AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Eylül 2009
DİL DEVRİMİNİN 77. YILINA ERİŞTİK...
DİL BAYRAMI KUTLU OLSUN!

Yeryüzünde dilinin yenileşmesine bu denli soğuk bakan, göz göre göre dilinin saldırıya uğramasına çanak tutan, çanak tutanlara yurttaşlık bilinciyle tepki vermeyen başka bir ülke var mıdır; bilmiyorum.

Dil Devriminin 77. yılına eriştiğimiz bir dönemde, bayatlamış dil tartışmalarının yeniden ısıtılması, Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimine, dahası Türk Devrimine us ve bilimdışı savlarla saldırılması, ortak (resmi) dil konusunun sulandırılması hiç şaşırtıcı değildir. Çünkü dönem, karşıdevrim rüzgârından çıkar sağlamaya çalışanlar için, belki de cumhuriyet tarihimizin en ballı dönemidir.

Biz, hiçbir zaman tartışmaların fırtınaya dönüşmesinden yana olmadık; ancak Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak (resmi) dili olan ve Dil Devrimiyle bilim sanat dili olduğu kanıtlanan Türkçeyle ve Türk Devrimiyle hesaplaşırken çizgiyi aşanlara karşı suskun kalacak değiliz. Mustafa Kemal’in, “manevi mirası akıl ve bilim”den başka doğru tanımayarak her haksızlığa, hukuksuzluğa, her saçmalığa tepki vermeyi sürdüreceğiz.

Televizyonların kiminde öyle abuk sabuk tartışmalara tanık oluyoruz ki… Her şeyi bilen bir “efendi”, devrimle kazanılmış sözcükleri kullanarak devrime veryansın ediyor (bir bakıma sövüyor). Kendini haklı çıkarmak için, “Osmanlıca Türkçedir” diyor. Böyle “büyük” bir sav ileri sürerken neden “Osmanlıca” terimini kullanmak zorunda kalıyor, bunun ayrımında bile değil… Osmanlıca, “gerçek” Türkçeyse neden o Türkçeyle yazıp konuşamıyor; bunu anlamak çok kolay. Çünkü Osmanlıca, üç beş eski sözcük paralayarak kolayca kullanılacak bir dil değildir. Kâğıttan kahramanlara buyurun diyoruz; TV’lerde Osmanlıcayla konuşun bakalım; kim dinler sizi, kim anlar?

Her insan, kendini bir değil birçok alanda yetiştirebilir; tarihten girer, dilden, müzikten çıkar; bilgili, birikimli kişilere saygımız sonsuzdur. Ne ki bir televizyonda, bir gazete köşesinde “terbiye” sınırlarını aşarak yakışıksız bir biçemle eline geçen beyazcamı, gazeteyi karartanlara sıcak bakmamız olanaksızdır.

TBMM’de Türkçeyi yabancı etkilerden kurtarmak için kurulan “komisyon”ların göstermelik olduğunu, kurulan iki “komisyon”un da Dil Devrimini yadsıdığını, Ekim 2008’de meclis genel kurulunda, iktidardaki vekillerin Dil Devrimine ağır saldırılarda bulunduğunu daha önce belirtmiştik. Aylar geçti, yabancı adlandırmaya, yabancı dille öğretime ilişkin tek olumlu adım atılmadı. Atılamaz; çünkü Türk Devrimiyle kavgalı olanların Türkçe için iyi bir şey yapacağını beklemek düş kurmak olur.

Tıpkı TBMM çatısı altında olduğu gibi, TV’lerde de yaklaşık seksen yıldır söylenen yalan dolana sığınılarak Dil Devriminin kuşakları birbirinden kopardığı, uydurmalarla Türkçenin bozulduğu, Atatürk’ün dilde devrimden vazgeçtiği, gençlerin cumhuriyet öncesinin yazarlarını anlayamadığı ileri sürülüyor. Birileri kaşının birini kaldırıp ötekini indirerek konuşurken ne denli gülünç duruma düştüklerinin ayırdında bile değiller. Çünkü “uydurukça” dedikleri dille konuşuyorlar. İçlerinden birine, “Söyle kardeş” desek, “gençlerin anlayamadığı eski yapıtları sen anlayabiliyor musun?” Böylelerini ÖSS’ye soksak, soruları aslan gibi savundukları dille sorsak… Hepsi açıkta kalır.

Bu çokbilmiş arkadaşlar, yalnız Ömer Seyfettin’in düzyazılarını okumuş olsalar, eski dille yazılan metinleri yazıldıkları dönemde de genç kuşakların hiç anlamadığını, imparatorluğun son döneminde aydınların en çok dili tartıştıklarını bilirlerdi.

Bilgisizliğin ölçüsü yok; ama günümüzde kazanımı çok… Türk Devrimine saldırmak, Dil Devrimini yok saymak, orun, para, alkış, pohpohlanma olarak geri dönüyor...

Üniversitelerin Türk dili ve edebiyatı bölümlerinin çoğunda cumhuriyet dönemi Türkçesi, Osmanlıcayla yer değiştirmeye başladı. Pek saygın “akademisyen”lerin çoğu, eskide kalan ayrıntılara tutunarak, yeni sözcüklerden korktukları için eski dili yanlış kullanmayı göze alarak kendilerince “pek bilimsel” kitapçıklarla, öykünmeci yazılarla yükseliyorlar.

Bir kültür bakanı, “hoca efendi”nin Türkçe olimpiyatlarına övgü düzerken “Türkçe için Karamanoğlu Mehmet Beyden bu yana hiçbir şey yapılmadı” diyebiliyor. Sesi titriyor, gözleri nemli… Türkçe için duygulanması sevindirici… Belli ki Karamanoğlu Mehmet’in ünlü “ferman”ının yaşama geçecek zaman bulamadığından, Selçukluların ardından Osmanlıların da zamanla Türkçeden uzaklaştığından haberli değil… Başbakan, Milli Eğitim Bakanı da orada; başka bakanlar, milletvekilleri de yaşlı gözlerle şıkır şıkır Türkçe konuşan yabancı çocukları izlerken kendi çocuklarımızın, dahası milletvekillerinin bile doğru dürüst Türkçe konuşamamasından hiç rahatsız değiller… Yabancı çocukları alkışlarken kendi başarısızlıklarına da alkış tutuyorlar...

Başbakanlığa bağlı TDK’nin üst yöneticileri de Dil Devrimiyle, Türk Devrimiyle hesaplaşanların arasında, başköşelerde yer almış durumdalar; “hoca efendi”nin olimpiyatlarından eksik kalmadıkları gibi, iktidar partisinin önde gelenlerinin kurduğu bir dil derneğinin kurucusu bile olmuşlar. Her insan istediği derneğe üye, kurucu olabilir; ancak Başbakanlığa bağlı bir “dil” kurumundan sorumluyken Dil Devrimini yadsıyanların arkasına takılmak, sonra da bugünkü TDK’nin Atatürk’ün kurduğu kurum olduğunu savunmak etik açıdan tartışılması gereken bir durumdur.

Öyle ya, “etik”le “tetik”in karıştığı günlerden geçiyoruz.

Öte yandan ortak (resmi) dil, üstü açık ya da kapalı birtakım tartışmaların odağına yerleştiriliyor. Şimdilik tartışmalar perdeli… Daha çok kim tartışıyor? Gazeteciler… Siyasetçiler… Konuya öyle bir yerinden giriyorlar ki, tepki verdiğinizde insan hak ve özgürlüklerine karşı çıkmış duruma düşebilirsiniz. Öyle bir hava yaratıldı ki Türkçeden başka bir dil kullanan, köken ayrılığı olan herkes “zulüm” görmüş gibi… İşin içine şarkıcılar, oyuncular filan da karıştı; doğaldır, elbette herkes doğru bildiğini söyleyecek… Ama doğru bildiğini, gerçeği… Fildişi kulesinden başını çıkarınca gördüğünü değil… Pek değerli şarkıcılara, oyunculara da sormak gerekir; Türkçe sözcükler yasaklanırken nerdeydiniz? 12 Eylülcüler Atatürk’ün kalıtını çiğner, kurumlarını kapatırken nerdeydiniz? Bu hukuk lekesinin hâlâ silinmediğini biliyor musunuz?

Bilgisizliğin üne ün kattığı bu dönemde, bu kişilere şimdilik; “Günaydınnn!” demekle yetineceğiz!

İşte 77. Dil Bayramını bu nerden estiği ve niçin estirildiği belli kirli mi kirli bir havada kutlayacağız. Ne yazık ki hava gittikçe kirleniyor; çünkü düşünceler de kirli...

Aydın bellediklerimiz, yabancılaşmanın dilde başladığının, eğitimde dil ayrılığının başka ayrılıklar doğuracağının ya ayırdında değiller ya da bilip de bilmezden geliyorlar. Her iki durumda da bu gidişin tehlikeli olduğunu görmezden gelmek, tek sözcükle aymazlıktır.

Daha önce de söyledik… Her zaman ülke sorunlarına, sevinçlerine yurttaşlık bilinciyle bakmaya, ortak akıl yürüterek katılımcı olmaya çalıştık. Her çalışmamızı, her etkinliğimizi bu bilinçle kotardık. Ülkemizde konuşulan her dile saygılı olduk; saygı beklemeyi hak ettiğimizi düşündük. Gelinen noktaya bakınca, yine de karamsar olmuyoruz. Çok değil, 80’li yıllarda Kürtçeyi “kart kırt” sesiyle özdeşleştirmeye çalışanlara tepki vermeyen ünlü yazarlar, gazeteciler suskunken bilimsel akılla doğru bildiğimizi saklamadık; örtülü politikaların arkasına sığınmadık.

Alnımız açık; tavrımız belli… Yüzyıllardan bu yana koyun koyuna yaşayan insanları, inanç ve köken farkı koparamaz. Bu nedenle ortak (resmi) dille eğitim yapılması zorunludur. Ortak dil dışındaki bütün diller dernekler, vakıflar, enstitülerle yaşatılır; özel TV’ler, radyolar kurulur; yazarlar, bilimciler, değişik dallarda ürün veren tüm sanatçılar yaratıcılığını sergiler. Yaratılacak ekinsel varsıllık, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının gücünü bütün dünyaya gösterir. Kökeni ne olursa olsun her yurttaş sağlıklı eğitim ve ekinsel etkinliklerle eşitlenir.

Türkçeyi eğitim dili olmaktan uzaklaştıran İngilizcenin “işgaline, saldırısına” sessiz kalan herkese, aydınlara, sanatçılara sesleniyoruz:

Biz, inanç ve köken ayrılığından beslenen, çağın ve ülkenin özelliklerini doğru okumaktan uzak “milliyetçiliği” reddediyoruz!

Mustafa Kemal’in “yurtta barış dünyada barış” ülküsüne dayanan, ulusal ve evrensel değerleri ortak akılla ve ortak dille süzen, bilimsel ve sanatsal verilerle değerlendiren, bu bilinçle yurttaşlık bağlarını pekiştiren ulusalcığı, her zaman ve her koşulda savunacağız!

Bu kararlığımızı, 77. Dil Bayramında bütün ülkeye duyurmak istiyoruz.

77. Dil Bayramınız kutlu olsun!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter