AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Kasım 2009
YABANCILAŞMA DİLDE BAŞLAR

Laik cumhuriyetimizin kuruluşunun 86. yılında çok düşündürücü, çok endişe verici bir sürece saplanmış bulunuyoruz. Eylül 2009’da Dil Devriminin 77. yılını kutladık; 1 Kasım da Harf Devriminin 81. yılıdır.  Kimi kaynakların Atatürk Devrimleri olarak andığı, bizim Türk Devrimi demeyi yeğlediğimiz yenilikler bütünü, bizlere yurttaşlık bilinci kazandırmıştır.

Yurt, bir ulusun egemen ve bağımsız olarak üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu, yaratıcı olduğu topraktır; yurttaş, yurt ve duygu birliği içinde olan insan demektir. Yurttaşlık da aynı yurtta doğup büyümek, yaşamış olmak, insan hak ve özgürlüklerinden eşit pay alabilmek için aklın öncülüğünde, bilimsel, sanatsal olanaklarla donanmaktır. Bu olanakların ayrımında olabilmek, bu olanaklara hukukun üstünlüğüyle sahip çıkabilme bilincindir.

Bu açıdan bakınca 86 yıl önce kurulan Türkiye Cumhuriyeti, laik eğitimi öngören eğitim birliği dizgesiyle ulusal sınırlar içinde yaşayan herkese inanç ve köken ayrılığı gözetmeden yurttaşlık bilinci kazandırmıştır. Ne ki bugün kimi kesimler, hem cumhuriyetin temel ilkelerini hem Yazı ve Dil Devrimlerini, sanki Türk Devrimiyle hiçbir şey kazanmamışız gibi tartışıyor, kazanımları göz ardı ederek, dahası devrimin kazanımlarını kullana kullana devrimi kötüleyerek toplumun aklını karıştırıyorlar.

Bizler 1950’den bu yana Türk dediğimiz, ortak dilimiz Türkçeyi savunduğumuz için uydurukçu, solcu, komünist, bölücü, bozguncu gibi, daha ağır ve daha aşağılayıcı sözlerle suçlandık. Bugünse üstü açık ya da kapalı olarak ırkçılıkla suçlanıyoruz.

Bakınız, başta ABD’de olmak üzere her ülkede kökeni başka başka insanlar bir arada yaşıyor; bu insanlar kendi çevrelerinde oluşturdukları etkinlik ve kurumlarda köken özelliklerini, kültürlerini yaşatıyorlar. Örneğin ABD’ye baktığımızda Kenyalısı da İtalyanı da yasalara uygun olarak istediği gibi yaşıyor, kendi dillerini yaşatıyor; ama hangisine sorsanız “Ben Amerikalıyım” diyor ve ortak dille konuşuyor, ortak dille eğitim alıyor. Obama, ABD Başkanı seçildiğinde kürsüdeki ilk tümcesi buydu. O zaman soruyoruz; başka ülkelerin insanları, örneğin bir İtalyan, bir Cezayirli, bir Kenyalı, bir Fransız, yurttaşı olduğu ülkenin ortak (resmi) diliyle kendini o ülkenin yurttaşı olarak tanımlarken Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, neden köken özelliklerine göre ayrı tutulmak isteniyor?

Türk Devrimi, yalnız Türk kökenli, Türkçe konuşan insanların aydınlanması için yapılan yenilikler dizgesi değil ki! Türk Devrimi, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına çağdaş dünyanın yolunu açan bir aydınlanma eylemidir. Bu eylemin başarılı olması, her yurttaşın ortak dille eğitim alması, sağlıkta ve hukukta ortak dille anlaşmasıyla olanaklıdır.

Ne ki bugün ortak (resmi) dili bile bozan, kavramları tersyüz eden bir yaklaşımla birbirimize yabancılaşıyoruz. Bu yabancılaşma ilkin dilde başlamıştır; bütün ağırlık noktası da dildir. Gördüğümüz kadarıyla siyasanın açılımı da “dil”de kilitlenmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak (resmi) dili Türkçedir; bu ülkede ortak (resmi) dille anlaşan; yurttaşlık bilinciyle birbirine bağlı olan; ülkesinde ve dünyanın her yerinde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmanın onurunu taşıyan herkese Türk denir. Bunun ırkçılıkla,  ayrımcılıkla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Nasıl ABD yurttaşı olan bir İtalyan ya da Kenyalı, ABD’nin ortak diliyle “Ben Amerikalıyım” diyebiliyor ve köken özelliklerini korumanın onurunu taşıyorsa; Türk, Kürt, Çerkez, Laz ve başkaları da köken özelliklerini yitirmeden, ülkesinde ve dünyanın her yerinde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmanın onuruyla kendini “Türkiyeli” değil Türk olarak tanıtıp tanımlayabilir. Büyük bir Kurtuluş Savaşıyla yayılmacıları (emperyalistleri) alaşağı ederek bağımsızlığını kazanan, yayılmacıyı şaşkına çeviren bir kültür devrimi yapan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmanın onurunu bir yana bırakarak, yayılmacının 90 yıl önce bastırmak zorunda kaldığı oyunları görmezden gelmek, gerçekten aymazlıktır.

Her ülke başka ülkelerle siyasal, kültürel ve ekonomik ilişkiler, alışverişler içinde olmak zorundadır. Çünkü uygulayımbilim dün olduğu gibi bugün de ulusal sınırları tanımıyor; bu nedenle siyasal, kültürel ve ekonomik ilişkiler, alışverişler diller arasındaki ilişki ve alışverişi de zorunlu kılar. Ancak Türkler, özellikle 10. yüzyıldan sonra bu alışverişte ölçüyü kaçırmıştır. Türkler İslamla tanıştıktan, Anadolu’ya geldikten sonra ilkin Arapça, Farsça, İtalyanca, Rumca, Ermenice ve başka dillerden çok sayıda sözcük almış, günümüzde de neredeyse bütün kapılar İngilizceye açılmıştır.

Siyasal, kültürel ve ekonomik ilişkilerle alışverişte yaratıcı ve üretken ülkeler kuşkusuz güçlüdür. Ürünlerini pazarlarken pazar olarak gördükleri ülkelerin dili üzerinde de baskı kurarlar. Bu baskı giderek pazar olarak görülen ülkelerin elini kolunu bağlar. Bizim tarihimizdeki en çarpıcı örnek Osmanlı İmparatorluğunu çöküşe götüren süreçtir. İmparatorluk, çağın gerisinde kalmamak için direnmiş; ancak bilim ve teknoloji üretemeyip hep satın almak ya da batıda yapılanlara öykünmek zorunda kalmıştır. Üniversite, okul ya da başka kurumlar açmış dilini kullanamamış, Arapça Farsça karışımı dile ya da Fransızcaya yaslanmıştır. Çöküş döneminin aydınları bu nedenle en çok dili tartışmış; Osmanlıca dediğimiz karma dille düşünülemediği için Türkçeye yabancı sözcük akını durmamıştır. Türkçe; Osmanlıcayı anlamayan ve kullanamayan halkın dilinde yaşamayı sürdürmüştür.

Şimdi Türkçe yabancı adlandırma dediğimiz, özellikle İngilizcenin “istila”sından ve yabancı dille öğretimden daha büyük ve tehlikeli bir sorunla yüz yüzedir.

Dilcilerin, üniversitelerin sustuğu, kendini Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu olduğunu sanan, 12 Eylül hukuksuzluğunun yarattığı resmi Türk Dil Kurumu’nun görünmez olduğu, bilgi eksikliği içindeki politikacıların ve onlara gaz veren birtakım sözde aydınların, gazetecilerin car car konuştuğu bir dönemde ortak (resmi) dil Türkçe acımasızca yargılanıyor.

Evet; öteden beri Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimiyle hesaplaşan… Hiç sıkılmadan Osmanlıcaya ağıt yakan… Siyasal akışa göre yol ve yön değiştiren… Yazında Recaizade Ekrem’den bu yana gelemeyen, dilde Nihat Sami Banarlı’nın akıl ve bilimdışı dedikodularına tutunan… Ağzını açtı mı Yunus’un, Nâzım’ın Türkçesi diyerek rol kesen… Dilde devrimi uydurmacılık diye karalayan… Ancak Türkiye Türkçesinin sorunlarını çözmekten yoksun, yazım birliğini bozan, Türkçenin sözvarlığını çirkinleştiren, karmakarışık eden, sözcük yasaklayanlara ışık yakan birtakım sözde profesörler, sözde uzmanlar, ortak (resmi) dil Türkçe acımasızca yargılanırken, yargılayanların arkasına saklanmayı sürdürüyorlar.

Amacı belli kesimler, sözde aydınlar, sözde akademisyenler, yakın tarihimizin her döneminde birilerinin, bilgi eksikliği içindeki politikacıların arkasına saklandılar. Bugün de saklambaç oynayarak açılım şarkısı söylemeye kalkıştıklarını görüyoruz.

1983’te Atatürk’ün vasiyetnamesini çiğneyerek Kenan Evren ve arkadaşlarının oluşturduğu resmi Türk Dil Kurumu, bir zaman bilgisunar sayfasına “Atatürk’ün kurumu” yazdı; baktı ki kimse inanmıyor; sildi. Çünkü kendisi de inanmıyordu. Atatürk’ün kurumu olmanın sorumluluğu büyüktür; taşımak kolay değildir. Ey, Cumhurbaşkanının gözetimindeki, Başbakanlığa bağlı resmi TDK; hani Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’ydun? Nerdesin? İktidarın “açılım”ında payın var mı yok mu? Göster!

AB çokbilmişleri Türk abecesine “w, x, q” eklensin diyorlar; remi TDK’den tıs yok, üniversiteler üç maymunu oynuyor. Birileri ikidilli eğitimden söz ediyor; resmi dilin ülkemizde konuşulan öteki dilleri engellediği savlanıyor; resmi TDK, 80 yıllık birikimin ürünü ve onlarca dilcinin emeği olan ortak dilin sözlüklerini (çoğunca bozarak) bilgisayar ortamına taşımayı büyük bir bilimsel “buluş”muş gibi göstererek aferin almaya çabalıyor; olan bitenden habersizmiş gibi ortada sipsivri duruyor.

Ey, ulusalcılığı ayıp sayan, suç örgütleriyle ilişkilendiren süzme “milliyetçi” akademisyenler, ortak dil bu denli acımasızca yargılanırken nerdesiniz? YÖK mü yok etti dilinizi?

Yabancılaşma dilde başlar; toplumun bireylerini birbirine yabancılaştırmak için akıldışı ne kadar yalan, bilimdışı ne kadar palavra varsa ortaya dökenler, “Ben Amerikalıyım” diyen Kenyalı Obama’dan “medet” umarken, Mustafa Kemal’in sağladığı yurttaşlık bilincini ellerinin tersiyle çöpe attıklarının ayrımında bile değiller, diyecektim ki “Hayır!!!” dedi içimdeki ses, bal gibi ayrımındalar. Onlar oyun kurucunun hık deyicisi, bütün oyunların bal gibi ayrımındalar!

Bir kez daha söylüyoruz:

81 yıldır kullandığımız Türk abecesiyle Türkçeden başka hiçbir dil yazılamaz; bu abeceye yeni harfler eklemek hem Türkçeyi, hem öteki dilleri bozma girişimi olmaktan başka anlam taşımaz!

Ortak (resmi) dil Türkçe dışında başka dille (ya da dillerle) eğitim kapısı açmak, yurttaşlık bağlarını koparacak, yurttaşların yollarını ayıracak başka kapılar açmaktır!

Yurttaşlık bağlarımızı koparmaya, ortak dil Türkçeyi yok etmeye, ülkemizde konuşulan öteki dilleri savunurmuş gibi yaparken bu dilleri konuşanları birbirine yabancılaştırmaya yönelik kirli oyunu gören, cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı yurttaşlara büyük bir görev düşüyor:

Yurtta barış için Mustafa Kemal’in manevi kalıtı olan akıl ve bilime sımsıkı tutunmak!

Mustafa Kemaller gibi silkinmek, onlar gibi tepki vermek!

Unutmayalım ki Türkçenin kurtuluş savaşı, Türkçeyle birlikte ülkemizde konuşulan bütün dillerin savaşımı olacaktır!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter