AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ocak-Mart 2010
SONUNDA… ANCAK BU KADARI BİLE YETER DİYEMEYİZ!

Başbakan, 30 Ocak 2010 Cumartesi günü İstanbul’da, “Power Outlet Alışveriş Merkezi”nin açılışını yaptı. TV’de izledik. Konuşmasının bir bölümü çok ilgimizi çekti; “Ah, sonunda…” dedik. 31 Ocakta gazetelerin çoğunda şöyle başlıklar vardı: Başbakan Türkçe İsim Önerdi; Başbakan Erdoğan’ın Türkçe Hassasiyeti; Erdoğan’dan Türkçe Tabela Ricası; Başbakan Erdoğan’dan Firmalara Yabancı İsim Tepkisi; Erdoğan Türkçe İsim İstedi; Mağaza Sahipleri Türkçe İsim Koysun…”  Ne güzel diye sevindik.

Şimdikilerden önce başka cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar adı yabancı birçok yerin açılışını yaptılar; adı yabancı yerlerde konakladılar; yediler, içtiler. Ülkeye gelen konukları çoğunca İngilizce konuşarak karşıladılar; gittikleri her yerde ülkemizi İngilizceyle anlatmaya, tanıtmaya çalıştılar; çalışıyorlar. Doğallıkla yabancılar, Türkiye’nin topluca İngilizce konuştuğuna inanır oldu. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in Ankara’da “Ankamall”ın, birçok bakanın “Malltepe Alışveriş Merkezi”nin ve bu tür yerlerde açılış yapmasını, belediyelerin bu tür adlandırmalara tepkisiz kalmasını, iktidarların bu konuyu önemsememesini yıllardır yazıp çiziyoruz. Yazıp çizmeyi bırakın; kampanyalarla, kurultaylarla, imza toplayarak, türkü etkinlikler yaparak haykırdık. Toplumun duyarlı olması için boş durmuyoruz. Kuşkusuz gazetelerdeki “Başbakan Erdoğan’ınTürkçe Hassasiyeti” başlığı hoşumuza gitti; umutlandık. Haberin bir bölümünü birlikte okuyalım:

“(…) Uydu aracılığıyla dünyanın önemli bir kesimine Türkçe yayın yapıyoruz. Yine bu arada Yunus Emre Enstitüsünü kurduk. Türkçeyi tüm dünyada öğretmek için girişimlere başladık. Şimdi su gibi berrak bir dilimiz varken zengin bir dilimiz varken Türkçe uluslararası bir dil olma yolunda emin adımlarla ilerliyor, ilerleyecek. Alışveriş merkezlerimizde, mağazalarımızda, dükkânlarımızda Türkçe isimler yerine farklı isimler olması da bu kültür mücadelesinde bizim için bir yara oluşturuyor. Bunun için mağaza sahipleri mağazalarına isim koyarken Türkçe bir isim seçerlerse Türkçemizin dünyada markalaşmasına vesile teşkil ederler. Bu çok önemli. Bu belki küçük bir ayrıntı olarak da görülebilir, bir pazarlama tekniği olarak da görülebilir. Ancak bu fedakârlığı ülkemiz adına, güzel Türkçemiz adına yapmak zorundayız diye düşünüyorum. Türkiye şu anda dünyaya film ve dizi ihraç ediyor. Bunlar yoluyla biz, ülkemizin, şehirlerimizin, markalarımızın, reklamını yapmanın gayreti içindeyiz. Dilimizi dünyaya açarken yabancı kelime ve kavramların bu kadar yaygın kullanılmasının üzerinde durulmalıdır diye düşünüyorum.”Bu konuşmanın bir bölümü, Başbakan Erdoğan’ınTürkçe Hassasiyeti”ne ilişkin hoşnutluğumuzu azaltıyor. Başbakan, “…mağaza sahipleri mağazalarına isim koyarken Türkçe bir isim seçerlerse Türkçemizin dünyada markalaşmasına vesile teşkil ederler.Bu çok önemli. Bu belki küçük bir ayrıntı olarak da görülebilir, bir pazarlama tekniği olarak da görülebilir. Ancak bu fedakârlığı ülkemiz adına, güzel Türkçemiz adına yapmak zorundayız diye düşünüyorum” diyor.

İşte bütün sorun budur! Dil konusu, dilden kaynaklanan sorunlar, yıllardır gelip giden bütün iktidarlarca “küçük bir ayrıntı, bir pazarlama tekniği, fedakârlık” olarak görülmüştür.

30 Ocakta açılışı yapılan iş merkezinin adı da yabancıdır; ben başbakan olsam, bu açılış için çağrı aldığımda tepki verirdim. Adı, Power Outlet…” olan bir yeri kesinlikle açmazdım; bu adı koyanların yüzüne bile bakmazdım. Susmazdım da… Ben başbakan olsam adı yabancı otellerde dinlenmez, hastanelerin kapısından içeri girmez, Türkçeyi “pazarlama tekniği açısından” küçük gören, yok sayan işadamlarıyla adamakıllı tartışırdım.

Her şeye karşın Başbakanın işyerlerine, ürünlere Türkçe ad verilmesini istemesi önemlidir; ancak Türkçe adlandırma “küçük bir ayrıntı” değildir. İşyerine, ürününe Türkçe ad koymak “fedakârlık” değildir. Gerçekten de sorun budur; yöneticiler çok uzun zamandır Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak dili Türkçeyi değil, İngilizceyi öğretmek, yaygınlaştırmak için çabalamaktadır. Yabancı dille öğretimin anaokullarına dek inmesini, yabancı adlandırmaya bunca tepkisizliği başka nasıl açıklayabiliriz?

Türkiye Cumhuriyeti sömürge değildir; ancak “işgal” altında mıdır ki, ekmekten suya, neyimiz varsa her şeyin adı İngilizcedir?

Biz, her şeye karşın atılan her olumlu adımı destekleyeceğiz; ancak bu denli önemli bir konuyu küçük bir ayrıntı gibi gören kim olursa olsun, eleştirmeyi, tepki vermeyi de sürdüreceğiz. Sesimize ses katanlarla bu sorunların üstesinden geleceğiz!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter