AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Eylül-Kasım 2012
80. DİL BAYRAMI KUTLU OLSUN!

      Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda kutladığımız 51. Dil Bayramından bu yana yaklaşık otuz yıl geçti. 1983’ün 26 Eylülünde, son kez özgür ve özerk Türk Dil Kurumu’nun çatısı altında bayramı kutlayan aydınlar hem coşkulu hem buruktu. Bayram ertesi, o günlerde Cumhuriyet gazetesinde çalışan Jülide Gülizar da yazısına böyle bir başlık atmıştı. Aydınlar üzgün ve öfkeliydi; ama hiçbiri bir bütün olan Türk Devriminden, kuşkusuz devrimlerin en büyük dayanağı olan Dil Devriminden ödün vermeyecek olmanın da bilinci içindeydiler.
      Atatürk’ün eliyle yazdığı “vasiyetnamesi”nin çiğnenmesi, Türk Tarih ve Dil Kurumlarının yasa zoruyla kapatılması, sıradan bir eylem değildi. Birileri bugün hâlâ 12 Eylülcülerin birçok eylem ve uygulamasının usla, hukukla, insan haklarıyla açıklanamayacağını söylüyor. Böyleleri Atatürk’ün kurumları kapatıldığında sustular; sözde aydınlar derin bir oh çekti; kimileri de saf saf sordu “Kurumlar niçin kapatıldı?” diye.
      Kurumları kapatma isteği baş gösterdiği andan başlayarak Nadir Nadi, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu başta olmak üzere onlarca hukukçu, onlarca yazar, bilimci tepki verdi. Nadir Nadi, 1960’larda yayımladığı “Tuhaf Bir Tasarı” adlı yazısını 1983’te yeniden yayımlayınca, ilerlemiş yaşına karşın hapse mahkûm edildi.
      Kapatılan Türk Dil Kurumu’nun üyelerinden kimi Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içine alınan resmi Türk Dil Kurumu’na koştu. Dün üyesi olmaktan onur duydukları Türk Dil Kurumu’nu bir kalemde silenler çıktı. Güneşe, aya göre gün içinde birkaç kez yön değiştirenler mutluydu. Solcuların sığınağı bilinen kale, olağanüstü bir dönemde darbecilerin gücüyle yıkılmıştı.
      Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu, aydınların, aydınlanmanın kalesiydi. Çünkü aydınlanmanın temel öğesi dil için çalışıyor; yüzyıllarca yabancı dillerin boyunduruğu altında kalan Türkçenin özgürleşmesine emek veriyorlardı. Dilin özgürleşmesi, bireyin, bir başka deyişle yurttaşın özgürleşmesi demekti. Ülkeye ve Türkçeye emek veren aydınlar dün “solcu, komünist” diye dışlanıp suçlanıyordu; bugün “ulusalcı” denerek aşağılanıyor. Dün olduğu gibi bugün de aydınların öncü olmasından, toplumun özgürleşmesinden, sorup sorgulamasından korkuluyor. Atatürk kurumlarının niye kapatıldığı, artık hiç kimse için yanıtsız bir soru değil.
      Bu gerçeği, Atatürk’le ve Türk Devrimiyle hesabı olanlar kabullenemiyor. 80. Dil Bayramını Atatürk’le ve Türk Devrimiyle hesaplaşmanın ivme kazandığı, dahası cumhuriyetle gelen kazanımların budandığı bir ortamda kutluyoruz. Laik eğitimin büyük yaralar aldığı, Harf ve Dil Devrimlerinin yadsındığı, bir gerçek. Bir başka gerçek de devrimlerle hesaplaşanların içine düştüğü çelişki… 90 yaşındaki cumhuriyetle hesaplaşmak, hiç de istedikleri ve bekledikleri gibi kolay olmuyor. Her dakika 90 yılda yapılamayanların yapıldığını söyleyenlerin görüntüsü gibi kullandıkları dil de cumhuriyetin onlara armağanı… Besle kargayı, oysun gözünü örneği…
      Çok özledikleri, dirilteceklerini sandıkları dili, Osmanlıcayı kullanabilirler mi? Kullandıkları dil, dinsel öğeleri baskın kılmaktan öteye geçebiliyor mu? Geçemez, en hızlı Osmanlıca savunucusu bile bugün o dili kullanamaz… Dille “din”i buluşturma çabaları, boşuna debelenmektir! İşte cumhuriyetin, Dil Devriminin en büyük başarısı budur.
      Türk Devriminin en güçlü ayağı Dil Devrimidir! Karşıdevrimin bayrakçıları cumhuriyete, devrimlere hangi dille saldırıyor? Görüntü gülünç; ama ayrımında değiller!
      Bugün Atatürk’ü anmak, Türkiye Cumhuriyeti, Türk, Türkçe demek, “ulusalcı” olmak demek… Suç… Bir TV’de görüntüsüyle cumhuriyet kızı, kullandığı dille de kimin sözcüsü olduğunu kestirebildiğimiz bir genç kadın, akademik sanlı politikacıyla konuşuyor. İktidarın “geriye dönük olarak demokratikleşme yolunda çok başarılı olduğunu, bu başarıların ulusalcıları agresif yaptığını, mütedeyyinlerle ulusalcılar arasındaki konsensüs için neler yapılacağını” merak ediyormuş. Akademik sanını “edebiyat”ta kazanan politikacı, sık sık ağzından amacı aşan sözler kaçıran, sözleri bilgisunara kazınan, yine de öyle demek istemediğini savunan biridir; zaman zaman “ulusalcı, ulusallık” kavramlarına bağlı olduğu politikadan yana tanımlar getirmiştir. Kendi süslü, dili pürüzlü gazeteci kızımız da doğallıkla bu tanımlara yaslanarak ulusalcı kesimi küçümsemekte, “agresif” bulmaktadır. Kimi TV’lerde özellikle bu konular tartışılmaktadır. Artık ülkemizde “gerici” yoktur; “irtica” diye bir kavram dile kazayla girmiştir; zaten bu tür kavramlar, “ulusalcıların” uydurmasıdır. Ulusalcılar, bütün “mütedeyyin”leri, yani “dindar”ları hedefe koyan solcularla “Türk milliyetçileri”dir.
      Konu ne olursa olsun, araya sıkıştırılan dinsel kavramlar, İngilizce sözcükler, gelişigüzel savrulmaktadır. Üstelik aynı insanlar, iktidar yanlısı kurumların yaptığı Türkçe Olimpiyatları gibi etkinliklerde Türkçeden yanaymış gibi görünürken okullarımızda Türkçenin egemenliği zayıflamaktadır. Hangi amaçla olduğunu kestirebildiğimiz bu etkinliklerde yabancı çocukların kimisi Türkçe sözcükleri, akademik sanlı politikacılardan daha düzgün söylerken, daha düzgün tümceler kurarken kendi çocuklarımız, arka arkaya iki üç doğru tümce kuramayacak duruma düşürülmüştür.
      Sosyal bilim liselerine konan Osmanlıca ve eski yazı dersinin yaygınlaşacağını kestirmek zor değil; minicik çocuklara Arapça dersi konmuş, Kuran kursları MEB çatısı altına taşınmakla kalmamış, sözde yeni olan 4+4+4’lük sistemin uygulanması, 2012 yazında camilerde başlamıştır. Anımsıyorum; aile büyüklerim, konu komşu kutsal kitap alırken “Hediyesi kaça?” diye sorarlardı; bugün birçok TV kanalı ve yayınevi, kutsal kitabı öyle bir pazarlıyor ki; insan utanır! Peki, hangi dille pazarlıyorlar? Kutsal kitabın her sözcüğünün Türkçe karşılığını verdiklerini söyleyerek; bu kesim değil miydi dün, kutsal kitabın Türkçeye çevrilemeyeceğini söyleyen? Aynı kesim değil miydi uygulayımbilimi reddeden? Minarelere sesyükseltici taktırmayan; batıyı “batıl” sayan?
      Amacım, 80. Dil Bayramını kutlarken inananı, inanmayanı eleştirmek değil; politikanın, basın yayının ve sözde aydınların, en acısı da adının önüne akademik san takılı sözde bilimcilerin dil kullanımında geldiği noktaya dikkat çekmek istiyorum. Sevindirici olan şudur: kim ne yaparsa yapsın, dili “din”le yeniden buluşturmak için, kim hangi tuzakları hazırlarsa hazırlasın, artık geçmiş ola! Cumhuriyetin orası burası koparılmaya çalışılan değerleri gibi Türkçeyi de geriye döndürmek olanaksız! Bu cumhuriyet bir imparatorluğun küllerinden doğdu; bu cumhuriyet de yüzyıllarca boyunduruk altında yok olmayan Türkçe gibi yeniden küllerinden doğar. Türk Devriminden koparılmaya çalışılan her parça, el yakar; hesap sorana öyle bir hesap çıkarır ki… “Artık ülkeyi besmele çekenler yönetiyor, şükürler olsun!” diye sevinenlere, bir gün keser sapı döner.
      Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu çoğunluğunun dili Türkçe, resmi dildir. Resmi dil, aynı zamanda ortak dilimizdir! Hangi inanç ve kökenden olursak olalım, birbirimizi bu ortak dille anlamak, ülkenin ortak çıkarları için ortak dille ortak us üretmek zorundayız! Buna çok gereksinim duyduğumuz bir sürece saplanmış durumdayız; ülkemizin sırtında, ayakucunda silahlar susmuyor. Sağımız solumuz ateş altındayken politikacıların çoğu, üstelik “iftar” sofralarında, bugüne dek görülmemiş saldırgan, ağır bir dille konuşmayı sürdürdüler. Yayılmacının sesi soluğu ensemizde, o yayılmacı kendi dilini çoktan eğitim sistemine yerleştirdi; şimdi yerleştireceği başka şeyler var. Bu nedenle de eğitim sisteminde Türkçenin egemenliği bitiriliyor. Ulusal sınırlar içinde yaşayan, yurttaş kimliği taşıyanların çoğu ise olay ve oluşumlara yurttaşlık penceresinden bakamıyor.
      Bizler ulusalcılığı Mustafa Kemal’in gösterdiği gibi algılıyoruz, böyle yaşamayı yeğliyoruz; böyle yaşamak için de her bedeli öderiz! Herkes inancında özgürdür; hangi kökenden olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu yurttaşıdır; ancak kimse inanç ve köken farkını ayrıcalık olarak görmemelidir. Bizler inanca ve ırka dayalı “milliyetçiği” değil, ulusal ve evrensel değerleri usla, bilim ve sanatla harmanlayan, birbirini ortak dille doğru anlayan; bilgiden, bilimden beslenen ulusalcılığı yeğliyor ve böyle yaşıyoruz. Her dile saygılıyız; her yurttaş kendi dilini de öğrenmelidir. Dili siyasaya araç yapmak, arkasından başka olumsuzlukları da sürükler!
      80. Dil Bayramını kutlarken başka düşlerimiz, başka coşkularımız olmalıydı! Ne yazık ki hangi inanç ve kökenden olursak olalım, hepimiz zor bir sınav veriyoruz! Artık sopasını saklamayan yayılmacı, sınıf öğretmeni tavrıyla test sorularını önümüze koyuyor. Biz, görkemli bir ulusal savaşımla o sopayı da o test sorularını da yayılmacının başına çalmıştık. Yine çalarız; yeter ki birbirimizi ve ortak çıkarlarımızı doğru anlayıp değerlendirelim; 81. Dil Bayramına bütün kaygılarımızı, safraları yok ederek yürüyelim!
      Bu duygularla ulusumuzun 80. Dil Bayramını kutluyorum!

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter