AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ekim 2010
78. DİL BAYRAMI, 
TÜRK İSLAM SENTEZİNİN GÖLGESİNDE KUTLANIYOR! (*)

Dil Bayramı, Türkçenin özgürleşmesinin bayramıdır!

Düşüncenin özgürleşmesinin bayramdır! Dil Bayramı, Dil Devriminin simgesidir! Dil Devrimi, Türk Devriminin en sağlam, en güçlü direğidir!

Bayramımız kutlu olsun!

Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak (resmi) dili Türkçenin bilim ve sanat dili olması için 51 yıl çalıştı; Türkçeye binlerce sözcük ve terim kazandırdı. Cumhuriyetten önce kapağında Türkçe Sözlük yazan tek yapıt yoktu; Türkiye Türkçesinin ilk sözlüğünü yaptı, yazım kurallarını düzenledi. Halk ağzındaki ve eski kaynaklardaki Türkçe sözcükleri derledi; sözvarlığımızı zenginleştirdi.

Atatürk, Türk Dil Kurumu’nu iktidarların güdümüne girmeden özgürce çalışsın diye dernek olarak kurmuştu. Ne ki 1928’deki Harf Devrimi ile 1932’de başlayan Dil Devrimi, Arap abecesine dayalı eski yazı ile üç dilden oluşan yapay dil Osmanlıcayı “din”le ilişkilendiren politikacılar ve onlara destek olan sözde aydınlardan hep tepki gördü. Atatürk’e saldıramayanlar, bu iki devrime özellikle de Türk Dil Kurumu’na saldırdılar.

Harf ve Dil Devrimlerinin geçmişle, yani “din”le bağları kopardığı yalanına sarıldılar. Türk Dil Kurumu’nu uydurukçu, solcu, komünist yuvası diye karaladılar. 12 Eylül 1980 darbesiyle devletin eğitim ve kültür politikası Türk İslam senteziyle biçimlenince devrim karşıtları, Atatürk devrimleriyle açıkça hesaplaşmaya başladılar.

Kenan Evren ve arkadaşları, 1982 Anayasasının 134. maddesine dayanarak 17 Ağustos 1983’te Danışma Meclisinden çıkarılan 2876 Sayılı Yasayla Atatürk’ün eliyle kurduğu Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kapattılar. Bu hukukdışı eyleme, “yeniden düzenleme” süsü verdiler; “Atatürk böyle isterdi” gibi bilimsel ahlakla bağdaşmayan bir kılıf uydurdular. Oysa Atatürk kurumlarını kapatmadan, bir akademi ya da daire kurabilirlerdi. Böyle yapmadılar. Çünkü amaç Atatürkçü düşünceyi yok etmek; Türk Devrimiyle hesaplaşmaktı.

Atatürk istese bu iki kurumu devlet dairesi ya da “akademi” olarak kurardı; böyle yapmamış, üstelik bu iki kuruma CHP’nin koruyuculuğundaki vasiyetnamesiyle gelir bırakmıştı. Hukuk tanımaz, çakma Atatürkçü Kenan Evren, gözünü kırpmadan Atatürk’ün vasiyetnamesini buruşturup attı. Bu hukuk ayıbı, 1983’ten bu yana silinemedi.

Bilimcilerle sanatçıların güvenini kazanamayan, Türkçenin temel dilbilgisini, köken sözlüğünü yapamayan, yabancı dille eğitime suskun kalan, birkaç sözlüğü bilgisayar ortamına aktarmayı bilimsellik sanan Kenan Evren kurumu, 1983’ten bu yana siyasal iktidarlara göre tavır belirlemektedir. Atatürk kalıtından gelen trilyonları mirasyedi gibi kullanarak ölçünlü dil ve yazım birliğini bozmakta; bilimselliği ve Türkiye Türkçesine katkısı tartışmalı tezlerle yapıtları yayımlamakta; ABD’deki “hoca efendi”nin türlü etkinliklerinde boy göstermekte; Sayın Bülent Arınç gibi dil ve edebiyatsever olduğundan kuşku duymadığımız politikacıların kurduğu derneklerde dil derneklerinde kurucu olarak yer almakta; kendi ülkesinde işyerine Türkçe ad verenleri ödüllendirmek gibi gülünç işlerle gösteri yapmaktadır.

78. Dil Bayramını, siyasallaştırılan dil tartışmalarının yoğunlaştığı bir ortamda kutluyoruz. Abeceye “x, q” ve “w” eklenirse, Türkçe ile Kürtçenin yakınlaşacağı söyleniyor. Kürtçede bu harfler var. Ancak Türk abecesine üç harf ekleyerek bu sorun çözülmez; başka sorunlar çıkar. Çünkü Türkçede olan kimi sesler Kürtçede, Kürtçede olan kimi sesler de Türkçede yok. Örneğin Kürtçedeki “e, u, o, ü, ö, q, j” gibi seslerin söylenişi Türkçedeki gibi değil. Bu iki dilin sözcük ve tümce kuruluşları da birbirine benzemez. Çünkü Türkçe ile Kürtçe aynı dil ailesinden değil, başka dil ailelerinden iki dildir; bu iki dili aynı abeceyle yazmaya çalışmak ses, biçim ve anlam özellikleri farklı olan iki dile de zarar verir. Bilimsel açıdan doğru olan, bu iki dili kendi ses yapılarına uygun abecelerle yazmak; kendi yapısal olanaklarından yararlanarak gelişmelerini sağlamak ve korumaktır.

Dil Derneği olarak bu konuyu bilimsel verilere dayalı önerilerle ele alacak ve saptamalarımızı kamuoyuyla paylaşacağız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak (resmi) dili Türkçe, bütün yurttaşların birbirini doğru anlaması, ulusal sınırlar içinde ortak çıkarlardan hakça pay almasını sağlayan ortak iletişim ve eğitim aracıdır. Türk ve Kürt aydınları, bu konuya bilimsel akılla yaklaşmalıdır; çünkü ülkemizde Türkçe ve Kürtçeden başka diller de konuşuluyor. Türkçenin ortak dil olması, bu dillerin yok sayılması anlamına gelmez; tersine ortak dille birbirini doğru anlayan ve ortak çıkarlara yurttaşlık bilinciyle yaklaşan herkes, bütün dillere saygı duyma kültürünü edinir. İnancı ve kökeni farklı da olsa, eğitimli, sağlıklı, hukukun üstünlüğüne güvenen, birlikte türkü söyleyip birlikte ağlayabilen her yurttaş, “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu yurttaşıyım” diyebildiğinde, inanç ve köken farklılıklarımız birlikte çoğaltacağımız varsıllığımız olur.

Bir dönem, özellikle 12 Eylülden sonra Kürt ve Kürtçe demek yürek istiyordu; ama yıllar yılı hiçbirimiz Kürt, Çerkez, Laz, Rum, Ermeni komşularımızdan rahatsız olmadık. Benim çocukluğumun en sıcak yüzü Kürt Ayşe Teyzemdi. Onun devrimci oğlu sesini, “Tam bağımsız Türkiye!” diye haykıranlara kattığı için başına gelenlere birlikte üzülmüştük. Son yıllara dek Kürdün gelinine, Çerkez kızına aşkımızı türkülerimizle yansıtıyorduk.

Kürtçe birtakım yasaklarla sınandı; doğru. Peki, Türkçe özgür müydü? Baskıdan, yasaklardan uzak mıydı? Kürtçeyi kart kurtla açıklayan sözde milliyetçiler, Türkçe sözcüklere uydurukça demedi mi? 1950’den sonra Dil Devrimiyle kazandığımız sözcüklere savaş açılmadı mı? 1960’larda, 70’lerde “devrim, olanak, olasılık, yanıt” yazıp konuşanlar komünist diye kovalanmadı mı; 80’lerde genelgelerle Türkçe sözcükler yasaklanmadı mı? Devrimin sözcüklerini kullananlar 1402’lik olup işsiz aşsız kalmadı mı? Şimdi bile kamu görevlileri, “Ecevit Türkçesiyle konuşma” diye azarlanmıyor mu? Atatürk kurumları, 28 yıl önce yasa zoruyla kapatılmadı mı?

Bugün “Türk, Türkçe, Atatürkçü düşünce…” diyenler, “statükocu, ulusalcı” diye aşağılanmıyor mu? Atatürkçü düşünceye bağlı bilimciler, gazeteciler “Ergenekoncu” diye suçlanmıyor mu?

Sonunun nereye varacağı belli kısır tartışmalar, aydınımsıları ekran yıldızı yaparken yabancı dille eğitim anaokullarına dek indi; en köklü üniversiteler yabancı dille eğitime geçiyor? Sözde aydınlardan tık yok! Şu anda zaten ikidilli eğitim var; Arapçayı Türkçenin önüne geçiren imam hatipleri de sayarsanız hatta üç dilli eğitim var! Türk, Kürt, Çerkez, hiç fark etmez, çocuklar kucağımızdan kayıp gidiyor.

Yabancı dille eğitimin anlamı nedir? Gelişmiş ülkelerin kaçında yabancı dille eğitim var? Yabancı dille eğitim ve yabancı adlandırma bütün ülkeyi işgal ederken, Türk ve Kürt aydınlarına sormak istiyoruz:

Elini midemize, burnunu yatak odalarımıza dek sokan, doğmamış çocuklarımızı borçlandırılan iç ve dış emperyalist kafaların, yurttaşlık bilincini paramparça ettiği günlerden geçiyoruz. Yabancı dille eğitim sorunu derinleşirken eğitimin ilk basamaklarında anadilde eğitim isteniyor. Eğitimin ilk basamaklarında, ortak dil dışındaki dillerle eğitim, artık herkes acısına kendi diliyle ağlasın, sevincine kendi diliyle gülsün; sofrasını, yolunu ayırsın demektir. Biz bilimsellikten uzak bu tür tartışmalarla birbirimizi incitirken Çukurovamız, bin bir renkli Nemrutumuz, kekik kokulu yaylalarımız, cennet kıyılarımız el değiştiriyor; Zap’ın suyunda oynaşan balıklarımız ölüyor; altın arayıcılarının zehirlediği dağlarımız gibi yurttaşlık bilincimiz de delik deşik oluyor; kültürel zenginliklerimiz sulara gömülüyor; depremlerin en hafifinde Türkün Kürdün evi başına göçüyor. Türkün Kürdün öksüz bebelerine ünlü ablalar, gösterişçi amcalar bir yiyimlik çikolata, birkaç giyimlik üst baş veriyor, sonra yoksul yoksulluğu, umarsız umarsızlığıyla kalakalıyor.

Soruyoruz: Yoksulluk, eğitimsizlik, hukuksuzluk yazgı mı?

Bunları hangi dille soracağız, hangi dille sorgulayacağız? Doğru ile yanlışı hangi dille ayırt edeceğiz? Merak ediyoruz: Dil konusunu yüzeysel savlarla tartışanlar kimi seviyor; Türkleri mi Kürtleri mi?

Oyun açık; amaç, ortak dil Türkçeyle ülkemizde konuşulan dilleri çatıştırmak; İngilizceyle düşünmeye alıştırarak hepimizi dilsizleştirmektir.

Ülkemizin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir; bu nedenle cumhuriyetle gelen devrimleri Türk Devrimi diye adlandırmak ırkçı bir yaklaşım değildir. Bütün yurttaşların ortak dille ve eşit koşullarda eğitim alması, ulusal birlik ve dirlik için zorunluluktur. 12 Eylül darbesinin evlerimize dek soktuğu Türk İslam sentezinin toplumu nerelere sürüklediğini görüyoruz. Türkçesi “ulusçu tutuculuk” olan “milliyetçi muhafazakâr” iktidarların dil siyasası, Osmanlıcayı, Arap abecesini ve Arapçayı kutsayan, yabancı dille eğitime dört elle sarılan eylemlere dönüşmüştür.

78. Dil Bayramını böyle sisli puslu bir ortamda kutluyoruz.

Mustafa Kemal dilde devrimle düşünce özgürlüğünün yolunu açmıştı. Herkes özgürce düşüncesini söyleyip yazacaktı; bunun için bilimsel, sanatsal ve teknik kavramları karşılayacak gelişmiş bir dile gereksinim vardı. Mustafa Kemal, Türk Dil Kurumu’nu bu nedenle dernek olarak kurmuş; kurumu, bilim ve sanat ürüten aydınlara emanet etmişti.

Mustafa Kemal’e ve Dil Devrimine inanan aydınlar 1983’e dek, Türk Dil Kurumu’nda özveriyle çalıştılar. Bugün her fırsatta Atatürk’e saldıran dincisi de ırkçısı da onların yarattığı Türkçeyle konuşuyor. Tüm engellere karşın Dil Devrimi sürüyor. İşte Mustafa Kemal devrimciliğinin gücü budur!

22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurduğumuz günden bu yana çok sıkıntı çektik. Sıkıntılar, engellemeler vız gelir; bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da akılcı ve bilimsel olandan başka doğru tanımayacağız! Yarınlara Atatürkçü düşünceye güvenimizle yürüyecek, karşıdevrime asla boyun eğmeyeceğiz!

Sözlerimi bitirmeden önce yaşamı boyunca Türkçeye emek veren, devrimci büyüğümüz Ömer Asım Aksoy’u ve 71. Dil Bayramında yitirdiğimiz büyük sanatçı Kerim Afşar’ı saygıyla anıyoruz.

İlk Türk Dili Kurultayına sedye ile getirilen, Türk Dil Kurumu’nun ilk başkanı Samih Rıfat’ı, ilk yöneticileri Ruşen Eşref’i, Yakup Kadri’yi, Celal Sahir’i saygıyla anıyoruz.

Türkçeye ve ülkemize emek veren yaşamını yitirmiş aydınları saygıyla anıyoruz. Yaşayan aydınları saygıyla selamlıyoruz.

78. Dil Bayramında el ele verdiğimiz Çankaya Belediyesinin başkanından tüm emekçilerine, Cumhuriyet gazetesine, Çağdaş Yaşamı Destekle Derneği’ne, Cumhuriyet Kadınları Derneği’ne, Türk Hukuk Kurumu’na içtenlikle teşekkür ederiz.

Onur ödülleri sunacağımız aydınlara, kuruluş yıllarımızdan bu yana hep yanımızda olan Tolga Çandar’a ve emeği geçen herkese, töreni onurlandırdığınız için sizlere içtenlikle teşekkür ederiz.

Bayramımız kutlu olsun!

SEVGİ ÖZEL

(*) 78. Dil Bayramı açış konuşması.


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter