AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Haziran-Temmuz 2010
DİL DEVRİMİNİN 78. YILINDA
YÖNETENLERİN TÜRKÇEYE BAKIŞI

Sık sık Meclis TV’yi izlerim. Milletvekillerinin çoğunun, kimi bakanların hazırlıksız konuşurken ne denli bocaladığını gördükçe üzüntü duyarım. En çok da milli eğitim bakanlarının konuşmalarına kulak veririm. Yazık ki mecliste kullanılan dil, bir başka deyişle uzun zamandır ülke yönetiminde egemen olan ve “milliyetçi muhafazakâr” olmakla övünen yöneticilerin kullandığı dil, Türkçenin eğitim ve öğretiminin ne denli kötü olduğunun kanıtıdır. Yönetenlerin çoğu, cumhuriyetle gelen yeniliklere tepkili, örneğin Harf ve Dil Devrimleriyle bilim ve sanat dili olan Türkçeye yeterince güvenmiyor. Daha doğrusu bir bütün olan Türk Devrimini ve Türk Devriminin en önemli dayanağı olan Dil Devrimini içselleştiremedikleri için Türkçenin eğitim ve öğretiminin kusursuz olması için gereken çabayı göstermiyorlar. Yaptıkları dil yanlışlarından en küçük sıkıntı, üzüntü duymuyor, dilinin ucuna geleni söylemekte hiçbir sakınca görmüyorlar. Yanlış konuştuklarının bilincinde olduklarını söylemek de onların yanlış konuşmaları kadar yanlış olur.

“Durup dururken milletvekillerinin, bakanların konuşmalarını niçin eleştiriyorsun” diyenler olabilir. Durup dururken eleştirmiyorum!

Geçtiğimiz günlerde “Türkçenin Öğretimi Derneği” (Türkçeder) adlı kurumca hazırlandığını basından öğrendiğimiz “8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları” yapıldı. Bu etkinlik hem devlet büyüklerinin hem de basın yayının büyük övgüleriyle sonuçlandı. Olimpiyatları izleyen, seçici kurullarına katılan pek çok sahne ve sinema sanatçısının “bayılma” noktasına ulaşan ilgisini de TV’lerde gördük. Aynı sanatçıların yabancı dille öğretime, yaygınlaşan yabancı adlandırmaya tepkisini ise ne gördük ne duyduk.

Kuşkusuz Türkçenin ülke dışında ilgi görmesini, öğretilmesini, başka ülkelerde konuşulmasını biz de isteriz. Nitekim 120 ülkeden getirilen çocukların Türkçe şarkı türkü söylemesi, şiir okuması hoştu. Hoş olmayan, devlet büyüklerinin abartılı davranış ve konuşmalarıydı. Büyüklerimiz, içerde kendi çocuklarına öğretemediği Türkçeyi, 120 ülkenin çocuklarına öğretmekle övünüyorlardı.

Bilgisunarda, olimpiyatları düzenlediği belirtilen dernekle ilgili ayrıntılı bilgi yok; başkanının adı biliniyor; olimpiyatları hazırlayan “tertip komitesi” belirtiliyor. Ancak 120 ülkedeki okulların sahibinin kim olduğu gizli saklı değil, herkes gibi biz de biliyoruz. Her kürsüye çıkan da uzaktaki “büyüğüne” abartılı övgülerle selam gönderdi.

Atatürk’ün “vasiyetnamesini” çiğneyen; Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun adına, malvarlığına yasa zoruyla el koyan Kenan Evren takımının kurduğu resmi TDK Başkanı ile Milli Eğitim Bakanının konuşmaları çok ilgimizi çekti.

12 Temmuz 2010, Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun 78. kuruluş yıldönümüdür. Atatürk’ün kurduğu TDK, 17 Ağustos 1983’te kapatıldığı için bu kurumla yalnız ad benzerliği olan resmi Türk Dil Kurumu, yıllardır bu etkinliğin “tertip heyeti” içinde yer alıyor. Aynı kurumun başkanı ve başka çalışanları, Dil Devrimine, dahası Türk Devrimine pek de sıcak bakmadığı bilinen kişilerce kurulan derneklerin ve böylesi etkinliklerin içinde başköşeye kuruluyor. Basından öğrendiğimize göre bakın resmi TDK Başkanı, “8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”nın tanıtım toplantısına da katılmış. Haber şöyle:

“Organizasyonun tanıtımı için Ankara Rixos Otel'de yapılan basın toplantısında konuşan Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçenin artık evrensel bir dil olduğunu söyledi. Olimpiyatların tarihe altın harflerle yazılacak bir destan olduğunu vurgulayan Akalın, dünyanın 46 ülkesinde Türkçenin en az bir ortaöğretim kurumunda yabancı dil olarak, 24 ülkede Türkoloji araştırma merkezlerinde, 9 ülkede ise Türkçe öğretim yapan üniversitede okutulduğu bilgisini verdi. Birleşmiş Milletler'e kayıtlı 192 ülke olduğunu, Türkçenin bu ülkelerin 4'te 3'ünde öğretildiğini anlatan TDK Başkanı, çok yakın gelecekte dünyada Türkçe konuşan nüfusun önemli oranda artacağını kaydetti. Akalın, Türkçenin evrensel bir dil olmasında yurtdışındaki Türk okullarının büyük katkı sağladığının altını çizdi.”

Bu konuşmada övgüye değer bir yan var kuşkusuz; ama “olimpiyatların tarihe altın harflerle yazılacak bir destan olduğunu vurgulayan” resmi TDK yönetimi bugüne dek, Türkiye’de yaygınlaşan yabancı dille öğretime, Türkçenin öğretimindeki yanlışlara yönelik ciddi bir tepki vermiş, tavır sergilemiş değildir. Dahası Atatürk’ün kalıtını kullanırken Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimini böyle coşkuyla alkışlamış, devrime olan inancını dile getirmiş de değil. Resmi TDK, kendi ülkesinde işyerine Türkçe ad verenlere “onurluk” sunma gösterileriyle Atatürk’ün kurumunun 51 yıllık birikimini ve Atatürk’ün kalıtını “mirasyedi” gibi kullanmayı sürdürmektedir.

Dahası TBMM’de sözümona Türkçeyi yabancı sözcüklerin saldırısından korumak için oluşturulan komisyonda Dil Devrimi yadsınırken, devrimi aşağılayan konuşmalar yapılırken tepkisiz kalarak, bir bakıma bu anlayışa katılmıştır. Resmi TDK işine gelince Dil Devrimine sarılmakta, çoğunlukla devrim karşıtlarının yanında konuşlanmaktadır.

Gelelim Milli Eğitim Bakanlığına…

Bakanlığın bilgisunar sayfasında yazılanları virgülüne dokunmadan aktarıyorum:

“8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları açılış Törenine katılan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu; Türkçe'nin, dil olarak dünyada en yaygın şekilde farklı lehçelerde kullanılan 5. dil olduğunu söyledi. Çeşitli ülkelerden gelen öğrencilerin Türk Sanat Müziği eserleri seslendirmesiyle başlayan törende konuşan Bakan Çubukçu, 2003'te 17 ülkeyle başlayan olimpiyatların, bugün 120 ülkeye ulaştığını ve bunun Türkiye'yi gururlandıran bir tablo olduğunu bildirdi. Dünyanın değişik ülkelerinden gençlerin katıldığı organizasyonun hayal edilemeyen bir noktaya geldiğini vurgulayan Bakan Çubukçu, etkinliğin bu noktaya gelmesinde emeği geçen tüm öğretmenlere teşekkür etti.Öğretmenlerin dünyanın çok çeşitli yerlerinde çeşitli zorluklarla çocuklara Türkçe öğrettiğini anlatan Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, ‘Türkçe, dil olarak dünyada en yaygın şekilde farklı lehçelerde kullanılan 5. dil. Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçe'yi bir dünya ve kültür dili yapma çalışmaları maalesef daha sonraki yıllarda kesintiye uğramış. Bu yolda atılan ve ilerleme kaydedebildiğimiz önemli adımlar olmuştur. Ta ki Türkiye'nin dışında, bambaşka coğrafyalarda ve kültürlerde, farklı ülkelerde açılan Türk okullarına kadar. Bu okullar sayesinde dünyanın her yerinde Türkçe'yi bir dil olarak konuşan ve bu dili barış ve sevgi dili olarak yansıtan gençler yetişti. Bu sayede gittiğimiz her yerde bizleri gururlandıran tablolarla karşılaşıyoruz’ şeklinde konuştu. Bakan Çubukçu, Türkçe konuşan gençlerin ülkelerinde iyi konumlarda yer almasının gurur verici olduğunu söyledi.”

Bakanlığın bilgi aktarıcılarının diline mi, yoksa Bakan Çubukçu’nunkine mi… Hangisine ne diyelim? Bu konuşmanın bir bölümünü TV’de dinledim. Bakan Çubukçu, meclisteki oturumlarda hazırlıksız konuştuğunda da ipin ucunu kaçırıyor. Meclis tutanaklarına da bakılırsa arka arkaya birkaç doğru tümce kuramadığı görülecektir. Bakınız, Türkçe olimpiyatlarını överken yaptığı gaflara:

"Türkçe, dil olarak dünyada en yaygın şekilde farklı lehçelerde kullanılan 5. dil”miş… “Türkçe, dil olarak…” ne demekse? “Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçe'yi bir dünya ve kültür dili yapma çalışmaları maalesef daha sonraki yıllarda kesintiye uğramış”mış… Bakan bu sözlerin süreğinde, “İyi ki ABD’deki ‘hocaefendi’ dünyanın her yerinde okullar açtı da Türkçe kurtuldu” demek mi istiyor? Bakanın, “Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçe'yi bir dünya ve kültür dili yapma çalışmaları maalesef daha sonraki yıllarda kesintiye uğramış” derken de Dil Devrimine ne denli önyargılı, dahası bu konuda ne denli bilgi eksiği içinde olduğunu anlıyoruz. Peki, “Bu yolda atılan ve ilerleme kaydedebildiğimiz önemli adımlar olmuştur. Ta ki Türkiye'nin dışında, bambaşka coğrafyalarda ve kültürlerde, farklı ülkelerde açılan Türk okullarına kadar” sözlerini nasıl yorumlamalıyız? Yoksa yorumdan önce çeviri mi yapmalıyız? Bir milli eğitim bakanı ülkesinin ortak diline, ortak kültürüne bu denli yabancı olabilir mi? Türk Devrimi, kimilerinin yalnız dış görünüşüne, giysilerine yansıyor; yazık!

Adı, partisi, eğitimi ne olursa olsun, bir milli eğitim bakanının bu denli bozuk bir dille konuşmaya hakkı var mı; bunun özrü olabilir mi? Madem doğaçlama yapamıyorsun, hazırlıklı olur okursun!

MEB, bütün okullarda resmi TDK’nin Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu’nu kaynak kabul ediyor. Ancak MEB de birçok kurum gibi, kendi bilgisunar sayfalarında resmi TDK’nin kurallarına uyamıyor. Uyamaz da… Çünkü resmi TDK, 1985’ten bu yana yaygın yazım biçimlerini bir bozuyor, bir düzeltiyor; kişileri, kurumları yanlışlarıyla oyalıyor, yanlışların yaygınlaşmasını önleyemiyor. İşte küçücük bir alıntı bile MEB’nin kesme imini, büyük harflerin nerede kullanılacağını bilememesinin kanıtı…

“Dünyanın değişik ülkelerinden gençlerin katıldığı organizasyonun hayal edilemeyen bir noktaya geldiğini vurgulayan” Bakan Çubukçu’ya, “olimpiyatların tarihe altın harflerle yazılacak bir destan olduğunu vurgulayan”, ölçünlü dil ve yazım birliğini yaz boz tahtasına çeviren resmi TDK yönetimine ne demeliyiz?

Lise, üniversite çıkışlı yurttaşlarımızın kaçta kaçı kendini pırıl pırıl bir Türkçeyle anlatıyor? 120 ülkeden gelen çocukların çoğu gibi Türkçe konuşan çocuklar yetiştirememenin sorumlusu kim? Kendi söküğünü dikemeyen MEB’nin, Moldovalı gençle övünmeye hakkı var mı? 1950’den bu yana Dil Devrimiyle hesaplaşanlar, devrimin önünü kesmek için her yola başvuranlar mı, Kenan Evren ve takımının hukukdışı uygulamalarıyla “karşıdevrim”in bayrağını eğitim kurumlarına dikenler mi utanmalı; yoksa yıllardır usanmadan, korkmadan yapılan hukuksuzlukları, yanlışları yazıp söyleyenler mi?

Dil Devriminin 78. yılında devletin Türkçeye bakışı ve yaklaşımı içerde başka; dışarıda bambaşka değil… İçerde Osmanlıcaya doğru kayma, dışarıda da Türkçe gösterişiyle yine Osmanlıcayı kutsama… Yabancı çocukların okuduğu ağdalı şiirlerin, şarkıların aldığı alkış, büyüklerimizin döktüğü gözyaşları neyin işareti?

MEB’ye soruyoruz: 120 ülkede Türkçeyi yabancılara öğretebiliyoruz da kendi çocuklarımıza niçin öğretemiyoruz? Yabancı çocukların çoğu, bizim milletvekillerinden daha düzgün konuşuyordu; bu görüntü, MEB’yi birazcık olsun rahatsız etmedi mi?

Resmi TDK, Dil Devriminin 78. yılında Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun amacından çok uzaklaştığını açıkça göstermektedir. Göstermelik devrimciliğin ampulü artık ışık vermiyor. Önerimiz şudur: “hocaefendiler”in destek, alkış ve ödülleriyle yetinsinler! “Hocaefendiler”in “olimpiyatlarının tarihe altın harflerle yazılacak bir destan” oluşuyla övünsünler! Dil Devrimini ağızlarına almasınlar!

Atatürk’ün kurumu işte bu nedenle kapatılmıştı; Türk Devriminin önünü kesmek için!

Türk Devrimiyle hesaplaşmak için!

Türkçeden Osmanlıcaya dönüş için…

Atatürk’ün kurumu kapatılalı 27 yıl oldu; isterse 127 yıl olsun; bu akıl ve hukukdışı gidişin bir dönüşü kesinlikle olacak!

Karşıdevrim “bir gün mutlaka” kendi karanlığında eriyecek!

Bir gün kesinlikle…

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter