AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Aralık 2008
SAVAŞIMLA GEÇEN,
GÖNÜLLÜ BİRLİKTELİKLE BESLENEN YILLAR...

            Yirmi birinci yılımızı da geride bırakıyoruz; bilenlere anımsatmak, bilmeyenlerle paylaşmak için yazıyorum. Atatürk’ün vasiyetnamesi çiğnenerek Türk Dil Kurumu 1983’te kapatılınca, 1987’de Dil Derneği’ni kurduk. Dönemin iktidarı rahatsız oldu ve dernek, “kurulması yasak” derneklerden sayıldı. Hukukun üstünlüğüne inancımızla yasaklılıktan kurtulduk; ama ne sandalyemiz, ne masamız vardı. Cumhuriyet gazetesindeki “Olanaksızı Olanaklı Kılmak” başlıklı seslenişimizi, bir banka müdürü duydu, hâlâ kullandığımız eşyaları verdi. Ödenti ve bağışlarla kitap yayımlamaya başladık,  küçük bir yer bile alabildik. Aradan 21 yıl geçti; nasıl geçtiğini ne siz sorun ne biz söyleyelim.

Dil Derneği’ni “yasak”lı sayan bürokratlar, mahkemede belgesi olmayan, çürük sakıza dönmüş açıklamalarla Dil Devrimi üstünden, Atatürk’ü ve yaptıklarını yargılatmaya çalıştılar. Bu devriminin “kuşaklar arası kopukluk yarattığını, geçmişimizi unutturduğunu” söylerken asıl amaç, bir bakıma geçmişle bağları koparanın Atatürk olduğunu kanıtlamaktı; olmadı. Yargı, bu savları çürüttü.

            Yirmi beş yıl önce zorla devlet dairesi yapılan Türk Dil Kurumu’nu, yeniden Atatürk’ün kurduğu gibi dernek yapısına döndürmenin önünde 1982 Anayasasının geçici 15. ve 134. maddeleri bulunuyor. 12 Eylülcüler kendilerini ve yaptıkları hukuk dışı uygulamaları geçici 15. maddeyle koruma altına aldı; hâlâ korunuyorlar. Aradan tam çeyrek yüzyıl geçti; birçok hükümet kuruldu; kimi çoktan unutulan siyasetçiler geldi geçti; ama içlerinden hiçbiri Atatürk’ün vasiyetnamesi üstündeki hukuk lekesini silmek istemedi. Uzaktan bakınca hepsi “aslanlar gibi” Atatürkçüydü.

Şimdi çokları bugünkü Türk Dil Kurumu’nu, Atatürk’ün kurumu sanıyor; ilginçtir, buraya atananlar da vasiyeti es geçerek hâlâ Atatürk’ün Türk Tarih ve Dil Kurumlarını “akademi” yapmak istediğini söylüyorlar. Peki, 1983’te zora dayalı olarak kurulan Başbakanlığa bağlı Türk Tarih ve Dil Kurumları, 25 yıl içinde “akademi” olabildiler mi? Madem Atatürk böyle istiyormuş, Atatürk’ün istediği gibi mi çalışıyorlar? Ne gezer…

            Buyurun, resmi TDK’nin bilgisunar sayfasına bakın. İyimser bir bakışla söylersek 25 yılda 500’e yakın yayın yapılmış; bunların 100’e yakını 1983 öncesinden kalanlar. Yazım Kılavuzu ile Türkçe Sözlük dışındakiler, yandaş akademisyenlerin tuğla gibi yapıtları. Türkiye Türkçesinden çok lehçelere, cumhuriyet öncesine ilişkin araştırmalara ağırlık veriliyor. Yazım Kılavuzu ve Türkçe Sözlük’ün ölçünlü dil ve yazım birliğini bozduğunu ise herkes biliyor da bilmezden geliyor; üstelik yanlışlar MEB eliyle yaygınlaştırılıyor. Örneğin Yazım Kılavuzu’nda “Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler”gibi gülünç bir başlık altında “büyükanne” gibi yüzlerce sözcük ayrı yazılıyor. Türkçe Sözlük’te yer alan, “mızraklı ilmihâl, Miraç Gecesi, Mevlit Kandili, Allahuteala, Allahualem, Allah vergisi, mevhibeiilahiye, sabah ezanı, namaz seccadesi, namaz niyaz, teravih namazı, ahir zaman peygamberi” gibi dinsel öğelere karşın, tek bir ulusal kavram yok ya da “toparlayıcı krem, ıslatma suyu” gibi gülünç tamlamalar maddebaşında sıralanıyor. Dilbilgisel yanlışlar da cabası…

Atatürk’ün istediği “akademi” bu muymuş?  

Resmi TDK, Atatürk’ün milyarları aşan kalıtını, bir “akademi” gibi mi kullanıyor? Bilgisayar ortamında “bozuk Türkçeyle” yapılan gösterilerin yaratıcısı resmi TDK, TBMM’de “Atatürk dilde devrim yapmamıştır” diyen bir araştırma komisyonunu onaylıyor; TBMM dışında, TV’lerde, okullarda sözümona Dil Devrimini savunuyor. İşte “akademik” dik duruş… Koskoca “akademisyen”ler, geçmişte türetilen sözcüklerin yazım ve tanımlarıyla oynayarak basın yayının dilini düzeltmeye kalkıyor; “Türkçesi varken; yabancı dille öğretime hayır…” gibi, dün tepki verdiği ya da sessiz kaldığı eylemleri bugün sahiplenmiş görünüyor; el altından Türk İslam sentezinin dil anlayışına sarılıyor; yurtiçi ve dışı yolculuklarla yorgunluk atıyor; trilyonları hırsızlara kaptırıyor. Gerçekten Atatürk’ün istediği “akademi” bu muydu?

Başbakanlığa bağlı bir kurum; söz, tavır ve ürünleriyle güven sağlayamadığı için Türkçeyi koruma yasası çıkarılması için herkesi, özellikle gençleri yanıltarak en önde koşuyor. Özetle, yönetim kurulu ve yeterli uzmanı olmayan TDK, yasal boşluktan yararlanarak üç beş kişiyle, Atatürk’ün parasını “mirasyedi” gibi kullanıyor.

Bunları söylemekten, yazmaktan bıkmayacağız, yorulmayacağız. Her şey, yanlışlık gün gibi açıkken Dil Derneği’ni, resmi TDK ile uzlaşmaya çağıranlara ya da uzlaşmazlıkla suçlayanlara da aldırmayacağız. Uzlaşmak için ödün vermemiz bekleniyorsa, Atatürkçü düşünceden beslendiğimiz için bunu kendimize yakıştıramadığımızı hep anımsatacağız!

İşte bir yanda Atatürk’ün kurduğu kurumları ele geçirdikten sonra, ölünceye dek Türkçeyi düşünen Atatürk’ün Dil Devriminin içini boşaltmaya çalışan anlayış… Türk Devriminin bütünüyle hesaplaşanlara açıktan ya da gizlice destek veren bir devlet kurumu… Ne demek istediğimizi merak edenler TBMM’nin bilgisunar sayfalarından, TBMM’deki 7 Ekim 2008 günlü görüşme tutanaklarını okuyabilirler; bu kafayla Türkçeyi koruyacağından kuşkulu olduğumuz araştırma komisyonu “raporunu” inceleyebilirler. Şimdiki TDK, sağda solda söylediği, bilgisunar sayfasına yazdığı gibi gerçekten Atatürk’ün kurumu olsaydı, TBMM çatısı altında “Atatürk Dil Devrimi yapmamıştır!” diye yalan yanlış sözlerle haykıranlara tepki verirdi. Dil Devriminin kazanımlarıyla konuşup, devrimi yok sayamazsınız derdi! Eee, Atatürk’ün istediği “akademi” gerçekten bu mu? 

            Beri yanda Mustafa Kemal’in “manevi mirası olan akıl ve bilim”den başka doğru tanımayan, sanatın ışığına inanan Dil Derneği, iyice darlaşan yerini ve yenini genişletmek için 21 yıldır güçlüklerle boğuşuyor. Çeyrek yüzyıldır anlayamadığımız, alışamadığımız tavır şu: Bunca gerçek aydın, bunca Atatürkçü, bunca bilimsel akla tutunan insan, neden bu denli suskun? Dil Devrimine sahip çıkanlar yalnızlığa itilirken neden bu denli tepkisiz?

            Türk Devrimiyle hesaplaşanlar, yüzde yüz başarıya ulaşırsa maddi manevi tüm kazanımlar uçup gitmeyecek mi? Maddi manevi kazanımları kullanacak alan kalacak mı?

            İnanın, yeni bir yıla girerken daha coşkulu, daha güzel şeyler yazmaktı amacım; yine olmadı. Karamsar değilim; ama Pollyanna da değilim. Körü körüne mutluluk oyunu oynamaya kalkmanın sırası mı?

Değerli dostlar, sevgili dilseverler, özverili üyelerimiz! Dil Derneği’nin aydın desteğiyle daha üretken, daha etkin olması gerekiyor; gerekiyor da… Her şeye karşın umutluyum; paylayacağı parası, taşınmazı olan aydınlanmacıların sesimizi duyacağından, uzattığımız eli tutacağından çok umutluyum. 2009’u ülkenin sıkıntılarına karşın daha üretken kılacağımızdan umutluyum. Büyük Ozan Nazım gibi iyimserim; iyimseriz! Gücümüzü nereden aldığımızı biliyoruz!

Yeni yılınız kutlu olsun!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ
Haziran 2017 - 352. Sayı
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter