AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ağustos 2009
DERNEĞİMİZ TAŞINDI/ TAŞINMA ÖYKÜMÜZ...

Derneğimiz yeni yerine taşındı; bu taşınma öyküsünü bütün ayrıntılarıyla üyelerimize ve dilseverlere anlatmayı, bir bakıma hesap vermeyi görev biliyoruz. Çünkü Dil Derneği, salt yöneticilerinin değil, amacına inanan bütün yurtseverlerin ortak emeğinin ürünüdür.

*

22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurmuş, bir süre derneğe özgü telefon, belgeç gibi birtakım temel gereksinimleri bile karşılayamadığımız için, o zamanki yönetim kurulu üyelerinin işyerlerinden yararlanmıştık. Sonra Ormancılar Derneği’nin bir odasına geçtik; burada ilk odamız 10,5 metrekareydi; on bir kişilik yönetim kurulu bu odada aylarca diz dize çalıştı. Derken yine Ormancılar Derneği’nin biraz daha büyükçe, bilemediniz 15 metrekarelik bir başka odasına göçtük; burayı suntayla bölerek iki oda görüntüsü verdik. Şimdi de çoğunu kullandığımız masa, sandalye, dolap gibi öteberinin yanı sıra yazı makinemizi (sonra bilgisayarı), gereken her şeyi bağışlarla edindik.

Nisan 1987 - Haziran 1994 arasında Ormancılar Derneği’nin kiracısıydık; sözlük, kılavuz çalışmalarını, aylık dergimizi çoğunca ya evlerde ya da yine kimi üyelerin işyerlerinde hazırladık. Türlü etkinliklerimizi bulabildiğimiz en uygun yerlerde tasarladık; çünkü büyükçe dediğimiz odaya da sığmıyorduk. Bu durumdan yakınmadan, kısıtlı olanaklarla yayın da yaptık türlü etkinlikler de.

Üye ödentisi, bağış, yayın gelirimiz ve kimi kurumlara sunduğumuz tasarılarla biraz paramız oldu; bununla derneği sıkıntıya sokmadan, örneğin çalışanların aylığını, elektrik, su, telefon vb. giderlerini nasıl karşılayacağımızı önceden hesaplayarak kendimize bir yer edinmeyi düşündük. O günlerin değeriyle bir milyarın biraz üstünde paramız vardı; bunun yedi yüz elli milyonuna, 1994 yazında 75,5 metrekarelik giriş katını satın aldık; kendi evimize taşınmak çalışma isteğimizi çoğalttı. 15 yıl boyunca bu giriş katında gönüllü çalıştık; anımsadıkça sevinçle ya da üzüntüyle anımsayacağımız anılar biriktirdik. Ne ki derneğe emek veren bilim ve sanat insanlarının oluşturduğu kurullarımız ve ilgisini esirgemeyen üyelerimizle burada da sıkıştık.

Çalışma yerimizin dar oluşundan kaynaklanan sıkıntıları 27 Eylül 2008’deki 11. Olağan Genel Kurulda dile getirdik. Genel kurul, seçilecek yeni yönetime bu sorunu aşma yetkisi verdi. Önce para, sonra uygun bir yer bulmak gerekiyordu. Şu sözüme hiçbir üyemiz alınganlık göstermesin; ödenti toplama konusunda, pek çok dernek gibi, son yıllarda biz de epeyce zorlanıyoruz; böyle olmasına karşın yine de tek güvencemiz kuşkusuz ilkin üyelerimizin katkısıdır, ilgisidir. Üyelerimize olan güvenle yola çıktık; üyelerimizden, yanı sıra bütün dilseverlerden bağış istedik. Işık Kansu ile Feyza Hepçilingirler, Cumhuriyet’te; Yalçın Bayer, Hürriyet’te; Melih Aşık, Milliyet’te çağrılarımızı kamuoyuna duyurdular; Kansu, Bayer ve Aşık, duyuruyu birkaç kez yinelediler. Sesimizi duyuran bu sevgili dostlara içtenlikle teşekkür ederiz; çünkü seslenişimiz, karşılıksız kalmadı. Büyük küçük bağışlar gelmeye başladı.

Ne denli çırpınırsak çırpınalım, gelirimiz gönlümüze göre bir yer edinmemize engeldi. Bu sırada gelen bir öneriyi değerlendirdik. Epeyce onarım gerektiren giriş katımızı, yan komşumuz olan Bahçe Kafe satın almak istiyordu. “Araştırın, kim ne verirse biz daha çok vereceğiz” dediler. Taşınmaz alıp satan kimi kurumlardan görüş istedik. Birbirini tanımayan “emlakçı”lar, bizim giriş katı için 90–110 bin arasında değişen sayılar söylediler. Aynı kişiler, “ülkemizdeki ekonomik kriz” nedeniyle taşınmaz alım satımı için ortam ve koşulların çok uygun olduğunu da belirttiler; “Yeni bir yer almayacaksınız, sakın şimdiki yerinizi satmayın” uyarısı yaptılar. Birçok taşınmazın bir yılı aşkın bir süredir satılamadığını, bilgisunar ve gazetelere yansıyan taşınmaz ederlerinin gittikçe düştüğünü, aylarca süren yer arayışımız sırasında biz de gördük. Yeni yapılar (15–20 yıllık olanlar bile), çok pahalıydı; eski yapıların çoğunun ederi uygun gibi görünmesine karşın, hepsinin içi büyük harcama (en az 20 bin lira) gerektirecek kadar kötüydü. Bu durumda ya şimdiki yerimizden biraz daha büyük ya da epeyce emek ve para harcamamızı gerektirecek genişçe bir yer edinebilirdik.

Bir yandan yer ararken bir yandan da Bahçe Kafe ile sıkı bir pazarlığa giriştik; Bahçe Kafe taşınmazımızı 160 bin liraya alacağını, bunun üstüne çıkamayacağını kesin bir dille belirtti. Bu arada yine Konur Sokakta, şimdiki yerimizden iki yapı ötedeki 150 metrekare (4+1+ küçük bir depo) ve çok aydınlık olan yeri kendimize uygun bulduk. Salonu genişti; oda sayısı yeterliydi; kurullarımız özgürce çalışabilirdi; üyelerimiz çalışanları rahatsız etme kaygısı taşımadan gelip gidebilirdi; üstelik Dikmen’deki depoyu boşaltmakla da kazancımız olacaktı ve yalnız kapı numaramız değişecekti.

Mal sahibiyle pazarlığımız uzun sürdü. Önce 275 bin isteyen mal sahibi zaman ilerledikçe ederi düşürdü. Sonra 250 bin dedi ve bu isteğinde birkaç ay direndi; biz de kendi bütçemizi düşünerek 200 binden başladık; mal sahibi 230 bine indi ve “Artık son!” dedi. Bu yer, bundan önce gördüklerimize bakarak daha iyi durumdaydı; kapı, pencere ve yerlerinin yenilenmesi gerekmiyor, yalnız duvarları boya istiyordu. Ancak tuvaletini en az harcamayla yenilemeyi; ileride başka harcama yolu açılmasın diye mutfağını, elektrik, bilgisayar, telefon ve su döşemini elden geçirmeyi gerekli gördük. Genç üyemiz İnşaat Mühendisi Doğan Sandalcı, bu işler için kolları sıvadı; Çankaya Belediyesi boya işini üstlendi. Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’a, Başkan Yardımcısı Ali Ulusoy’a, derneğimizi güzelleştiren belediye emekçilerine, Doğan Sandalcı’ya ve onunla birlikte derneğimizi güzelleştiren bütün emekçilere içtenlikle teşekkür ederiz.

Taşınmazımızı 160 bine satmak, yenisini 230 bine almak için bu işleri bilenlerle görüştük; yönetim kurulumuzda durumu değerlendirdik. Gelen bağışlarla bile 230 bini tamamlayamıyorduk; 25 bin lira açımız vardı. Bu açık 15 bine inince iki yönetim kurulu üyemiz 5’er bin liralık bağışlarının yanı sıra biri 5, öteki 10 bin lira borç vererek 230’u tamamladılar. Alışveriş bittikten sonra da havuza azar azar su akıyordu (dileriz, bu akış sürer, ödentiler ve bağışlar durmaz da borçlarımızı öder, geçim sıkıntısı çekmeyiz). Alım satımdan sonra gelen bağışın yaklaşık bir bölümüyle kalıcı iyileştirmeler yaptık. Yönetim kurulu üyelerimizle birlikte adının anılmasını istemeyen “bir yurttaş”a, Göğüş Ailesine ve kısıtlı gelirlerinin büyükçe bir bölümünü Dil Derneği’ne bağışlayan bütün üyelerimize, bütün dilseverlere içtenlikle teşekkür ederim. Evet, bu noktada “ederim” deme gereksinimi duydum; çünkü Dil Derneği’nde görev almanın gönüllü çalışmanın ötesine geçen birtakım yükümlülükler getirdiğini de tüm üyelerin, dilseverlerin bilmesini istiyorum.

Sayman Üye Salih Taştan, bu işler sürerken önemli ve zorlu bir ameliyat geçirdi; uzun süre dinlenmesi gerekti; bu nedenle yönetim kurulumuz, alım satım işleriyle beni görevlendirdi. Dernek olduğumuz için “yönetim kurulu kararı” ile pek çok belge hazırlamak zorundaydık. Ankara Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünden yerimizi satmak için ayrı, yenisini almak için ayrı olmak üzere izin aldık; başka belgeleri de bir hafta içinde toparlayarak tapuya Genel Yazman Hülya Küçükaras ve eski yönetim kurulu üyemiz değerli hukukçu Erkan Yücel’le birlikte gittik. İşlemler tamamlandığında çocuklar gibi sevinçliydik; yapılacak işler, hiç gözümüzde büyümedi. Bahçe Kafenin sahibi Yılmaz Yıldız’ın bu işlerle taşınma sırasındaki özverili katkılarını anmadan geçemeyiz; ona da içtenlikle teşekkür ederiz.

Sevgiyle anmak istediğim başkaları da var; onlar başkaları değil gerçekte… Emek ve yürek ilişkisini bütün güzelliğiyle sergileyen çocuklarımız… Taşınma kargaşasını azaltan Dil Derneği Yönetmeni Arzu Asil’i, aklınıza gelecek her yere, her işe koşturan, Dil Derneği çalışanı Cemal Pancar’ı, bütün üyelerimiz adına kucaklıyorum. Bir de gençler var; çoğu okulları kapalı olduğundan Ankara’da değildi; uzaktan da yetiştiler; “Gelin!” desek koşacaklar… Ankara’da kalanlar arkadaşlarını aratmadı; yerleşmemize yardım ettiler; Onur’u, Tuğrul’u, Özlem’i, Özer’i de sevgiyle kucaklıyorum.

İlginç bir rastlantı, ilk yerimizi 19 Haziran 1994’te almıştık; yenisini de 19 Haziranda edindik. Kamu yararına çalışan dernek olduğumuzdan alım satım işleri sırasında (harç, vergi türünden) hiçbir harcama yapmadık; toplanan paranın her kuruşunu belgeleyerek harcadık. Hem iç denetiminde hem yasal bütün denetimlerde hesabını, başı dik, alnı açık olarak 22 yıldır veren derneğimiz, şimdi yeni yerinde daha üretken olmaya, kamuoyunun dil bilincini pekiştirecek eylemlerini yaşama geçirmeye bakacaktır! Ancak üyelerin ve dilseverlerin desteği de sürmeli… Süreceğinden kuşku duymuyoruz.

*

Ülkemizin yaşadığı türlü sıkıntılar karşısında, bizimki gibi ussal ve bilimsel olandan başka doğru tanımayan kitle örgütleri, 1950’lilerden bu yana yeri ve yeni sürekli daraltılsa da ussal ve bilimsel doğruların kaynağı olan Türk Devriminden ödün vermeden ayakta durmaktadır. Koşullar ne olursa olsun, biz doğrular için onuncu köyler yaratarak Dil Devriminin ışığında yürüyeceğiz.

Bilimcilere, sanatçılara, kuşkusuz bütün dilseverlere çağrımız var: Adamsendeciliği semtimize uğratmaktan kaçınmamız gereken bir süreçten geçiyoruz; dayanışmaya, deyim yerindeyse bir dilim ekmeğimizi paylaşmaya her zamankinden çok gereksinim duyduğumuz karanlık bir dönemle baş etmeye çalışıyoruz. Bilinenleri yineleyerek, yakınarak zaman yitirmek yerine ortak akıl üretmek için bütün üyelerimizi öneri, eleştiri ve katkılarıyla Dil Derneği’ne, örgütlerimize sahip çıkmaya çağırıyoruz. Önemli olan yerimizi genişletmek değil; unutmayalım ki Osmanlı İmparatorluğu saraylarda yayılmacıya omuz verdi; sonuç acı oldu; yıkıldı! Laik Türkiye Cumhuriyeti onca yoksulluk ve yoksunluğa karşın yayılmacıya, yayılmacının içerdeki işbirlikçilerine ders verilerek kuruldu!

İşte bizim yeniden laik cumhuriyetimizi yaratan, devrimleri yükselten coşkuya gereksinimimiz var! Atatürk’ün kalıtını çiğnediler; kurumlarının adına, malvarlığına, yapılarına, yapıtlarına el koydular; ama Atatürkçü düşünceyi, Atatürk’ün Türk Devrimine olan bağlılığımızı, inancımızı alamadılar. Asla alamazlar!

1950’den bu yana laik cumhuriyetimizle, Türk Devrimiyle hesaplaşmayı hızlandırmak için ne dernekler kuruldu; kuruluyor; ne karanlık işbirlikleri yapıldı; yapılıyor...

Önemli olan fiziksel koşullar, süslü masalar değil; önemli olan yüreğimiz, Türk Devrimine olan inanç ve bağlılığımız. Bugüne dek yaptıklarımızla yetinmeyecek, karanlık işlere ve ilişkilere sessiz, suskun kalmadan ussallığı, bilimselliği öncü alarak savaşımı sürdüreceğiz!

Ulusalcıyız; Atatürkçüyüz; Fazıl Hüsnü gibi dil yurttaşlığına inanıyoruz!

Yeni yerimizin hepimizde bu inancı yeniden şahlandırmasını dilerim!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter