AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
Yabancı Adlandırmaya Tepki

Yabancı Adlandırmaya tepki büyüyor.

Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet gazetesindeki köşesinde 7 Haziran 2006'da yayımladığı yazısında yabancı adlandırmaya tepkisini dile getirdi. Sayın Yılmaz'ın yazısını ve derneğimizin Mehmet Y. Yılmaz'a teşekkür mektubunu aşağıda yayımlıyoruz.


Mehmet Y. Yılmaz'ın Köşe Yazısı:

Myshowland'de Türkçe Olimpiyatı

DÜN çok ilginç bir toplantı için gönderilen bir davetiye aldım.

Davetiye 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı için düzenlenmiş.

(Ve bir Türkçe tartışması toplantının adıyla başlıyor aslında: Davetiyede "olimpiyat" sözcüğünün sonundaki sert sessiz harf, "ı" eklenince "d" ile değiştirilip "olimpiyadı" diye yazılmış. Doğrusu Ömer Asım Aksoy'un Ana Yazım Kılavuzu'nda "olimpiyatı" diye belirtiliyor ama TDK İmla Kılavuzu da sözcüğü "olimpiyadı" diye verdiği için bunu tartışmıyorum. Ben Ana Yazım Kılavuzu'nu tercih ettiğim için "olimpiyatı" diye yazdım.)

Dikkatinizi Türkçe Olimpiyatı'nın düzenlendiği yere çekmek istiyorum: Myshowland!

Türkçe Olimpiyatı düzenlemek için İstanbul'da adı Türkçe olan bir yer bulunamamış mı diye düşündüm.

Düşündükçe de bunun ne kadar güç bir iş olduğunu bir kez daha gördüm.

Binalara, işyerlerine İngilizce isimler takılması yeni bir uygulama değil aslına bakarsanız.

Ama bunun giderek çığırından çıktığı da kimse için bir sır olmamalı.

Pazar günü Hürriyet'in sayfalarını dolduran yeni konut sitelerinin ilanlarına şöyle bir bakmak bile bunu görmek için yeterli.

Yakında İstanbul'da oturan birinin adresine bakarak onun Londra'da yaşadığı düşüncesine kapılırsanız hiç şaşırmayın.

Özellikle de İngilizcenin yerel dilleri baskı altına almasını cezalandırıcı yöntemlerle önlemek elbette mümkün değil.

Sorun, ulus olarak dilimize sahip çıkma hassasiyetimizi geliştirmekle çözülebilir ve bu da ilkokullardan başlayarak öğretilebilir.

Çocuklarımızı "test çözen robotlar" haline getirdiğimiz için ne yazık ki sorunun kendisi de ilkokullarda başlıyor zaten.

……..


Dil Derneği'nin Teşekkür Mektubu:

Sayın Mehmet Y. Yılmaz,

7 Haziran 2006 günlü yazınız için size teşekkür ederiz.

"Yakında İstanbul'da oturan birinin adresine bakarak onun Londra'da yaşadığı düşüncesine kapılırsanız hiç şaşırmayın" diyorsunuz, çok haklısınız. Ne ki yalnız İstanbul'da değil, köylerde, beldelerde yaşayanlar bile, kendi ülkesinde "konuk"muş gibi bir duygu içindeler. Hepimiz böyle bir duygu içindeyiz. "Red Shoes" adlı dükkândan ayakkabı alan birine, tek sözcük İngilizce bilmediği belliydi; ayakkabınızı beğenen birine aldığınız yerin adını söyleyebilir misiniz, diye sorduk. Bu adı söyleyemiyordu ve ancak dükkânın yerini tarif edebileceğini belirtiyordu.

Adı yabancı olan her yere girip çıkıyor, neden, diye soruyoruz; karşı sorular geliyor: Siz AB karşıtı mısınız, küreselleşmeden haberiniz yok mu? Adımızı yabancı yapınca alışverişin arttığını bilmiyor musunuz?

Biz, Dil Derneği olarak bu yanlışa karşı savaşım veriyoruz; bizden önce ta 1960'lı yıllarda Agâh Sırrı Levend, Ömer Asım Aksoy gibi ustalar, özellikle Ankara ve İstanbul'daki yabancı adlandırmaya tepki göstermişlerdi. Derneğimiz yaklaşık 20 yıl önce "Türkçesi varken, Türkçesini kullanalım!" kampanyası başlattığında, yazık ki destek görmediğimiz gibi, ufak ufak tepki de almış, hatta bu tavrımızı tutuculukla, ırkçılıkla adlandıran bile olmuştu.

Sayın Yılmaz, Türkçeye karşı güvensizliğin tarihi epeyce eskidir. Eğer "milliyetçi muhafazakâr" iktidarlar, 1983'ten önceki Türk Dil Kurumu'na tepkili olmasalar ve bu kurumu kapatmasalardı, Türkçeleştirme eylemine karşı durmasalardı; Türkçenin eğitim ve öğretim programları bilimsel verilere yaslansaydı; yabancı dille öğretim sömürgeymişiz gibi anaokullarına bile dayatılmasaydı; ülkeyi saran yabancı adlandırmaya AB'ye girme hazırlığı, küreselleşmenin gereği, alışveriş yaşamını hızlandıran yapay bir işlev yüklenmeseydi ulusal kimliğimiz olan dilimiz bu denli kirlenmezdi.

Sayın Yılmaz, 20 yıldır sayısız kampanya düzenledik, binlerce imza topladık; kapı kapı gezdik; kimi kurumlara ad bulmada yardımcı olabileceğimizi, bunu karşılıksız yapacağımızı söyledik. Dinleyen kim?

1983'te Atatürk'ün kurumunu kapatarak kurulan resmi Türk Dil Kurumu (ki bu kurumdaki kişiler, 1983'e dek Türkçeye savaş açtıkları için bugünkü kirlenmede onların da payı vardır), adı Türkçe olan yerlere "onurluk" (plaket, bu sözcük resmi TDK'nindir), veriyormuş. Ne onur kırıcı bir durum, kendi ülkemizde kendi dilimizi kullananı onurlandırıyoruz.

Nerde dil bilinci, nerde ulusal bilinç?

Sözü uzattım, ama çok doluyuz. Bilgisayarımıza her gün onlarca ileti geliyor. Ankara'da açılan Ankamall adlı alışverişine gösterdiğimiz tepkiyi kimse ciddiye almadı. İşadamlarına, girişimcilere durmadan yazıyoruz. Size en son Ağaoğlu kurumuna yazdığımız iletiyi gönderiyorum. Dil Derneği'nin bilgisunar (internet) sitesine girerseniz, çabamızın ve üzüntümüzün boyutlarını görebilirsiniz. Sağ olsun, Yalçın Bayer Hürriyet'in Ankara ekinde Ankamall tepkimize büyük destek verdi.

Gelelim basın yayın organlarına...

Sayın Yılmaz, sizin gazetenin ve ötekilerin İstanbul'daki adresleri, radyo ve televizyonlardaki dil özensizliği, özellikle magazin dilindeki özensizliği saygısızlığa vardıran tutum yazık ki dil kirlenmesini körüklüyor.

Türkiye basın yayın kavramını 1930'larda buldu; "medya"yı bütün yönleriyle karşılıyor. "Medyatik" içinse dilimizde birden çok sözcük var; "tanınmış, ünlü, bilindik, bilinen..." gibi.Ama basın yayın da adı "medya" olduktan sonra bize yabancılaştı. "Performans" akışı ve dile bakışı değişti.

Bir sorun da şu; bildiğiniz gibi Harf Devrimi yasayla korunuyor ve Anayasanın da güvencesi altında. Ama adında "w,x,q" kullananlar açıkça yasayı çiğniyorlar da cumhuriyet savcıları tınmıyor.

Lütfen Dil Derneği'nin www.dildernegi.org.tradresinde ayın yazısını okuyun. "Show" sözcüğü Türkçeye yıllarca önce "şov" diye girmişti, niye "show" oldu. Kulüp "clup", taksi, ekstra, lüks, kuaför gibi sözcüklerin niçin özgün yazımına gidildi? Ne yazık ki Hürriyet gibi köklü bir gazete geçmişte, "Pascha" eki verdi ve tepkimizi duymadı. "Pascha"yı görenler, "dönerchi" açmakta gecikmedi.

Metro City, My World, My Town gibi adlandırmalardan iğreniyoruz artık. Tepkimiz sürecek, artık yasal yollara başvuracağız. Başka çare kalmadı.

Sonsöz olarak, bugünkü iktidardan Kültür ve Milli Eğitim Bakanlıklarından bir beklentimiz yok. Çünkü Kültür Bakanlığı Müşteşarı camekânın yerine vitrinin, vitrinin yerine de "showroom"un geçmesini doğal buluyor.

Beklentimiz şu; basın yayın kurumlarında, örneğin Hürriyet'in de içinde bulunduğu "medya" değil, basın yayın kurumları, adreslerinden başlayarak Türkçe adlandırmayı, Türkçeyi doğru kullanmayı amaç edinse, böyle bir adım atsa, inanın büyük bir ulusal coşku yaşanır.

Zamanınızı aldığım için. 7 Haziran günlü yazınızla bir dokundunuz, bin ah işittiniz, bağışlayın.

Desteğiniz çocuk ve gençlerimizin geleceği demek olan Türkçe için olacak, inancımız, kökenimiz, dünya görüşümüz ne olursa olsun, bir ortak dille anlaşmak zorundayız. Bu dil Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için Türkçedir; "Turc, turca" olmaktan, böyle anılmaktan biz değil, buna çanak tutanlar utanmalı.

En içten saygılarımızla.

Dil Derneği Yönetim Kurulu adına
           SEVGİ ÖZEL
              Başkan


 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter