AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Ocak 2011
“İKİ DİLDE EĞİTİM” TARTIŞMASI,
SİYASAL DEĞİL BİLİMSEL OLMALI!

      Son günlerde “iki dille eğitim” konusu, uzmanlık alanı dil ve eğitimbilim olmayan kişilerce bilimsel veriler göz önüne alınmadan tartışılmakta; “anadil, anadili, ana dille eğitim, ortak (resmi) dil” gibi kavramlar bilerek ya da bilmeden birbirine karıştırılmaktadır. Pek çok ülkede ayrışma nedeni değil, ortak varsıllık olarak değerlendirilen “bireysel ikidillilik” ise dile getirilmemektedir. Yazık ki bilimsel yöntemlerle tartışılması gereken bir konu, toplumu kaygılandıran karmaşık bir soruna dönüşmek üzeredir. Ayrıca bu durum siyasal iktidarların uzun zamandır akılcı ve bilimsel verilere dayalı dil siyasası olmadığını; ortak (resmi) dil bilincini “yurttaşlık bilinci”yle pekiştirip içselleştiremediğini; ülkemizde konuşulan dillere duyarlılıkla yaklaşılamadığını gözler önüne sermektedir.
      Toplumun her kesimini kaygılandıran yaşamsal bir konu, tartışmalara taraf olan kişilerce “soruna” dönüştürülürken üniversitelerin, MEB’nin, Başbakanlığa bağlı Türk Dil Kurumu’nun, saygın bilimci ve sanatçıların suskun kalması çok düşündürücüdür.
      Dil Derneği olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini; inancı ve kökeni farklı her yurttaşın yurdun her bölgesindeki yaşama biçimlerini; “bireysel ikidillilik” gerçeğini göz önüne almayan; ortak çıkarlarımızın güvencesi olan “yurttaşlık” bilincimizi yaralayan tartışmaları doğru bulmuyoruz.
      Tartışmalarda özgürce düşünce belirtilmesini saygıyla karşılarız. Ancak uğraş alanları farklı kişilerce ve bilgisunar (internet) bilgileriyle öne sürülen savların çoğu yanıltıcıdır. Konu, kaygı verici ölçüde siyasallaştırılmaktadır. Dilin ve eğitimin, özgün bilim alanları olduğunu, bu alanlarda uzmanlaşan bilimcilerin ve evrensel kavramların yok sayılmasını anlamakta güçlük çekiyoruz.
      Öncelikle anımsatmak isteriz; Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının kimisi “ikidilli”dir; kısaca söylersek bireysel ikidillilik, değişik kökenden insanların bir arada yaşadığı pek çok ülkede görülür. Birçok ülkede yurttaşlar anaokulundan başlayarak ortak dille eğitim alır; devletle olan tüm ilişkilerinde ortak dili kullanır.1
      Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak (resmi) dili Türkçedir. Ortak dil; başta sağlıklı iletişim olmak üzere, ortak akıl ve bilgi üretilmesinin; bilginin yayılmasının ve paylaşılmasının; her yurttaşın eğitim, sağlık, adalet kurumlarından ve ulusal gelirden hakça pay almasının aracıdır. Türkçenin ortak (resmi) dil olması, yurttaşların yurdun her bölgesindeki akrabalık, komşuluk, kültürel, ekonomik ve başka ilişkileri göz önüne alındığında, ikidillilik özelliğine sahip bireylerin anadilinin yok sayılması, yadsınması anlamı taşımaz. Çünkü ülkemizde salt Türkçe ve Kürtçe değil, başka diller de konuşulmaktadır.
      Bu bilgilerin ışığında “abece, ortak dilin durumu ve iki dilde eğitim” konularında, siyasal demeçler, TV izlenceleri ve gazete yazılarıyla kafası karıştırılan toplumu aydınlatmayı görev biliyoruz.
      Abece Konusu
      1) Ortak dilimiz Türkçe, 1 Kasım 1928 gün ve 1353 Sayılı Yasayla kabul edilen abeceyle yazılmaktadır. Bu abece, Türkçenin seslerini yansıtmaktadır. Bu abeceyle başka dilleri yazıya geçirmek olanaksızdır. Örneğin Türk abecesiyle İngilizce, Macarca gibi diller yazıya geçirilemeyeceği gibi Kürtçe de yazılamaz.
      2) Türk abecesine “x, q” ve “w” ekleyerek Türkçe ile Kürtçe, aynı abeceyle yazılabileceğini ileri sürmek bilimsel açıdan yanlıştır. (Bu konuda, bir AHİM kararı da bulunmaktadır.) Türkçede olan kimi sesler Kürtçede, Kürtçede olan kimi sesler de Türkçede yoktur. Örneğin Kürtçedeki ünlülerin söylenişi Türkçedeki gibi değildir.
      3) Türkçe ile Kürtçe aynı dil ailesinden değildir. Türkçe, Ural-Altay dil ailesinin Altay kolundandır; Kürtçe ise Hint Avrupa dillerinin Hint-İran ya da Ari kolundandır.2 Ses, biçim ve anlam özellikleri başka başka olan iki dili aynı abeceyle yazmaya çalışmak iki dile de zarar verir; bilimsel açıdan iki dili de bozma girişimi olarak değerlendirilebilir. Bilimsel açıdan doğru olan, her dili kendi ses yapılarına uygun abecelerle yazmak; ses, biçim ve anlam olanaklarından yararlanarak bilim ve sanat dili olmalarını sağlamak ve korumaktır.
      Ortak Dilin Durumu ve “İki Dille Eğitim” Konusu
      1) Uzun zamandır ortak dilimiz Türkçenin eğitim ve öğretimini üstlenen kurum ve yetkililere, bilimsel ve sanatsal verileri temel alan bir eğitim-kültür anlayışı (siyasası) egemen değildir. Günübirlik eğitim siyasası, düşünce özgürlüğünün ve yaratıcı aklın en büyük engeli olarak önümüzde durmakta, “iki dilde eğitim” tartışmalarında ileri sürülen yargılar da bu savımızı güçlendirmektedir. Daha açık bir deyişle iktidarların tutarlı, bilimsel verilere dayalı dil siyasası olmadığı için Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları ortak dil Türkçeyi öğrenememekte, düşüncesini doğru aktaramamaktadır.
      2) Yabancı dille öğretim, anaokullarına dek inmiş; köken ayrımı gözetmeksizin bütün yurttaşları çağdaş eğitim olanaklarıyla donatması gereken ulusal eğitimden uzaklaşılmıştır.
      3) Yine köken ayrımı gözetmeksizin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının emeğiyle üretilen yiyecek giyecek, yapı ve ürün adlarına yansıyan yabancı adlandırma, tüm yurttaşları tedirgin edecek boyutlara gelmiştir.
      4) Kürtçenin (özellikle 12 Eylül döneminde) birtakım yasaklarla sınandığı doğrudur. Ancak ortak dil Türkçe, hâlâ yasak ve baskılarla yüz yüzedir. Sözde milliyetçiler, Dil Devrimiyle kazanılan Türkçe sözcükleri uydurukça diye dışlamayı sürdürmektedir. 1960’larda, 70’lerde “devrim, olanak, olasılık, yanıt…” gibi sözcükleri kullananlar komünist diye kovalanmış; 80’lerde genelgelerle Türkçe sözcükler yasaklanmıştır. Bugün de kamu görevlileri, “Ecevit Türkçesiyle konuşma” diye azarlanmakta, sözcük yasakları açıkça ya da gizlice sürdürülmektedir.
      5) 12 Eylülcüler, Dil Devriminin önünü kesmek için Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nu yasa zoruyla kapatmış, vasiyetnamesini hukukdışı yolla çiğnemiş; kurumun adına, yapı ve yapıtlarına yasa zoruyla el koymuştur. Yaklaşık 30 yıldır silinemeyen bu hukuk ayıbı karşısında günümüzün “özgürlükçü” aydınları susmaktadır.
      6) 1950’den bu yana Atatürk’ün Türk Dil Kurumu’nun, ortak dil Türkçenin başına gelenleri, Türkçe sözcüklerin yasaklanmasını; yeni sözcüklerle yazan ve konuşanlara yapılan baskıları; eğitim-öğretim dizgelerindeki çarpıklığı dile getirmeyen aydınlar, iki dilde eğitim konusunun ardına saklanarak Atatürkçü düşünce ve cumhuriyetimizin temel nitelikleriyle hesaplaşmayı görev edinmişlerdir.
      Önerilerimiz
      1) Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak dili Türkçeden başka dillerle eğitim yapılması, ulusdevlet oluşumuz gerçeğiyle çelişir. Ortak dille eğitim konusunu “sorun” gibi niteleyen politikacılar ve aydınlar, eğitim ve gelir düzeyi yaralı halkımızı yanıltan söylemlerden kaçınmalı; iki dilde eğitim konusu siyasallaştırılmamalıdır.
      2) Gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi, bizde de ortak (resmi) dille eğitim zorunludur. Bütün aydınlar, politikacılar, bu konuya bilimsel akıl ve sağduyuyla yaklaşmalıdır. Ortak dille birbirini doğru anlayan her yurttaş, ikidilli olan herkese saygı duyma kültürü edinir. Eğitimli, sağlıklı, hukukun üstünlüğüne güvenen her yurttaş, bireysel ikidillilik özelliğini övünçle taşımalı ve “İnancım ve kökenim ne olursa olsun, ben Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu yurttaşıyım” diyebilmelidir.
      3) Bilimsel verilere yaslanan aydınlar, bilgi eksiği içindeki politikacıya yol gösterici olmalı; konuyu “siyasallaştırarak sorunlaştırma” hevesi taşıyan herkesi uyarmalı; ikidilli yurttaşların anadilini öğrenmesi için ortak akılla neler yapabileceğimizi düşünmelidir.
      4) Türk abecesine harf eklenemez. Abece konusu “sorun” olarak nitelenmemeli; ortak dil dışındaki dillerin kendi abeceleriyle yazılması için bilimcilerin önerileri göz önüne alınmalıdır.
      5) İki dilde eğitimin, ülkemizin varlık nedeni olan temel ilkelerle bağdaşmayacağını, yüzyıllardan bu yana akıp gelen yurttaşlık, komşuluk, akrabalık ilişkilerimiz doğrulamaktadır. İnancı ve kökeni farklı yurttaşlar, ülkenin her yerinde mal mülk sahibi oldukları gibi, toplumsal ve hukuksal yasalar önünde eşittir. Düşünce özgürlüğü, eğitim, sağlık ve adalet açısından yaşanan sıkıntılar, salt Kürtlerin değil bütün yurttaşların sorunudur; asıl sorun da budur. Ülkedeki düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, sınıf farkını derinleştiren bu sorunun aşılması için inancı ve kökeni farklı bütün yurttaşlar, yurtseverlik duygusu, yurttaşlık bilinci, ortak dil ve ortak akılla birlikte savaşım vermelidir.
      6) Türk ya da başka kökenden yurttaşların, ülkemizde konuşulan dilleri öğrenmesi, bilimsel ve sanatsal etkinliklerle ortak yaşamı varsıllaştıracak, ülkenin tüm zenginliklerini paylaşma bilincini güçlendirecektir. Üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açılmalı; Kürtçe ilköğretim ve lise düzeyinde seçmelik ders olmalı; isteyen her yurttaş Kürtçeyi bilimsel verilerle öğrenmeli, öğrendiklerini korkusuzca kullanmalıdır.
      7) Ülkemizde yasaların denetiminde birçok dernek, vakıf vb. bulunmaktadır; Kürt (ya da başka kökenden ikidilli) yurttaşlar bilimsel, sanatsal etkinliklerini sergileyecekleri dernek, vakıf gibi örgütler kurabilmelidir. Devlet, nasıl Dil Derneği gibi dernekleri denetliyor, dernekler yasaların öngördüğü kurallarla yaşamlarını sürdürüyorsa, bu kuruluşlar da aynı olanaklardan yararlanmalıdır.
      8) Türk işadamları, aydınları ülkenin her yerinde devletten destek de alarak radyo ve televizyon açmakta, gazete ve yayınevi kurmaktadır; ikidilli (Kürt) işadamları ve aydınları da aynı olanakları kullanarak kitle iletişim araçlarını kurabilmelidir.
      9) Kürtçe konuşulan, ürün verilen bir dildir; kimi kaynaklarda harf sayısı gibi, seslerine ilişkin bilgiler de farklıdır. Siyasallaşan tartışmalar yerine Kürtçenin üniversitelerde okutulması, ilköğretimde seçmelik ders olabilmesi, iletişim, bilim ve sanat kurumlarının oluşması için sağlıklı önçalışmalar yapılmalı; ders kitabından öğretmen yetiştirilmesine dek gereken hazırlıklar bilimsel yöntemlerle tamamlanmalıdır.
      * * *
      Bireysel ikidillilik, küçümsenecek bir özellik değil, tersine ikidilli birey ve o bireyin içinde olduğu toplum için zenginliktir. Ortak dille eğitim almak, anadiliyle düşünmek, kişiyi ve içinde olduğu toplumu zenginleştirir. İki dilde de ürün verebilecek ölçüde eğitimli yurttaşlarsa ülkenin zenginliğidir.
      Bugün düşünce özgürlüğü, eğitim, sağlık ve adalet açısından yaşanan sıkıntılar, bütün yurttaşların sorunudur; asıl sorun da budur. Düşünce özgürlüğünü baskılayan, sınıf farkını derinleştiren, toplumsal barışı zedeleyen bu sorunun aşılması için inancı ve kökeni farklı bütün yurttaşlar, ortak dille düşünerek ortak akılla birlikte savaşım vermelidir.
      * * *
      Değerli okurlar, Dil Derneği Yönetim Kurulunun ortak akılla, bilimsel verileri göz önüne alarak hazırladığı bu metin kısaltılarak kamuoyuna iletilmiştir.

                                                                                                                          Dil Derneği Yönetim Kurulu adına
                                                                                                                                      Başkan Sevgi Özel


1) Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim, TDK Yayınları, 1982, s. 28.
2) Dilâçar, Dil, Diller, Dilcilik, 1968, s. 118; bu bilgi başka kaynaklarla da doğrulanabilir.

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter