültürel yaşamın öncüsü olması gereken, devletin iki büyük kurumunun, Atatürk ve devrimleri konusunda kafalarının ne denli karışık olduğunu açıkça görüyoruz.

MEB, Atatürk’ü “Yaşamı, İlkeleri, Devrimleri, Kişilik Özellikleri, Eğitim Anlayışı, Söylevleri” gibi başlıklar altında tanıtıyor. Görüldüğü gibi “devrimleri” denilerek, milliyetçi muhafazakârların hiç sevmediği sözcük kullanılıyor. Atatürk’ün anısına açılan başka bir sayfada ise “devrimleri”ni değil “inkılapları” başlığını buluyoruz. Başlıkları tek tek tıkladığımızda Atatürk’ün devrimleri arasında Harf Devrimini “Latin Alfabesinin Kabulü” olarak görüyoruz; ancak başlı başına bir Dil Devrimi başlığı yok. “İnkılapları”nın içinde “Türk Dil Çalışmaları” gibi bir alt başlık var.

“Söylevleri” bölümün açtığımızda şaşırıyoruz; çünkü eski MEB Müsteşarının, bu sayfadan haberi yok. Bu nedenle olacak, 7 Ekim 2008 günü TBMM’de, Atatürk’ün Söylev’ini Türkçeleştirmeyi “cinayet” olarak niteliyor ve savcıları görev çağırıyor. Oysa MEB’nin bilgisunar sayfasında Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Türkçeleştirdiği biçimiyle Ata’nın “Gençliğe Hitabe”si “yeni Türkçe” olarak veriliyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sayfasına geçiyoruz; “Atatürk İnkilapları; Bir Kültürel Reform” başlığı altında Prof. Dr. Mümtazer Türköne’nin uzun bir yazısı bulunuyor. Yazıda değişik başlıklar altında Atatürk anlatılıyor; “Atatürk ve Kültür İnkılabı” bölümü şöyle bitiyor: “Bütün inkılâplar millîleşme ve batılılaşma yönünde bir değişiklik getirmiştir. Bu değişikliklerin toplamına sosyolojik olarak kültür değişmesi denilebilir. Değişiklikler devlet gücü kullanılarak gerçekleştirildiği için bu tür kültür değişmelerine ‘mecburî kültür değişmesi’ denilmektedir.”

Kültür Bakanlığı’nın bilgisunar sayfasında “devrim” sözcüğünü bulamıyoruz; bu bakanlığın başındaki kişi de 7 Ekim 2008’de TBMM’deki görüşmelerde “dilde devrim olmayacağı” düşüncesine katıldığını açıklıyor. Anlaşılan bakanlık, Türk Devrimini “mecburî kültür değişmesi” saydığı için, bilgisunar sayfalarına da “mecburiyetten”ten bilgiler aktarmış.

Yazık! Ülkenin eğitim ve kültür siyasalarının emanet edildiği kafalar çok karışık!

Vekillerin kafası karışık, bakanlarınki karışık… Yazık!

İşte Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’ın, 7 Ekim günlü konuşmasından çarpıcı bir bölüm:

“(…) Türkçe, gerçekten, sevgili ve rahmetli Yahya Kemal'in söyleyişiyle ağzımızda anamızın ak sütü gibi kutsallık taşıyan ve bizi bir arada tutan en temel unsurlardan birisi. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, daha uzun ömürlü olmasını dilediğim sevgili Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ifade ettiği gibi ses bayrağımız bizim. Elbette, üzerinde birtakım kendi özel yaklaşımlarımızı, öznel yaklaşımlarımızı bir tarafta bırakarak bir uzlaşma çerçevesi bulmamız ve o çerçeve üzerinden dilimizi, kültürümüzü geliştirmemiz gerekiyor.

Konuşan arkadaşlarımızın hepsini dikkatle dinledim, çoğu raporda yer alan, gerçekten çok ilginç örneklemeler yaptılar. Gerçekten, iletişim teknolojisinin bu son zamanlardaki hızlı gelişmesi karşısında bir savrulma yaşıyoruz. Gerçekten, Batı dillerinden özensiz biçimde bir kopyalama, özensiz çeviri gayretleri, taklit etme gayretleri var. Düşünün ki, Anadolu'da çok sayıda radyo var. Artık, iletişim teknolojisi sayesinde internette çok sayıda haberleşme olanağı ortaya çıktı. Artık, devletin bir televizyonu yerine ulusal anlamda çok sayıda televizyon, yerel anlamda sayılamayacak ölçüde televizyon çıktı ve ne yazık ki ciddi bir dil eğitiminden geçmemiş olan arkadaşlar ve ciddi bir dil bilinci gelişmemiş olan arkadaşlar bütün bu iletişim ortamlarında kendilerini dinleyen, kendilerini görsel, yazılı biçimde izleyen kişilere bir tür dil önderliği yapıyorlar ve bu bizi kaçınılmaz olarak, tabii, bir savrulmaya, bir özensizliğe taşıyor. Bunlarla ilgili bazı örnekleri, ben de benimsediğim, paylaştığım, gerçekten kaygıyla izlediğim bazı örnekleri tekrar etmeyeceğim. Ticari alanda ciddi bir dil bozulması var. Bunu batı ülkelerinde, gittiğiniz herhangi bir batı ülkesinde sokakta bizde olduğu kadar görmüyorsunuz. Bizim üzerinde çalıştığımız sektörde ciddi biçimde bir Türkçeden kopuşluk, Kültür ve Turizm Bakanlığının turizm alanında biraz da dışarıya hitap etmekten kaynaklanan bir gayretle bir özensizlik var. Bütün bunları biliyorum. Ama, bir karamsarlığa kapılmamamız gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Yine bu rapor vesilesiyle başka bazı bilgileri de tekrar düşündüm ve gözden geçirdim. Türkçe, bütün bu savrulma, bütün bu kopyalama, bütün bu özensizlik, bütün bu kuraldışı anlatım, yazım sonuçlarına rağmen ya da sorunlarına, sıkıntılarına rağmen belki tarihi boyunca olmadığı kadar büyük bir yaygınlık içinde de şu anda kullanılıyor. Düşünün ki burada oturan birçok arkadaşımızın otuz milyon, kırk milyon diye hatırladığı Türkiye bugün yetmiş milyonlarda ve bu yetmiş milyon, olmadığı kadar yaygın bir öğrenci kitlesine Türkçe eğitim yapıyor. Çok sayıda üniversitede Türkçe eğitim yapılıyor ve Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bir dönem alfabe olarak da, dil olarak da baskı altında bulunan Türkçe, farklı lehçelerine rağmen, şu anda çok daha büyük bir özgürlük ortamı içinde. Türkiye'nin önderlik ettiği TÜRKSOY, Türk dili konuşan devletlerin toplulukları, on beş yıldan beri bu alanda bir birliktelik sağlamaya çalışıyor. Geçmiş yıllarda ben de kaygıyla izliyordum. TÜRKSOY toplantılarında Rusça genellikle yaygın bir dil olarak ve ortak anlaşma dili olarak kullanılıyordu. İlk defa bu yıl, Türksoy'un bütün temsilcileri resmî toplantıda, yapabildikleri kadar kendi Türkçeleriyle birbirleriyle anlaşmaya çalıştılar. Bunlar, bütün bu yaşadığımız sorunlara, sıkıntılara rağmen, yeni gelişmeler ve olumlu gelişmeler. Çok sayıda, Avrupa'nın ortasından Asya'nın ortalarına kadar, farklı ağızlarda, farklı lehçelerde ama Türkçe konuşuluyor ve belki Türkçe, başlangıçtan, yani kullanılmaya başladığından bugüne kadar, ilk defa bu kadar Türkçe yayınla yüz yüze geliyor, çok sayıda yayın da yapılıyor. Yani bir sıkıntı var, bir sorun var, bir savrulma var, bir kopyalama var, aynı zamanda olumlu gelişmeler de var. Bunları da umutlu bir ortamı tespit etmek için sizlerle paylaşmak istiyorum.

Arkadaşlarım, bu raporda paylaştığım paylaşmadığım, benim de şahsen… Mesela bir başlık var ki, onu söylemeden geçemeyeceğim: ‘Harf ve dil inkılabı’ diye bir terim var 41'inci sayfada, ‘dil inkılabı.’ Bir kere bu ‘inkılap’ sözcüğü 12 Eylülleri hatırlatıyor bana, bir ‘devrim’ denmesin diye, ‘evrim’ denmesin diye dayatılmış bir sözcük gibi. Eğer Türkçe üzerine bir rapor yapıyorsak, bence artık bu raporda -Yani harfle ilgili bir devrim yaşadı Türkiye, doğrudur. Dilde devrim olmayacağını düşünüyorum ben. Dil bir evrimleşme, bir gelişme süreci içindedir- daha farklı bir terim kullanabilirdik diye düşünüyorum. Dilde devrim olmaz bence, inkılap da olmaz tabii böylece. Harfte oldu, yaşandı, onun adı da devrimdir. ‘Evrim’, ‘devrim’ sözcükleri bugün çocuklar tarafından da, devletin tepesi tarafından da kullanılıyor. Böyle bir, dilde sadeleşmede aşırıya kaçmamak nasıl bir dikkat gereğiyse, dilde bir eskiye dönüş gayreti de bence, bugün halkın kullandığının dışında, gençlerin kullandığının dışında bir eskiye dönüş gayreti de çok doğru değil gibi geliyor. (…)”

(Konuşmanın bütününü okumak isteyenler, TBMM’nin bilgisunar sayfasından yararlanabilir. Buradaki alıntılarda anlatım ve yazım değişikliği yapılmamıştır.)

“Prestijli kitap”lar yayımlayan Kültür ve Turizm Bakanlığımızın kafası tepeden tırnağa karışık, tıpkı eski Milli Eğitim Bakanlığınınki gibi. Dil Devrimiyle kazandığımız sözcüklerle kendilerini anlatmaya çalışırken devrimin özünü bir türlü benimseyemiyorlar. Türkçeyi korumak için kolları sıvamış görüyorlar; ama kullandıkları Türkçeye bakın… Kolları sıvalı kalacak… Öfkeli oldukları için dağılıyorlar; daldan dala atlayarak pek bilgili olduklarını kanıtlamaya çabalıyorlar; olmuyor. Öfkeye önyargı da karışınca, bilgi diye sundukları öznel düşünceleri de karışıyor. Ne yapsalar, ne denli çırpınsalar olmuyor; öfkeyle kardıkları düşünceleriyle sandık sepet dolmuyor. Çünkü devrim kendi akışını, her şeye karşın sürdürüyor. Nazım Hikmet’in dediği gibi, dil yürüyor. Yanlışı, yalanı ezip geçerek, silip süpürerek yürüyor. Yürüyecek de… Devrim demekten korkanları, resmi Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlük’ündeki devrim tanımına uydurarak, “katlayıp çevirip bükerek” yürüyecek!

Biz, bu yürüyüşe akılla, bilimsel ve sanatsal olanla katılıyoruz! Akıldan ve bilimsel bilgiden başka doğru tanımadan; dün doğru bildiğimizi bugün ün, orun, bireysel çıkar uğruna reddetmeden katılıyoruz! Devrimi yadsıyanlara düştükleri durumu göstererek, ayna tutarak katılıyoruz!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter