AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Şubat 2009
RENGİ DEĞİŞEN DİL TARTIŞMALARI

Yeryüzünde yüzlerce ülke ve bu ülkelerde konuşulan yüzlerce dil var; birçok ülkede birden çok dilin konuşulduğunu, bu dillerden birinin resmi ya da ortak dil olduğunu biliyoruz. Örneğin eyaletlerden oluşan, birçok dilin konuşulduğu Amerika’nın yeni başkanı, yurttaşlarının türlü özellikleriyle köken ayrılıklarını da vurguladığı konuşmasını, “Teşekkürler Amerika” diye ortak dil olan İngilizceyle bitirdi. ABD Başkanının konuşmasından, asıl vurgulamak istediği noktanın yurttaşlık bağı olduğunu anladık. Bizdeki birtakım sözde aydınlarla Amerikancılarsa, ortak ya da resmi dil tartışmalarını bilimdışı alanlara çekerek yurttaşlık bağlarımızı koparmak için çabalıyorlar.

Bizim ülkemizde de birden çok dil konuşuluyor. Evet, Kürtçenin talihsiz dönemlerden geçtiğini, bu dili konuşanların türlü sıkıntılar çektiğini biliyoruz. Ne acıdır ki Türkçe konuşanlar da hep sıkıntı içinde. Özellikle Dil Devrimiyle yenileşen Türkçeyi benimseyenler sıkıntı çekmedi mi; çekmiyor mu? Özellikle 12 Eylülden sonra Türk İslam sentezini devletin temel siyasası yapan anlayışın yenileşen Türkçenin sözcüklerini yasaklattığını, yenileşen Türkçeye uydurukça dediğini; Kürtçe için doğu ve güneydoğu illerinde bilimsel temeli ve inandırıcılığı olmayan gülünç konferanslar verdirdiğini biliyoruz. Turgut Özal Kürt açılımı peşindeyken, onun kültür bakanı böyle bir dil olmadığını söylemiş, gülünç savlar ileri sürmüştü. O günlerin gazete ve dergileri karıştırılırsa Kürtçe için yapılan abuk sabuk tanımlara, açıklamalara bizlerin tepkisi görülecektir.

Ülkemizdeki dil tartışmaları, uzun zamandır akıl ve bilimdışı savlarla yapılmaktadır. Anımsatmak isteriz: Türkçe dünya görüşü, inancı ve kökeni farklı olan insanların ortak anlaşma aracıdır. 1950’den sonraki iktidarlar Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimine sürekli tepki göstermiş, devrimle kazanılan sözcükler genelgelerle yasaklanmış, hatta Atatürk’ün kalıtı çiğnenerek onun kurduğu Türk Dil Kurumu kapatılmıştır. Türkçe sözcükler yasaklanırken Türk ve Kürt aydınlarının çoğu tepkisiz kalmıştır. Yeni sözcüklerle konuşanlar komünist bellenmiş; “muhafazakâr”lar, eski dil ve yazıya özlemlerini, Türk Devrimine tepkilerini Türkçeye saldırarak dillendirmişlerdir. Yaklaşık 60 yıldır ülkenin ortak diline sevgi ve saygı göstermeyen muhafazakâr anlayışın, Türkçeye de Kürtçeye de akılcı ve bilimsel verilere tutunarak bakacağını söylemek zordur. Çünkü bu ülkenin yurttaşları Türkçe mi Kürtçe mi diye tartışırken, egemen güçlerin dili İngilizce, ülkemizde konuşulan bütün dillerin önüne geçmek üzeredir. Daha açık söylersek egemen güçler ne Türkçeyi ne Kürtçeyi sevmektedir.

Sağ iktidarlar abecemize bile karışan yabancıya hak verirken, Türk ve Kürt yurttaşlar, emperyalistin Türk-Kürt ayrımını körükleyerek kendine alan açtığını gözden uzak tutmaktalar. Abecemize x,q,w’nin katılması, Kürt yurttaşların işini kolaylaştırmak için değildir. Türk abecesiyle ne Kürtçenin ne başka dillerin yazıya geçmesi söz konusudur; çünkü Kürtçenin de bütün diller gibi kendi ses yapısına, biçim özelliklerine uygun abecesi vardır; bununla da Türkçe yazılamaz. Öyleyse Türkçenin abecesiyle Kürtçe yazdırmaya çalışmak, bilimsel ve akılcı bir yöntem değil, anlamını kestirebileceğimiz bir oyundur.

YÖK’ün üniversitelerde Türkçenin bilim dili olmasını engellemeye çalışır ve saçma sapan yönetmelikler çıkarırken Kürt dili ve edebiyatı kürsüleri kurulacağını söylemesi, MEB’nin İngilizceyi anaokullarına dek yaygınlaştırması ne kadar içtenlikli bir davranışsa, iktidar temsilcilerinin Kürtçe konuşmaya çalışarak, devlet TV’sinde alan açması da o kadar içtenliklidir. Ne yazık ki Türkçe de Kürtçe de çoktandır siyasete malzeme yapılmaktadır. Tutucu anlayışın Türkçeyi içtenlikle savunduğunu hiç görmedik. İngilizceyi anaokullarına dek indiren siyasetin; ortak dil Türkçenin eğitim ve öğretimini akılcı, bilimsel temellere oturtamayan bir ulusal eğitim kurumunun, üniversitelerde Türkçeyle bilim yapmak istemeyen sözde “akademik” bir yapının, ne Türkçeye ne de ülkemizde konuşulan dillere saygılı olduğuna inanırız. Bu gösterileri yapanlara soralım: Türkçe mi, Kürtçe mi, yoksa Arapça mı? Kuşkusuz sonuncusu. Sık sık gündeme getirilen sorun, Türk abecesine x,q,w’nin yerleştirilmesi değildir; sorun, siyasette önde koştuğunu sananların dil bilinci eksiğidir.

Biz, hiç inanç ve köken ayrımı yapmadan, böyle bir ayrımın ne denli tehlikeli olduğunu görüyor; bilimsel aklı göz önüne alarak özellikle kendini aydın olarak tanımlayan herkesi sağduyulu olmaya çağırıyoruz. Yıllardır aydınların dikkatini çekme, sorumluları uyarma çabalarımızın suya yazıldığını görmek, günümüzdeki tartışmaları düşündüğümüzde daha da üzüntü verici boyutlara ulaşmaktadır. Yineliyoruz; üniversitelerin çoğunda Türk dili ve edebiyatı bölümleri Türk İslam sentezine yaslanmış durumdadır. Bu bölümlerin çağdaş yöntemlerle dili/dilleri inceleyen dilbilim bölümleriyle bağı yok denecek kadar azdır; bu bölümlere özellikle YÖK’le başlayan dönemde yerleşen akademisyenlerin hemen hemen çoğu Türkçeyle ve Dil Devrimiyle kavgalıdır. Dil Devrimiyle kavgalı olmak, Türk Devrimiyle kavgalı olmak demektir. Oysa Türk Devriminin özü, hiç ayrım yapmadan bütün Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının laik eğitimle aydınlanma yolunda yürümesidir.

Gerekli donanımlar, uzman desteği sağlandıktan sonra elbette kimi üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı eğitimi verilebilir. Ancak bir ulusdevletin yurttaşları birbirini ortak bir dille anlamak; ortak dille eğitim, sağlık ve adaletten pay almak durumundadır. Gelişmiş ülkelerin çoğunda da sağlıklı, bilimsel uygulama böyledir.

Varsıl yurttaşlar nasıl TV, radyo kuruyor, Türkçeyi işleyen bilim ve sanat kurumları, dernekler oluşturuluyorsa, resmi dil dışındaki dilleri konuşan yurttaşlar da TV, radyo, dernek, vakıf ve türlü sanat, kültür kurumları kurup yaşatarak, bilim ve sanat insanları bu dillerle özgürce üreterek Türkiye Cumhuriyeti’nin çokdilli, çokkültürlü yurttaşları, çağdaş dünya ile yarışabilirler. Devlet de görevini yapar, yan tutmadan çağdaş hukuk düzeniyle bu kurumları denetler.

Devlet TV’si başta olmak üzere, birçok kültür ve sanat kurumunu doğru dürüst yönetemeyen muhafazakâr iktidarları anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Her şeyi satmaya, özelleştirmeye bakan muhafazakâr anlayış, dernek olan Türk Dil Kurumu’nu devlet dairesi yaptığında çıtı çıkmayan sözde aydınlar, Türk ve Türkçe diyen herkesi “ulusalcı” diye küçümserken, Kürtçe “kart kırt sesinden çıkmadır” diyenlere zamanında tepki vermemişken, birden çokdilli ve çokkültürlü oluşun ayrımına vardılar. Ama aynaya, yüzünden değil tersinden bakıyor ve doğallıkla aydınlığı göremiyorlar. Üstelik ortak dile tepkili olan bu kesimin bir ayağı hep yurtdışındadır. Gittikleri ülkelerin hepsinde resmi dil varken, “resmi” sözcüğünü o ülkeleri düşünüp engin bilgileriyle irdelemezler.

Kökenimiz ayrı da olsa ortak dille anlaşarak, eğitim alarak; birbirimizin inanç ve köken ayrılıklarını küçümsemeden, yok saymadan, tersine birikim ve deneyimlerimizi birbirimize aktararak birlikte yaşamak zorundayız. Türkçe, Kürtçe, Çerkezce ya da başka bir dille ürettiğimiz her düşünce, her ürün, yurttaşlık bağımızı güçlendirecektir. Bunu unutmayalım.

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter