AnaSayfa Kuruluş: 22 Nisan 1987
Dil Derneği, Bakanlar Kurulunun 24.07.2002 tarih ve 2002-4812 sayılı kararı ile kamu yararına çalışan dernektir.
 
10 Mayıs 2012
KAMUOYUNA SESLENİYORUZ:
ANAYASA, "TEŞKİLATI ESASİYE" MANTIĞIYLA YAZILAMAZ!

     24 Nisan 2012’de, birkaç kurumun düzenlediği, “Anayasanın Dili Sempozyumu”, yeni Anayasanın nasıl yazılacağına ilişkin kaygılarımızı derinleştirmiştir. Bu “sempozyum”da, konuşmaların çelişkilerle dolu olması, “yeni anayasa”nın dil kullanımı açısından “yeni olmayacak” bir bakış açısıyla yazılacağını göstermektedir. “Sempozyum”da Başbakan konuşmasının bir yerinde, “Türkçenin kısırlaştırılmasına yönelik olarak çok acıklı, çok acımasız girişimler tarihimizde maalesef oldu. Bunu da biliyoruz. Türkçe tabii mecrasından çıkarıldı ve bir kalıba sokulmak istendi. Dünyadaki her dil başka dillerden ödünç kelimeler alırken, bu son derece tabii bir şeyken, Türkçedeki tüm yabancı kelimeleri ayıklamaya yönelik tasarruflarda bulunuldu” diyor. Bu sözler gerçeği yansıtmıyor; bilimsel açıdan inandırıcı değildir. Diller arasında sözcük alışverişi doğaldır; doğal olmayan bir dilin başka bir dil/dillerin “boyunduruğu” altına girmesidir. Ne yazık ki Türkçe yüzyıllarca, başta Arapça-Farsça olmak üzere yabancı dillerin boyunduruğu altına girmiştir. Bugün bir yandan Osmanlıca hevesi köpürtülmekte, bir yandan İngilizce hayranlığı Türkçeyi kuşatmaktadır.
     Başbakan, “… kitabı, kâtibi dışlayanlar, örneğin kâtibin yerine sekreteri getirenler sanki Türkçeden bir kelime ürettiler, hiç alakası yok. İthal bir kelime. Kâtibe acaba niyeydi bu düşmanlık diye baktığınız zaman, aslı belli oluyor zaten. Bu tabii olmayan ideolojik girişimler ne yazık ki Türkçeyi ciddi manada kısırlaştırdı. Türkçenin sağladığı o engin muhayyileyi de ciddi manada köreltti. En önemlisi de Türkçe üzerinde yapılan operasyonlar tarihimizle bugün arasındaki en önemli irtibatı, en önemli köprüyü yani kuşaklar arasındaki dil birliğini ortadan kaldırdı. Âdeta bizim şah damarımızı kestiler. Bu çok önemli. Muhayyile kelimesini, tasavvur kelimesini, inkişaf, mücerret, müşahhas, aklıselim gibi kelimeleri farklı dillerden Türkçeye geçti diye ayıklamak, bunların yerine kelime ikame etmek aynı anlamı, aynı manayı asla ve asla karşılamayacaktır” diyor. Bu savlar, bilimsel değil, siyasaldır. 
     Dilin yenileşmesinden yana olanlar hiçbir zaman, “kitap, kâtip…” gibi sözcükleri dışlamadı. Başbakanın temel aldığı Banarlı’nın “dedim-dedi” mantığıyla yazılmış, kaynakçası olmayan “Türkçenin Sırları” adlı kitabı Türkçenin tarihsel akışını, bilim ve sanat dili olması için verilen çabayı, Dil Devrimini karalayan bir yapıttır. Bu yapıtın MEB’nin “100 Temel Eser”i arasında olması, Türkçe açısından talihsizliktir. Dil Devrimini “dile müdahale” sananlar, özellikle politikacıları ve eğitim kurumlarını büyük bir “yanlış”a inandırmışlardır. Dilden sözcük atmaya kimsenin, hiçbir kurumun gücü yetmez. Kimse toplumu şu ya da bu sözcükleri kullanmaya zorlayamaz. “Kâtip” yerine “sekreter”i getiren de “Trump Towers”ları kuran mantıktır. “Muhayyile, tasavvur, inkişaf, mücerret, müşahhas, aklıselim…” gibi sözcükleri isteyen kullanır; kimse karşı çıkamaz; ancak söylenişi, anlaşılması ve yazımı kolay olan Türkçe sözcükler, eninde sonunda öne çıkar. Nitekim Başbakanın konuşmalarına, 5-6 dakika göz atarak şu sözcükleri saptadık: “açılış, aday, amaç, anayasa, anlam, arındırmak, ayrım, ayrıntı, ayrıntılı, bağlantı, bakan, bakanlar kurulu, başbakan, Başbakanlık, başkanlık, başvuru, bilgi, bilim, birey, birim, bölge, danışma, dayanak, dayanışma, değer, değerli, değişiklik, değişim, denetim, dışlamak, dil, doğal, dönem, dönüşüm, durum, duygu, duyuru, düşünce, eğitim, engel, etkinlik, genel, genel başkan, genelge, gerçekten, girişim, girişimci, görsel, görev, gündem, hoşgörü, iletişim, iletmek, ilgi, ilgili, ilginç, ilke, inanç, işlem, kalkınma, karşılık, katılımcı, katkı, kazanım, kentsel, kesim, kez, konut, korumak, köken, kural, kurul, kuşak(lar), kuşatmak, kuşkusuz, kutlu, okul, olağan, oluşturmak, olumlu, onay, oran, oranla, ortak, öğretim, ölçüt, önem, önemli, örneğin, örgüt, örgütlenme, özel, özellik, özellikle, özen, özgürlük, özgürlükçü, sağduyu, saldırı, savunma, sayın, seçim, seçmen, sergilemek, simge, sorumluluk, sorun, süreç, sürekli, tanıtım, toplantı, toplu konut, toplum, tüketim, tüzük, ulaşım, ulusal basın, uluslararası, uygulama, uzman, uzlaşma, ülke, üretim, vurgulamak, yaklaşım, yandaş, yansıtmak, yapay, yapım, yaraşır, yasa, yatırım, yatırımcı, yerel, yetki, yetkili, yoksul, yönelik, yönetim, yüksekokul, zorunlu…” 
     Bunların çoğu uydurukça diye aşağılanmış; genelgelerle yasaklanmıştır. Başbakanın da kullandığı yeni sözcükler, dile kilit vurulamayacağını gösteriyor. Bu nedenle “Dili doğal mecrasında, tabii akışı içinde bırakmak, dil üzerindeki mühendislik faaliyetlerine mutlaka ve mutlaka 'dur' demek zorundayız” yargısı bilimsel açıdan doğru değildir. Sözcükler yerden bitmez, gökten düşmez. Doğru, “Dilimiz açıkça istila altında”dır. Başbakanın, “Bu istilayı Karamanoğlu Mehmet Beyin fermanı gibi ya da yakın tarihte dile yapılan müdahaleler gibi girişimlerle engelleyemeyiz” düşüncesine katılmıyoruz. Bir dile yeni sözcük (ve terim) kazandırmak, “müdahale” değil, dile emek vermektir; o dili korumaktır. Bu anlamda dünyanın her yerinde bilim-sanat insanları ve halk, dile sözcük (ve terim) kazandırır. Atatürk bu nedenle Türk Dil Kurumu’nu dernek olarak kurmuştur. 29 yıl önce Türk Dil Kurumu’nun devletleştirilmesi, dil işlerini yürütecek bilim-sanat insanlarının devlet denetiminde olması, açıkça “siyasetin dile müdahalesi”dir. “Anayasanın Dili Sempozyumu”nda, dilcilerden, sanatçılardan çok, siyasetçilerin gündemi belirleyen konuşmalar yapması da “dile müdahale”dir. 1950’de tek başına iktidar olanlar Dil Devrimini “dile müdahale” sanıyor; “anayasa”yı “Teşkilatı Esasiye Kanunu” yapmak istiyorlardı; yapamadılar. Gereken yanıtı Dil Devrimiyle yenileşen Türkçe verdi. 1982 Anayasasını yazanlar da 1950’deki “Teşkilatı Esasiye”ciler gibi Dil Devrimini yadsıyor; ama devrimin ürünleriyle devrimi karalıyorlardı. Bilimsel gerçektir; dil durmaz; yürür. Türkçe “Anayasanın Dili Sempozyumu”nda da gücünü göstermiş; bütün konuşmacılar devrimin sözcüklerine yaslanmak zorunda kalmıştır. Kafaların gerisindeki “Teşkilatı Esasiye” ruhu asla artık dirilemez; eğitimin “4+4+4” diye bölünmesi, ilköğretimlere Arapça; liselere Osmanlıca ve eski yazı dersi konması, Türk Devriminin en güçlü direği olan Dil Devrimini durduramaz. Durduramayacaktır. Yeni bir anayasa yapılacak ve o temel yasa gerçekten “yeni” olacaksa, hazırlayıcılar Dil Devrimini yadsımak saplantısından kurtulmalı; Türkçenin olanaklarından yararlanmalıdır!
     Bu durumu kamuoyuna bildirir; bilim sanat insanlarının, toplumun, siyasal örgütlerin duyarlı ve dikkatli olmasını öneririz!

                                                                                          DİL DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANI
                                                                                                                          SEVGİ ÖZEL

 
BAŞYAZI
TÜRKÇE SÖZLÜK
YAZIM KILAVUZU
 
     
facebook twitter