AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Nisan 2013
ŞU “ULUSALCILIK”I KİM SARDI BAŞIMIZA?

      Ulus, ulusal ve ulusallık, “millet, milli, milliyet” karşılığı olarak Türkçeleştirildi; Osmanlıcadan Türkçeye ve Türkçeden Osmanlıcaya başlıklı Cep Kılavuzlarında yer aldı (1935). Bu sözcükler ve başkaları, özellikle 1950’den bu yana Dil Devrimine duyulan öfkeyle “solcu, komünist” uydurması olarak karalandı; yasaklandı. Bugün ulusalcılık üstünden koparılar fırtınanın amacı, sözcük yasaklamak gibi gülünç bir eylem değildir. Sözcüklerin anlam ve kavram alanlarına bakmadan tartışanlar da dili, inancı, köken farkını siyasaya araç yapan politikacılar, gazeteciler ve toplumun tanıdığı kişilerdir. Türkçenin tarihsel akışını, özelliklerini ve niçin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili olduğunu bilmeden (ya da bilmezden gelerek) tartışanlar, mangalda kül bırakmıyorlar.
      Laik cumhuriyetimizin adı, Türkçe konuşanlar çoğunlukta olduğu için Türkiye’dir. Anadolu Selçukluları ve Osmanlı kendine Türk demezken Avrupalı, Anadolu’ya yeni gelenlerin Türkçe konuştuğunu görüp burayı Türklerin ülkesi anlamında Turcomania ya da doğrudan Turchia diye adlandırmıştır. Osmanlı, yönetimindeki her inanç ve kökenden insanlar, bu coğrafyada her türlü iletişim ve alışverişinde Türkçeyi kullanmıştır. Kaynaklara göre Türkler arasında Kürtçe, Rumca, Ermenice, Arapça, Süryanice ve başka dilleri bilenler azdır; ama bu coğrafyada yaşayanlar, çoğunluğun dili Türkçeyi öğrenmiş; Türkçeyle ürün vermiştir.
      Türkçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu çoğunluğunun dili olduğu için resmi (ya da ortak) dildir. 1950’den bu yana dille dini aynı kefeye koyan “milliyetçi muhafazakâr” (ulusçu tutucu) anlayışın ardılları, on yıldır iktidardadır. Dille din bağını, başta MEB ve üniversite olmak üzere, cumhuriyetin tüm kurumlarına yansıtmıştır. “4+4+4’lük sözde eğitim yasası” da laik eğitimin, Türk Devriminin bütün basamaklarını silecek ve Türkçeyi yeniden karma dile döndürecek tuzaklarla dolu bir girişimdir. Türkçenin resmi dil olması, öteki dillerin yadsınması anlamına gelmez. Böyle olmadığını zaman göstermiştir. Tutucu politikacılar, devrimlerin hepsini yadsıdıkları için, şimdi Türk Devriminin şahdamarı olan resmi dil Türkçe üzerine oyun kurmaktadır. Hiç kimsenin ve hiçbir kurumun dili/dilleri yasaklama gücü yoktur; ancak hiçbir dil kendi kendine bilim, sanat ve eğitim dili olamaz. Dahası ulusal, ulusalcılık gibi birkaç sözcüğünün anlam ve kavram alanı bozularak ya da sözcükler siyasallaştırılarak hak/özgürlük savaşımı verilemez.
      Ülkemizde yıllardır yabancı dille öğretim yapılmaktadır; füzesini askerini yerleştiren yayılmacının dili, yalnız resmi dilin değil, tüm dillerin ve ortak değerlerin önüne geçmiştir. Ne dün ne bugün, bu duruma “milliyetçi muhafazakâr” taraftan, sözde aydınlardan ve Kürtlerden hiç tepki gelmemiştir. Türkler ve Kürtler, bilimsel değil siyasal savlarla tartışırken yayılmacı, inanç ve kökenimize bakmadan hepimiz için ortak olan ulusal kazanım ve çıkarların üstüne oturmak üzeredir. Osmanlının çöküş döneminde doğu ve güneydoğuda yüzlerce okul açan yayılmacı, bugün de aynı bölgede canlı yayına geçmiştir. Doğallıkla destekçisi yalnız iktidar değildir. Bugünkü iktidar ve yandaşları, kurnazlıkla birçok kavram ve kurumun içini boşaltmıştır; birileri kanal kanal gezerek özellikle ulusalcılığı karalayarak tanımlamış; ulusalcıların kişiliğinde Atatürk’ü ve Türk Devrimini suçlamıştır. Dilbilimsel açıdan “ulusalcılık”ı “milliyetçilik”ten ayrı tutamayız; biri Türkçedir, öteki Arapçadır (Türkçe eklerle Türkçeleştirilmek istenmiştir; bu biçimiyle de kullanılmaktadır). Her sözcük (her terim), türlü nedenlerle olumlu/olumsuz başka (ya da yeni) anlamlar kazanabilir; bunu siyasetçiler değil toplumbilimciler saptar. Ancak inancı ve etnik kökeni birlikte ya da birinden birini siyasallaştıran “milliyetçilik”in, nelere mal olduğunu iyi bilen bir coğrafyadayız. Tarihten çıkaracağımız dersle, bilimsel ve sanatsal olana yaslanması gereken bugünkü aklımızla salt inanca ve etnik kökene dayanmadan ulusalcılığı, yurttaşlık bilinciyle ortak yaşamın, ortak çıkarların öznesi olarak içselleştirmedikçe görüş alanı sandıkla sınırlı siyasetçilerin oyuncağı olmayı sürdüreceğiz.
      Dilbilimsel açıdan baktığımızda, gördüğümüz bu; Atatürk’le ve devrimlerle hesaplaşmayı öne çıkaran tartışmaların nelere mal olacağını da kestirebiliyoruz.

SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter